30 Ağustos 2016 Salı

Cağaloğlu...

   Bir öncekinin üzerinden pek vakit geçmeden, yine bir kitap alışverişi yazısıyla karşınızdayım. Okuduklarıma yorum yazma işini bu yıl epey aksattığımın farkındayım, ama ne yapalım.

   Dün Tudem'e gittim. Aslında Tudem'e çok fazla uğradığımdan alacak pek bir şey bırakmadım da, neyse :D Eylül'de Diskdünya serisinin Tudem'den çıkmış kitapları tekrar basılacak, o zaman yine gitmeyi düşünüyorum.

   Neler aldığıma gelirsek...


Viran Şatodaki Ejderhalar - Terry Pratchett: Aşırı sevimli çizimlere sahip bir çocuk kitabı. Yazarı ise üstat Pratchett :P Bana da okumak düşüyor.

Ucube Kocakarılar - Terry Pratchett: Diskdünya serisinin altıncı kitabı. İlk beş kitabı okudum, ancak sadece ilkinin yorumunu yazdım bloga. Diğerlerini de yakın zamanda yazarım umarım.



Wondla-Arayış - Tony DiTerlizzi: Bu kitabı önceden nasıl gözden kaçırdım bilemiyorum. Konusu da, illüstrasyonları da oldukça ilgi çekici.

Karanlık Yaşam - Kat Falls: Bu kitap önceden de birkaç kez gözüme takılmıştı ama almamıştım. Geçenlerde Neal Shusterman'ın bu kitap için yaptığı yorumu görünce okumaya karar verdim. 



İkna Ulusu - George Saunders: Hem öykü kitaplarını sevmem hem de Saunders'ı merak etmem sebebiyle bu kitabı aldım. Dilimize çevrilmiş birkaç kitabı daha var. Edit: Yorum!

   Şimdilik bu kadar, esenle kalın!

3 Ağustos 2016 Çarşamba

Leyleğin Getirdiği

   Geçenlerde Philip Reeve'in yazmış olduğu Yürüyen Kentler adlı kitabı bitirdim, epey de beğendim. Kitap, bir serinin ilk kitabıydı. Seriyi nereden tamamlasam diye internette gezinirken, D&R'ın sitesinde temmuz sonuna kadar ON8 Kitap'ın tüm kitaplarının 9.90'a satıldığını gördüm, yani seriyi etiketlerinin yarı fiyatından da azına tamamlayabilecektim. Bir de bunun üstüne, D&R'ın hafta sonuna özel, 150 tl'yi aşan alışverişlere 15 tl'lik ekstra indirimi vardı. Eh, bu sebeple de sepeti biraz hunharca doldurdum. Ve sonuç, aldıklarım:


İhanet Altını, Cehennem Makineleri, Karanlık Düzgün - Philip Reeve: Alışverişimin esas amacı olan, Yürüyen Kentler serisinin devam kitapları.



Leviathan, Behemoth - Scott Westerfeld: Westerfeld kitabı okumayalı bir yıl olmuş. Leviathan serisini de almayı çoktandır istiyordum, bu sefere nasip oldu.



Eski Mars - George R. R. Martin, Gardner Dozois: Bir bilimkurgu öyküleri derlemesi kitabı. Bir de Eski Venüs adlı bir derlemeleri var, ancak bu kitapta, yani Eski Mars'ta önceden okumuş olduğum birkaç yazarın öyküleri yer aldığı için bunu almayı tercih ettim.

Vardiya - Hugh Howey: Wool serisinin ikinci kitabı. İlk kitabı Silo'yu okuyalı iki yılı aşkın vakit geçmiş, hey gidi.



Bay Y'nin Sonu - Scarlett Thomas: Kareler ve Sayfalar blogundaki incelemeyi okuduğumdan beri, okumak istediğim ancak almayı hep unuttuğum bir kitaptı bu -nasıl oluyor diye sormayın, şu unutkanlık tuhaf bir şey, söz konusu olan bir kitabı almayı unutmaksa hem de-.

Jacob de Zoet'in Bin Sonbaharı - David Mitchell: Bulut Atlası'nı okuduğumdan beri, David Mitchell'in diğer kitaplarını da okumayı düşünüyordum. Şimdi de bu düşünceyi gerçekleştirme yolunda ufacık bir adım attım, devamı da gelsin bakalım.



Kâbuslar Pazarı - Stephen King: Bu kitabı çıktığından beri alıp okumayı çok istiyordum, ancak bir türlü alamamıştım. İlk başta okulumun oradaki kitapçıdan sipariş verdim, ancak getirmesi o kadar uzun sürdü ki, okuldan mezun oldum >.<  :D Neyse, sonuç olarak siparişi iptal ettim. Ukitap'tan takasla alacaktım, ancak bu kitaba sahip birkaç üye bulmama ve elimde onların istedikleri kitaplar olmasına rağmen takasa yanaşmadılar. Nihayetinde bu alışverişimde bu kitaba kavuştum, mutluyum. Bunca çabaya değer umarım. Edit: Değmedi :(

5 - Ursula Poznanski: Poznanski'nin yeni kitabı çıkmış da benim haberim olmamış. Bir raslantı eseri gördüm bu kitabın çevrilmiş olduğunu. Yaşadığım en güzel raslantılardan :P



Korkunun Bütün Sesleri - Kolektif: Bir bilimkurgu öyküleri derlemesi daha. Yazarlar arasında çok ilgi çekici isimler var.

