19 Eylül 2018 Çarşamba

Sıradakinden Alıntı

   Grimalkin sanki zihnimi okumuş gibi gülümsedi. "Asla dış görünüşe göre değer biçme," diye uyardı. "Bu kılıç pek hoş görünmeyebilir, fakat savaş hoşlukla ilgili bir şey değildir. Süsler çoğu zaman o bıçağı yaratan kişinin zevkini yansıtır. Bense işlevselliği yeğlerim."

Hayaletin İntikamı, Joseph Delaney

18 Eylül 2018 Salı

Tazecik Kitap Yorumu: Benim Adım Alice - Joseph Delaney


   Serinin ilk kitabı Hayaletin Çırağı'nın yorumu burada.

   Serinin ikinci kitabı Hayaletin Laneti'nin yorumu burada.

   Serinin üçüncü kitabı Hayaletin Sırrı'nın yorumu burada.

   Serinin dördüncü kitabı Hayaletin Savaşı'nın yorumu burada.

   Serinin beşinci kitabı Hayaletin Hatası'nın yorumu burada.

   Serinin altıncı kitabı Hayaletin Kurbanı'nın yorumu burada.

   Serinin yedinci kitabı Hayaletin Kabusu'nun yorumu burada.

   Serinin sekizinci kitabı Hayaletin Kaderi'nin yorumu burada.

   Serinin dokuzuncu kitabı Benim Adım Grimalkin'in yorumu burada.

   Serinin onuncu kitabı Hayaletin Kanı'nın yorumu burada.

   Serinin on birinci kitabı Benim Adım Slither'in yorumu burada.

   Bir önceki kitabın yorumuna bakıyorum da ne kadar safmışım. Alice'in macerası varken Slither'i ne yapayım demişim, bu kitabın anlatıcısının Alice oluşuna sevinmişim vs. vs...

   Bu kitapla beraber gördüm ki Joseph Delaney serinin "Benim Adım" ile başlayan kitaplarını seri on üç kitaba ulaşsın diye yazmış. Tematik bir sayı oluşunu anlıyorum, ancak gerek var mıydı, yoktu. Serinin diğer kitaplarına yedirilebilirdi bu üç kitaptaki olaylar.

   Alice, Şeytan'ı yok etme ayininde kullanılacak Keder Bıçağı'nı bulmak üzere Karanlık'a gidiyor bu kitapta. Önceki kitaplardan bildiğimiz üzere Karanlık epey tekinsiz bir yer, daha doğrusu tekinsiz kelimesinin yetersiz kalacağı bir kötülük yuvası.

   Böylesi korkunç bir alemde Alice'in kendini koruması için büyü gücüne başvurması kaçınılmaz, kaldı ki kendisi de iki cümlesinde bir bize bunu hatırlatıp duruyor (büyü kullandıkça karanlığa yaklaşıyorum, kullanmamam lazım, hişt kime diyorum, alo, kullanmamalıyım diyorum, hiç takmıyorsunuz?!). Ancak tekrarı bununla sınırlı kalmıyor. Lizzie'nin ona verdiği eğitimle ilgili aynı anekdotları döndür dolaş anlatıyor (Lizzie bana işleri hep ayrıntısıyla öğretirdi ama bunu öğretmedi, bunu da, hele ki şunu). Peşinde olması muhtemel olan ecinniyi unutmamıza izin vermiyor (ecinni peşimizde diyorum, hadi gerilsenize biraz, ayıp oluyor ama). Zamanın bu dünyada farklı geçtiğini, bu sebeple hızlı hareket edip kılıcı bir an önce bulması gerektiğini söylüyor, ancak tekrara başvurmayı herhalde zaman kaybı olarak görmüyor. Hof, yazarken içim sıkıldı. Kitap seri bazında bir doldurma kitabı olmasının yanında, kendi içinde de tekrarlarla dolu.

   Önceki kitaplarda Karanlık'a gönderilmiş yaratıklar ve cadılarla da karşılaşıyoruz, bu da kitaba az buçuk okunurluk katıyor, bunu sevdim diyebilirim.

   Kitabın asıl olayı, Alice'in tanrıların ve çeşitli yaratıkların/ecinnilerin bölgelerinden geçip Şeytan'ınkini bulması. Bölgeler arasındaki kapıyı bulmak ise zor. Kapının bulunmasını sağlayan bir ayrıntı var, ancak tahmin edin ne olmuş? Kitapta baskı hatası bulunması sebebiyle bu ayrıntının ilk anlatıldığı bölüm yok. Kitabın bir bölümü neredeyse tamamen eksik, bu da yaklaşık beş on sayfa ediyor. Çok üzücü.

   Karanlık'taki bölgeleri epey ilgi çekici buldum, ancak kitabın çoğu Alice'in geçmişe dönüş niteliğindeki anlatılarından ibaret, bu sebeple o anki durumdan çok geçmişi okuyoruz denebilir.

