23 Şubat 2017 Perşembe

Sıradakinden Alıntı

   Akşam yemeğinden sonra Emmett ile bahçede dolaştık. Emmett cerrah, haftada iki gün beyne takılan küçük elektronik cihazlarla ilgili bir şeyler yapıyor. Biyotronik miydi yoksa? Çok küçükler. Bir iğne başına yüzlercesi sığar. Yoksa on sente mi sığıyorlardı? Tam olarak takip edemedim. Bana işimi sorduğunda söyledim. Eh, şey, dedi, kültürümüzün bazılarımıza dayattığı tuhaf esrarlı işler hayret verici, küçük düşürücü şeyler, kimseye elle dokunulur bir faydası olmayan şeyler... İnsanların başları dik dolaşmasını nasıl bekleyebiliyorlar?

Aralığın Onu, George Saunders
 

18 Şubat 2017 Cumartesi

Leyleğin Getirdiği


   Delidolu'nun çekilişini kazandım! Aslında ''kazandık'' demeliyim, çünkü bir arkadaşımla beraber katıldık yarışmaya, sağolsun :) Buradan Delidolu'ya teşekkürlerimi gönderiyorum (ki herhalde bu yazdıklarımı okumuyorlardır, heheh). Arkadaşıma da buradan tekrar teşekkür edeyim (ki o da blogumu okumuyor, heheheh).

   Şu yazıda söz verdiğim üzere teşekkürümü ettim, sıra itirafta :P Kitabı okumayı gerçekten çok istiyorum, kitabın ilk on sayfasını da okudum aslında, yazım şekli çok ilginç, merak uyandırıcı. Hani yazarı da Saunders, nasıl dayanayım değil mi... Ama hayır işte. Bu aralar maalesef hem okumaya eskisi kadar vakit ayıramıyorum hem de nasıl oluyorsa aynı anda üç/beş/on kitabı okuyorum o olmayan vakitte. Kitabı süründürerek ziyan etmek de istemiyorum... İnşallah güzel bir vakitte, rahat bir kafayla okuyacağım.

Cağaloğlu...

   14 Şubat'ta George Saunders'ın Arafta kitabının çıkacağından bahsetmiştim bir önceki alışveriş yazısında. Kitabı alıp okumayı dört gözle bekliyordum, ne var ki bu alışverişi kitap çıkmadan bir hafta önce yaptım. Çünkü Delidolu, Arafta çekilişi düzenliyordu ve ona katılmıştım. Ve spoiler :P Çekilişi kazandım. Böylece bir hafta sonrasında tekrardan Tudem'e gitmeme gerek kalmadı, iyi de oldu... Teşekkür kısmını ise Leyleğin Getirdiği yazısına saklayayım :P

   Neler aldım peki:


Muhafızlar! Muhafızlar!, Kış Ustası - Terry Pratchett: Muhafızlar! Muhafızlar!'ı arka kapak yazısını okuduğumdan beri pek merak ediyorum. En sevdiğim Diskdünya romanları arasına girecekmiş gibi hissediyorum, umarım yanılmam :P



Şapkada Eriyen Bay Karp - Cary Fagan: Aslına bakarsanız tüm o Tudem'den aldığım kartpostallar ve ayraçlarla beraber bu kitabın fotoğrafını çekmem ironik, çünkü kitap koleksiyonerlik üzerine :D Vakit bulabilirsem yorumunu yazacağım.
 

12 Şubat 2017 Pazar

Tazecik Kitap Yorumu: 1984 - George Orwell


   Geçenlerde Orwell'ı oynamıştım. Dedim bunun üstüne de 1984'ü okuyayım. Okudum, şahane de oldu.

   1984, zıtlıkların bir potada eritilip öğretiye dönüştürüldüğü (savaş barıştır, kölelik özgürlüktür gibi), her yerde insanları gözetleyen tele ekranların olduğu, düşünce polislerinin aykırı insanları buharlaştırdığı, sürekli bir savaş halinde olan bir ülkedeki nefret ve korku temelli bir toplumu anlatıyor.

   1984 kült bir kitap, duymayan kalmamıştır herhalde. Kitabın konusunu daha fazla anlatmak istemiyorum; konusunu biliyorsanız sizi sıkmamak, bilmiyorsanız da kitabın merak unsurunu bozmamak için.