   Evet, benden bu kadar. Siz neler okuyorsunuz, yakın dönemde neler aldınız? Edit: Cevap gelmez... :D *ağustos böceği cırlamaları*

2 Ağustos 2016 Salı

Tazecik Kitap Yorumu: Osmanlı Cadısı - Barış Müstecaplıoğlu


   Sanırım şu ana kadar beni ismiyle en çok heyecanlandıran kitap bu oldu: ''Osmanlı Cadısı-Bir İstanbul bilimkurgusu''. Hayallerimin kitabıydı; ismiyle bile birçok şey vaat ediyordu. Arka kapak yazısı da öyle: ''Barış Müstecaplıoğlu Osmanlı Cadısı'nda uçan arabalarla leventleri, robotlarla semazenleri sıradışı bir kurguda buluşturup uzak geçmişi distopik bir geleceğe ustalıkla bağlıyor.''

   Kitaptaki olaylar esasen iki farklı zaman diliminde geçiyor: Osmanlı döneminde ve iPhoneların bile antika sayıldığı uzak bir gelecekte.

   Haymanalı Süleyman Paşa idaresindeki Şahmeran kalyonu seferdeyken denizde muhteşem güzellikte bir kız bulur, kurtarırlar onu. Birkaç gün geçmeden ise korkunç bir fırtına kopar ve kalyon batar. Kalyondan sadece paşa ve Ayşe adını verdiği, denizden kurtardığı kız hayatta kalır. Paşa, kızı kem gözlerden korumak için onu bir Mevlevi dergâhına emanet eder. Ne var ki bu, Ayşe'yi korumaya yetmeyecektir.

   İstanbul Şehir Cumhuriyeti'nde, megakulelerden birinde yaşayan özel dedektif Kemal, oldukça nadir görülen, yaşamını çekilmez hale getiren, tedavisi olmayan bir hastalığa sahiptir. Günlerden bir gün, zenginlere özel sağlık hizmetleri veren bir kurumun başındaki Gül Hanım, Kemal'i bir cinayeti çözmekle görevlendirir, ammavelakin Kemal'in bunun için İstanbul Eşitlik Hareketi'ne sızması gereklidir (ki oldukça tehlikeli bir şeydir bu, yakalanırsa tüm hayatını mahveder). Kemal bunu yapamayacağını söylese de, Gül Hanım ona karşılığında hastalığının tedavisini vaat eder. Bu durumda, ''hayır'' demesi imkânsızdır Kemal'in.

   Osmanlı döneminin yazım dilimini beğendim, insanı havaya sokuyor. Ancak olay örgüsünü pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim maalesef. Karakterlerin bazı tutarsız davranışları beni çıldırttı. Aralarda Kur'an-ı Kerim'den ayetler bulunmasını da biraz yersiz buldum açıkçası.

   İstanbul Şehir Cumhuriyeti'nin kurgusunu oldukça iyi buldum. Gelecek öngörüsü de oldukça etkileyiciydi: oldukça kalabalık bir şehir, bir adım atabilmek için bile dakikalarca bekleyen insanlar, sıkış sıkış yeryüzünün sefaletini çekmek zorunda kalmayan zengin megakule sakinleri... Zenginlerin megakulelerde yaşaması ayrıca manidar, insanlara hem maddi hem de mecazi anlamda üstten bakmayı ifade ediyor diyebiliriz. Şehrin hemen her tarafındaki beyin yıkayan reklamlar ve haberler sunan ekranlar, birçok hastası olan psikolojik destek merkezleri, insanları sefaletten kurtarmayı ve herkese eşit haklar vermeyi amaçlayan, ancak devlet tarafından karalanan İstanbul Eşitlik Hareketi de gelecek kurgusunun inandırıcılığını pekiştiren diğer ögeler. Bu kısmın kurgusunu Osmanlı dönemine göre daha çok beğensem de, bu sefer de yazım dilinden pek hoşlanmadım. Özellikle Kemal ve arkadaşı Okyanus'un konuşmaları çok Amerikanvariydi, en azından bana öyle geldi.

   Kitabın sonuna doğru bu iki kurgu birbiriyle birleşiyor. Birleşme şekli başarılıydı. Ama o mihenk taşı hikâyeyi pek inandırıcı bulmadım. ESASLI SPOILER! Bebekken geçirilen bir ameliyatın insanı, ölümsüz, telekinetik ya da sonsuza kadar muhteşem güzellikte kılacağına inanmıyorum. Mantıklı gelmiyor, ikna olamadım. SPOILER BİTTİ.

   Gönül isterdi ki, hayallerimin karşılığını tam verseydi bu kitap, ancak olmadı, nasip değilmiş, ne yapalım. Yine de okuduğum için memnunum. Sırf İstanbul Şehir Cumhuriyeti için bile okunmaya değerdi.

Puan: 4