   Bir de Karanlık'ın yaratıklarının etrafında fink attığı bir bazilika mevcut, burada iki çan arasında herkesin birbirini öldürmesi tabir-i caizse "caiz" oluyor (aniden hiçlikten bir Purge belirir). Anlam veremedim, Purge'ün bu seride işi ne :D (o da ne, yoksa ortak bölüm mü?) Neden beş dakikalık bir heyecan katıyorlar bu ortama?

   Ne cıvıdım arkadaş. Çok doluyum. Son birkaç şeye daha değinip, umuyorum ki daha da beter cıvımadan bu yorumu bitireceğim.

   AĞIR SPOILER! Kitabın başlarında tahminim Alice'in büyü gücünü kullana kullana Karanlık'a geçeceği ve bir bakıma orada hapsolup bizim dünyamıza geri dönemeyeceğiydi. Pan'la yaptığı anlaşma sonucu büyük bir fedakarlık karşılığında dönebilecekti, ancak bu fedakarlık ayinde kendisini kurban etmesine bir şekilde engel olacaktı. Böyle olmadı, kitaptan zevk alabilmem için böyle olması da şart değildi, ama o son neydi öyle? Kız kaç aydır Karanlık'ta dönsün dolansın, geri döndüğünde Grimalkin ona desin ki, yaa, ben başka bir çözüm buldum, gitmesen de olurdu aslında. Ne kadar sinir bozucu... Kaldı ki bir bakıma da bu kitabın ne kadar gereksiz olduğunun yazarın ağzından itirafı. SPOILER BİTTİ.

   Kaldı geriye bir kitap. Onunla birlikte Wardstone Günlükleri'ne veda etmiş oluyoruz. Önceki yorumlardan birinde son kitapta kimin öleceğine yönelik bir tahminde bulunmuştum, o sebeple kendimi hazırladım. Ama yine de gardımı alayım. Çocukluğumda başladığım seri bitiyor, hey gidi.

   Edit:
   Serinin on dördüncü kitabı Hayaletin Cadıları'nın yorumu burada.

Puan: 3

13 Eylül 2018 Perşembe

Leyleğin Getirdiği

   Bir arkadaşım için hediye alacaktım, e kargo bedava gelsin madem, diyerek birkaç kitap da kendime aldım. İlk defa da Eganba'dan alışveriş yapmış oldum.


Buzul Çağı - Nicolas de Crécy: Buzul çağının ardından arkeologlar, atalarının izlerini araştırmak üzere yolculuğa çıkmışlardır. Aldıklarımdan ilk okuduğum bu oldu, yakında yorumunu da yazarım diye umuyorum.

İnsomnia Café - M. K. Perker: Daha önce hiç Perker'den bir eser okumadım, bu güzel bir başlangıç olabilir gibi geldi. İçinde insomnianın adının geçişi bile benim için yeterli. (bir kiabı okumak için çok mu basit bir şart acaba :P)

Popüler Kült - Ezgi Aksoy: Özellikle korku sinemasında kemikleşmiş kimi temaların kökeninden bahseden bir kitap. En azından bildiğim kadarıyla öyle. Ancak konu sayısı ve sayfa sayısı açısından düşününce pek de derinlikli bilgi sağlayabileceğini sanmıyorum, olsun.

18 Ağustos 2018 Cumartesi

Kitap Heberleri

   Asırlardır bu bölüme yazmadım, ama bu haberi pas geçemem...

   George Saunders ile Shaun Tan'ın yeni kitapları çıkıyor! İkisini de pek bir severim, haliyle de pek bir heyecanlandım. Ah, bir de Cağaloğlu Tudem açık olaydı.... Zaman içinde ya Beşiktaş'takine ya da Kadıköy'dekine dadanacağım sanırım.


   Saunders'ın kitabı "Frip'in Aşırı Israrcı Pırtlakları", çocuk edebiyatına giriyor. Hakkında daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.



   Shaun Tan'ın kitabı "Ağustosböceği" ise en basit tabiriyle çalışma hayatı üzerine. Bu kitap için de sizi buraya yönlendireyim.

   İki linkten de kitapların "tadımlık"larına ulaşabilirsiniz.

17 Ağustos 2018 Cuma

Tazecik Kitap Yorumu: İşte İnsan - Michael Moorcock


   İşte İnsan, kaybolmuş ve arayışta bir genç olan Karl Glouger'in zaman makinesiyle milattan sonra 29 yılına; Hz. İsa'nın son aylarına ve çarmıha gerilişine şahit olmaya gidişini anlatıyor. Bu olaylara tanık olarak, en azından aklındaki bazı sorulara cevap bulabileceğine inanıyor.

   Kurguda Karl'ın kendi yaşadığı dönem ile zaman makinesiyle vardığı dönem arasında sık sık geçişler yapılıyor. Bu geçişler, Karl'ın iç dünyasını anlamaya bir olanak sağlıyor.

