30 Ekim 2018 Salı

Hoşuma Yapışanlar

   Sparknote'ta edebi türleri şakayla karışık tek cümlede özetleyen bir listeye denk gelmiştim. Beğendiklerimden birkaçını aşağı bırakacağım (ve çevirmeye çalışacağım, hatam olursa düzeltiniz). Listenin tamamına ise buradan ulaşabilirsiniz.



Macera: Ateş yakmayı, basit bir barınak kurmayı ve karmaşık düğümler atmayı birdenbire biliveren, sıradan bir insansın.



Bildungsroman: Ziyadesiyle seninle ilgilenen İngilizce öğretmeninin vakitlice bir tavsiyesi sağolsun, hayatında bir dönüm noktasına ulaştın. 



Dram: İyi kalpli tek karakter korkunç bir şekilde ölür; bir metafordur bu. 



Epik şiir: Anlatacağın çok uzun bir öykü var, ama bu zırt pırt durup savaş hakkında alakasız kişisel anekdotlarını paylaşmana engel değil.



Fantastik: "Önceden sihir vardı, ama yüzyıllar evveldi bu," diye düşüncelere daldın tozlu bir pazar yerinde dolanırken.



Gizem: Kötü şeylerin neredeyse hiç yaşanmadığı ufak bir kasabada kötü bir şey yaşandı.



Romantik: Hoşlanılan adamın oldukça dikkate şayan, sıfata değer gözleri var ve ayrıca sırıtıp duruyor.



Bilimkurgu: Gezegeni robotlardan kurtardın, ama ne pahasına?



 Gerilim: Flaş disk kayıp, bir ceset bulundu ve kimse uygun suç mahalli protokolünü takip etmiyor.



Trajedi: Baban öldü - hoşlandığın kişi de, annen de, arkadaşların da, ve doğru düzgün tanımadığın birkaç kişi daha.

20 Ekim 2018 Cumartesi

Seçmeceler


   Geçen gün Nantucketlı Arthur Gordon Pym'in Öyküsü'nü okumaktaydım. Tam da gerilimli kısımlardan birindeyim, kitapta fırtına patlak vermiş, dışarıdan gelen gök gürültüsü ve yağmur sesiyle irkildim, bir an gerçek-hayal, zaman-mekân algım birbirine girdi... (sonra bir baktım oda arkadaşlarımla kimi yiyeceğiz diye kura çekiyoruz).

15 Ekim 2018 Pazartesi

Tazecik Kitap Yorumu: Limbo - Dan Watters & Caspar Wijngaard


   Limbo'yu, The Walking Dead'deki reklamlar sayesinde öğrendim. İlk sayısının çıkacağı duyruluyordu (TWD'nin eski bir sayısında olsam gerek, çünkü 2015'te yayınlanmaya başlamış Limbo).

   Çizgi romanın güzelim kapağına vuruldum ve konusuna bile bakmadan okunacaklara ekledim... Pişman değilim.

   Ana karakterimiz Clay, ne kim olduğunu ne de Dedande Şehri'nde kendini nasıl bulduğunu hatırlıyor. Kimliğini yeniden keşfedeceğini ve anılarını geri kazanacağını umarak şehirdeki büyüklü küçüklü tüm gizemleri çözmeye kendini adamış.

   Günlerden bir gün, şehrin mafyası Thumb'ın barında şarkı söyleyen bir kadın, görmemesi gereken bir şeye şahit olduğunu söyleyerek Clay'den yardım ister. Thumb ve adamlarını hipnotize olmuş bir biçimde, televizyonun önünde dans eden bir şamanı izlerken görmüştür. Dansın sonunda televizyon, şamanın yanındaki keçiyi yutar. Şaşkınlığına yenik düşen şarkıcı, kazara onlara yerini belli eder ve sonrasında Thumb'ın gözü üzerinden ayrılmaz.

   Clay bu tele-şaman mevzusunu öğrenmek ve Thumb'ın pis işlerini açığa çıkarmak üzere işe koyulur, ancak her şey git gide tuhaflaşır...