   Konusundan daha bahsetmeyecek olsam da, birkaç noktaya değinmek istiyorum. Kurgunun altyapısı gerçekten sağlam. Özellikle kelimelerin yok edilmesi çalışmaları aklımı başımdan aldı. Çünkü bir insandan kelimeleri esirgerseniz, onun düşüncelerini ifade etmesine de engel olmuş olursunuz. Ayrıca, kitabın sonuna da gerçekten bayıldım. Böyle bir kitaba böylesi bir son olabilirdi. Orwell adlı oyunun sonu da, bu kitaba yaraşır bir biçimde.

   Kitabın atmosferi şahane. Kasvetli, karanlık, sizi her an diken üstünde hissettiren türden. 1984'ü okuyarak gözetlenmeyi, Orwell'ı oynayarak ise gözetlemeyi tatmış oldum.

   Orwell deyip duruyorum ancak oyunun tadını kaçırmak istemem, oynayıp da görmeniz çok daha iyi olacaktır. Steam linkini de şuraya iliştireyim.

   Kitabın çevirisine değinecek olursam da... Bende 1984'ün hem eski hem yeni baskısı vardı. Eski olanın çevirmeni Nuran Akgören'di, yeni olanınsa Celâl Üster. Kitabın orijinalini açtım internetten, bu iki çeviriyi de koydum önüme, bir karşılaştırma yaptım. Gördüğüm kadarıyla Nuran Akgören kelimeleri birebir çevirmiş, Celâl Üster ise cümleleri Türkçeleştirme yoluna gitmiş. İkisinin çevirilerindeki en büyük fark da Yenikonuş/Yenisöylem sözcüklerinde ortaya çıkıyordu sanki.

   Biraz daha inceleyince Nuran Akgören'in çevirisinde bazı kelime eksiklikleri olduğunu fark edip Celâl Üster çevirisini okumakta karar kıldım. Eski basımdaki kelime eksiklikleri belki temel alınan yurtdışı basımından kaynaklanıyordur, emin değilim. Çünkü kitabın can alıcı kısımlarından birinde de önemli bir eksiklik mevcut, ki bu yeni baskıda not olarak düşülmüş.

   Celâl Üster'in çevirisi gayet iyi. Birkaç yerde kelime seçimlerini garipsedim diye hatırlıyorum. Öte yandan onlara çeviri notu koymayıp da ''adıl''a dipnot düşülüp ''zamir'' yazması da tuhaf geldi.

   Kitabın ön sözünden de bahsetmem lâzım. Hayvan Çiftliği'ni okuduğumda maalesef kitaba ön sözden başlamıştım ve kitaba dair her şeyi, hatta kitabın sonunu da öğrenmiştim. Bu sefer öyle bir şeye maruz kalmayayım diye kitabı bitirdikten sonra okumak üzere ön sözü atladım. ''Elinizdeki Çeviriye İlişkin Bir Açıklama'' kısmını ise okuyayım dedim, çünkü yukarıda bahsettiğim üzere hangi çeviriyi okumam gerektiğine karar vermeye çalışıyordum. Ve bilin ne oldu? Esaslı bir spoiler yedim... Pat diye yazıvermişler resmen kitabın sonunu, insan uyarı koyar. İkinciye dilim yandı, sinir oldum. Ayrıca, eğer Hayvan Çiftliği'ni okumadıysanız 1984'ün ön sözünden ciddi spoiler yiyeceksiniz demektir, aman dikkat.

   Kitabın sonunda da Yenisöylem kurallarını açıklayan bir ek bulunmakta. Bu ek kitabın bir parçası. Ek için çevirmene teşekkür edenlerin bulunduğunu gördüm, bu sebeple ek kısmını ''yazarın'' yazmış olduğunu belirtmek istedim. Zaten çevirmenin bu kadar detaylı bir ek yazabilmesi mümkün değil, çünkü ekte Yenisöylem'in kurallarından bahsedilmekte. Kitabın başlarında da ''ek'e bakınız'' cinsinden yazarın notu var. Yazar çevirmenin hazırlayacağı eki ne bilsin... Ne takıldım bu konuya yahu, geçiyorum.