   Açıkçası, kitabın arka kapağını okuduğumda bilim kurgu soslu bir Hesse eseri okuyacağımı sanmıştım, ancak yanılmışım. Öte yandan, güzel bir yanılgıydı bu. Tarihe şahit olmak amacıyla zaman yolculuğu yapılışı da Connie Willis'in Kıyamet Kitabı'nı hatırlattı.

   Kitapta üzerine düşünülebilecek ilgi çekici noktalara değinilmiş. Ancak bazı yerlerde sorgulamaların biraz sert bir dille yapılması sebebiyle dini hassasiyeti olan okurların belki rahatsız olabileceğini düşünüyorum.

   Kitaptan birkaç alıntı verip bunlar üzerine birkaç şey yazmak istiyorum.

   "Monica. İçimde bir şey eksik..."
   "Ne tür bir eksiklik?"
   "Yani; belki bir eksikliğin eksikliğidir, bilmem anlatabiliyor muyum?"

   "Eksikliğin eksikliği" tabirinin aslında birçok insan için geçerli olan bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Her şeyin görünürde tastamam olmasına karşın, insanın huzura varamaması, bir tür arayış içinde oluşu ve bunun sebebini bilmeyişi... Eğer açıklanabilir bir sebep olsaydı, en azından ortada bir gerekçe olması sebebiyle daha rahat hissedilebilirdi belki. Bu arayışın sebebi olarak söylenebilecek şeyler de mevcut, insan olmanın özüyle ilgili misal; kimliğini keşfetme, merak, öğrenme arzusu...
***

   "Korku olmadan din hayatta kalamaz."

    Korku olmadan dinin hayatta kalamayacağına katılsam da, sadece korkunun bir dini yaşatmak için yeterli olacağına inanmıyorum; bir teselliye, vaade de ihtiyaç vardır dinin sürdürülebilmesi için. Dünyadaki zorlukların verdiği korku, yüce bir güce sığınma ihtiyacı doğurabilir ancak zorlukların ortadan kalkışı, dinin terk edilmesine sebep olabilir. Bu durumda da inanılan gücün muhtemel gazabından kaynaklanan korku ve o gücün vaatleri, kişinin dinden çıkmasına engel olabilir.

***

   "İnsanlar ihtiyaç duyduğu zaman akla hayale gelmeyecek başlangıçlara sahip büyük bir din yaratabilirler."

   "Fikir mi önce gelir, gerçeklik mi?" tartışmasında geçen bu kısım, bence de Karl'ın dediği gibi "fikir önce gelir" savını desteklemekte. Kaldı ki, tüm dünyaya tanıtılmış/kabul ettirilmiş çeşitli kavramları veya düşünce akımlarını da aynı bağlamda düşünebiliriz.
***

   Kitabın kapak tasarımına bayıldım, Ozan Korkut'un ellerine sağlık. AĞIR SPOILER! Kiliselerdeki vitrayları temsil eden bir tasarım, ancak çerçevenin bir nevi imkansız şekil oluşturarak zaman yolculuğunun yol açtığı paradoksa işaret edişi; elinde İsa maskesi bulunduran İsa, Karl'ın İsa personasıyla bütünleşmesi... Hay Allah'ım, aklıma Scooby Doo'yu da getirmiyor değil (nasıl nöron bağlantıları bunlar). Tüm kitap boyunca Karl'ın arayışına ortak olup en sonunda İsa maskesini kaldırıp altında yine Karl'ı buluşumuz... SPOILER BİTTİ.

   Kitap, önceden Phoenix Yayınları'ndan çıkmıştı, ancak "İşte O Adam" adıyla. Kitabı biraz inceleme fırsatım oldu kitapçıda. İsim farkı nereden kaynaklanıyor diyecek olursanız, Yuhanna İncili'nde İsa'nın başında dikenli taçla dışarı çıktığı an, Pilatus'un "İşte o adam!" dediği yazıyor. Bu açıdan bakıldığında Phoenix'in isim tercihini daha doğru buldum.

   Phoenix baskısında, İthaki'den farklı olarak yazarın Türkçe baskısı için yazmış olduğu ön söz, İsa ve Jung hakkında notlar ve bir de yine yazarın elinden çıkma, uzunca bir not yer almakta. Elzem olmamakla beraber okunabilir. Son olarak da, İthaki çevirisini daha çok beğendim, Barış Tanyeri'ne teşekkürlerimi sunuyorum. 

Puan: 4

12 Ağustos 2018 Pazar

Sıradakinden Alıntı

   Gerard'layken ciddi, istekli, zekiydi.

   Johnny'leyken üstün, alaycıydı.

   Bazılarının yanında sessizdi. Bazılarının yanında ise gürültücü. Aptallarlayken aptal olmaktan memnundu. Hayran olduğu kişilerleyken zekice konuşabildiği zaman mutlu oluyordu.

   "Neden tüm insanlara karşı tüm şeyler oluyorum, Gerard? Kim olduğumdan emin değilim. Bu insanlardan hangisiyim ben, Gerard? Benim neyim var?"

   "Belki de insanları memnun etme konusunda fazla isteklisindir Karl."