   Limbo, her sahnesinden ayrı bir ilginçlik fışkıran bir çizgi roman. İnsan yiyen canavar balıkçılar, şehirde fink atan ölüler ve iskeletler, yılan kusturan müzikler... Karakterler de oldukça dikkate değer. Clay'in arkadaşı Sandy, ölülerin ruhları için karışık kaset hazırlayıp onlarla iletişime geçen bir şifacı mesela. Tele-şaman ise kablolu ağın sunduğu imkanları görüp bundan en iyi şekilde yararlanan bir geleneğin temsilcisi -aynı zamanda, son zamanlarda gördüğüm en ilgi çekici karakter-.

   Kitaptaki televizyon-içi sahneler aklımı başımdan aldı. Bunlardan birini Sıradakinden Alıntı'da paylaşmıştım. Bu sahnede tele-şamanın tipiyle ilgili olarak bir not düşmek istiyorum. Bunun, Max Headroom programına gönderme olduğunu biraz araştırdıktan sonra öğrendim. Ekranlar vasıtasıyla herkesi gözetleyebilen ve onlara ulaşabilen tele-şamanla, televizyonların insanları geri izlediği -Zeki Müren de bizi görecek mi :P- bir distopik dünyayı anlatan bu program esasında büyük bir paralellik gösteriyor. Ancak şunu belirtmeliyim ki tüm bu çıkarımları okuduğum şu yazıya dayanarak yapıyorum. Program konu itibariyle epey ilgimi çekse de izlemeye katlanamadım.

   Kitapta bayıldığım bir diğer şey ise sayı sonlarında yer verilen resimler. Kimi sanatsal bir poster, kimi bilindik bir oyuncağın kitabın kurgusuna uyarlanmış parodisi. Ayrıca her sayının sonunda, sonraki sayıdan bir cümlelik alıntı yer almakta.


   Limbo'nun dikkatimi ilk olarak kapağıyla çektiğini yazmıştım, o halde sayıların kapaklarını koymamak olmaz. İçi de aşağı kalır değil, hem ayrıntılarla bezeli çizimler hem ışık saçan renklendirmeler tek kelimeyle muazzam. 

   Kitabın sonuyla ilgili de değinmek istediğim bir iki nokta var, hemen uyarımızı da koyalım, kitabı okumadıysanız sonraki paragrafa geçiniz. AĞIR SPOILER! Her şeyin başa saracağının karakterler arası konuşmalardan öte hem televizyonda geri sar ibaresinin çıkışı, hem son sayının son cümlesinin "çubukta kertenkele" oluşu, hem de ilk sayıda "sanki tekrar tekrar aynı şeyleri yapıyorum, döngüye takılmış bir kaset gibi" denişi ayrıntılara verilen önem açısından bir kez daha başımı döndürdü. Thumb'ın (Başparmak) kötülüğü kontrolü altında tutup tüm şehre yayılmasını engelleyerek şehri ayakta tutuşu, aynı zamanda Clay'in başparmağının da onu hayata bağlayan tek şey oluşu ve Thumb'ı ortadan kaldırmasının hem kendisinin hem de bir bakıma şehrin sonunu getirişi oldukça iyi bir bağlantıydı -zarar verirsen zarar görürsün-. SPOILER SONU.

   Hep övdüm, biraz da olumsuz yanlarından bahsedeyim. Limbo, kült bile olabilecek bir eserken karakterlere yeterince yoğunlaşmayışı ve Dedande Şehri'nin de ayrıntısına fazla girmeyişi sebebiyle potansiyelini tam değerlendiremiyor. Şehirde "neden" ve "nasıl" diye sorabileceğiniz birçok şey gerçekleşiyor, bunların cevabını alamamak beni üzüyor açıkçası. Minik bir spoiler. Misal bilinçaltıyla ilişkilendirilse fena mı olurdu?

   Eğer yaşam ve ölüm, sanal ve gerçek arasında arafta kalmış, muhteşem görsellikte bir eser okumak isterseniz, tavsiye edeceğim bir kitap olur Limbo. Dilerim ki Türkçeye de çevrilir.

Puan: 4,5