   1984 çarpıcı bir konusu ve şahane bir kurgusu olan bir kitap. Neden kült olduğunu anlamak zor değil. Eğer çok bilinen kitaplara dair bir ön yargınız varsa, bu kitap o ön yargıyı kırmak için iyi bir başlangıç olacaktır. İyi okumalar...

Puan: 4,5

7 Şubat 2017 Salı

Sıradakinden Alıntı

   Winston birden, çağdaş yaşamın asıl özelliğinin acımasızlığı ve güvensizliği değil, yavanlığı, donukluğu ve kayıtsızlığı olduğunu fark etti.

1984, George Orwell
 

3 Şubat 2017 Cuma

Tazecik Kitap Yorumu: Odd ve Ayaz Devleri - Neil Gaiman


   Odd ve Ayaz Devleri, Neil Gaiman'ın yazmış olduğu, çok tatlı bir çocuk kitabı.

   Vikingler döneminde, Norveç'te bir kasabada Odd adında bir çocuk yaşıyor. Odd yıllar önce babasını kaybetmiş, şimdi annesi, üvey babası ve üvey kardeşleriyle beraber yaşıyor.

   Kasabada bu yıl nedense kış bir türlü bitmiyor. Evlere, salonlara tıkılan halkta da huzursuzluk had safhaya ulaşıyor. Bunun üzerine Odd alıyor başını, babasının ormandaki kulübesine gidiyor.

   Ertesi gün bir tilki geliyor kapısına ve bu Odd'un Asgard'a, sonu gelmeyen kışın sebebine yolculuğunun başlangıcı oluyor.

   Kitap 96 sayfacık ve koca puntolu olsa da, daha fazlasını okumuşum hissi verdi ilginç bir şekilde. Kitaptaki bazı detaylar da çok hoştu, incelikliydi.

   Bir tane bölüm başlığının altında, bir tane de bölümün içinde olmak üzere, her bölümde ikişer illüstrasyon yer alıyor. Bu illüstrasyonlar da Brett Helquist'e ait, ki kendisi Talihsiz Serüvenler Dizisi'ndeki çizimleriyle tanıdığım, çok sevdiğim bir illüstratör. Kitabın kapak tasarımı da ona ait, çok hoş değil mi sizce de?

   Kısacık bir kitap olduğu için fazla anlatıp tadını kaçırmak istemiyorum, bu sebeple iki minik noktaya değinip bitireceğim. Hatta bu paragrafı spoiler sayıp da geçebilirsiniz. İlki eleştiri sayılabilir, kafama yatmayan bir nokta. Odd'un deve hediye ettiği şey, oranlayınca devin tırnağı büyüklüğünde. Yani ''odamı aydınlatacak'' lafı için biraz fazla küçük değil mi? İkincisi ise beni güldüren bir şey. Odd'un Asgard'dan dönünce büyümüş olması, dedelerin/ninelerin ''Ee tabii, ara sıra gidecen köye, temiz hava alacan, büyüyecen'' laflarını hatırlattı çünkü :D

   Özetle, Odd ve Ayaz Devleri hem kurgusu hem çizimleriyle oldukça sevimli ve incelikli bir kitap. Çocuk kitabı olmasına da takılmayın. Ya da daha doğrusu takılın, içinizdeki çocuğu sevindirin bu kitabı okuyarak :P

Puan: 5

2 Şubat 2017 Perşembe

Sıradakinden Alıntı

   Odd bıçağını indirdi ve baltasını yeniden eline aldı. ''Bazen karlı havalarda da gökkuşağı gördüğüm oldu,'' dedi, tilkinin duyacağı kadar yüksek sesle, ''güneş buz sarkıtlarına vurduğunda buz blokların kenarında belirir. Düşündüm ki, buz da sudan oluştuğuna göre, onun içinde de gökkuşakları olmalı. Su donduğu zaman gökkuşakları tıpkı daracık bir havuza tıkılmış balıklar gibi buzun içinde hapsoluyor. Ve güneş de onları serbest bırakıyor.''

Odd ve Ayaz Devleri, Neil Gaiman