31 Aralık 2014 Çarşamba

Entel Dantel: Hayırlı Seneler :3

   Bir yılın daha sonuna geldik diyerek, klişe bir şekilde başlıyorum lafa :D Yeni yılımız hayırlı olsun! Aslında nedir yani, bugün normal bir gün olduğu gibi, yarın da normal bir gün, pek abartmaya gerek yok. Neyse, yeni yıl için Neil Gaiman çok hoş bir mesaj yayınladı ve David Mack da bunu resimledi. Bu mesaja şuradan ulaşabilirsiniz.

   Beğendiğim ressamlardan/illustratörlerden de birkaç yeni yıl resmi paylaşıp, kaçıyorum-2014 günlüğümü henüz bitirmedim çünkü :D-.


   Bu cici çizim Sketchy Stories'ten. Facebook sayfasına buradan ulaşabilirsiniz :)

   Bu arada, kova, ice bucket challenge'ı; top, dünya kupasını; köpek, Naruto'yu (Naruto bu yıl final yapmış sanırım); cin, Robin Williams'ı; ufomsu şey de, kuyruklu yıldıza iniş yapan uzay aracını temsil ediyor (diye tahmin ediyorum). Groot'la Flappy Bird'i biliyorsunuzdur zaten :D



   Bu sevimli resim de Alexander Jansson'dan. Facebook sayfasına buradan ulaşabilirsiniz :)

   Kendinize iyi bakın!

29 Aralık 2014 Pazartesi

Kazanan...

   Çekiliş bitti! Herkesin ismini, çekiliş haklarına göre bir Excel dosyasına kaydettim, liste uzun olduğu için listeyi buraya koymuyorum, ancak isteyen varsa mailine atabilirim :) Toplamda 181 hak oluyor. Ve kazanan...


   113 numara da, Hatice Albayrak oluyor! Tebrik ederim, iletişim bilgilerinizi entelkitap@gmail.com adresine atabilir misiniz lütfen? :)
 

22 Aralık 2014 Pazartesi

Yetişin A Dostlar, Çekiliş Var

   Şu yazımda demiştim kii, blogum ikinci yılına özel bir çekiliş yapacağım. Vakit, o çekilişin vaktidir arkadaşlar!

   Geçen seneki yıl dönümü çekilişinde olduğu gibi; geçen bir yılda okuduğum(bir yıldan kastım blogun yıldönümleri arasındaki bir yıl) ve beş puan vermiş olduğum kitaplardan beşini seçtim. Çekilişi kazanan kişi, bu beş kitaptan istediği bir tanesine sahip olacak. Bu beş kitap şunlar(kitabın ismine tıklayarak, yorumuna ulaşabilirsiniz):

- Katre-i Matem - İskender Pala
- Hayaletin Çırağı - Joseph Delaney
- Mezarlık Kitabı - Neil Gaiman
- Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar
- Bir İdam Mahkûmun Son Günü - Victor Hugo

   Bir de, malumunuz, yılbaşı yaklaştı. Ajanda almadım, ama hoşunuza gideceğini düşündüğüm bir defter aldım. Bir de yılbaşı kartı aldım, kazanan kişiye özel, yılbaşı kartının içine bir şeyler yazacağım :D


Çekilişe katılmak için yapmanız gerekenler:
- Blogumun izleyicisi olmanız ve hangi kitabı istediğinizi bu yazının altına yorum olarak yazmanız (zorunludur, bir çekiliş hakkı sağlar)
- Eğer ben ek çekiliş hakkı istiyorum derseniz de, bu çekiliş haberini bir sosyal platformda(Facebook, Twitter, Blogger) paylaşıp, linkini yorumunuzda belirtmelisiniz (Hepsi için üçer çekiliş hakkı. Yani toplamda dokuz ek çekiliş hakkı.) Google Plus'u kabul etmiyorum, üzgünüm.

   Türkiye dışına gönderim yapamıyorum. Çekiliş bir hafta sonra, 29 Aralık Pazartesi günü bitecek, aynı gün de kazananı açıklayacağım inşallah. Sağlıcakla kalınız efenim :)

21 Aralık 2014 Pazar

Tazecik Kitap Yorumu: Harry Potter ve Sırlar Odası - J. K. Rowling


   Serinin ilk kitabı olan Harry Potter Ve Felsefe Taşı'nın yorumu burada.

   Harry, korkunç bir yaz tatili geçirmektedir, her zamanki gibi. Hogwarts'a gitmesine yakın, bir gün odasında Dobby adında bir ev cini belirir. Dobby, Harry'ye kesinlikle Hogwarts'a dönmemesi gerektiğini, orada korkunç şeyler yaşanacağını ve Harry'nin hayatının tehlikeye gireceğini söyler. Harry için Hogwarts'a gitmemek diye bir durum söz konusu değildir tabii ki. Bunun üzerine Dobby, Harry Hogwarts'a gitmesin diye, elinden geleni ardına koymaz, kötü niyetli değildir aslında, ancak Harry'nin başını epey belaya sokar. Harry Hogwarts'a vardığında bile tuhaf davranışlarına-komplolarına bile diyebiliriz- devam eder.

   Dobby'nin haber verdiği felaket, kısa sürede kendini gösterir. Birisi Sırlar Odası'nı açmıştır ve bu odanın açılmasıyla birlikte ortaya çıkan karanlık bir güç, öğrencileri taşa dönüştürmeye başlamıştır. Harry de, Ron ve Hermione'la birlikte, en son elli yıl önce açılmış bu odanın gizemini çözmeye çalışır.

   Serinin ilk kitabı kadar sürükleyici, güzel kurgulanmış bir kitap Harry Potter ve Sırlar Odası. Kitaptaki karakterlerin her biri nevi şahsına münhasır, çok hoş-Lockhart'a öldüm zaten, pis herif :D-.

   Kitabı çok sevdim, ancak kafama takılan birkaç nokta var-bunlardan puan kırmıyorum ama-. DİKKAT, SPOILER TEHLİKESİ! Eveet, gelelim sorularıma. Harry ve Ron, Sırlar Odası'na giderken bir duvar yıkılıyordu ve Ron'la Harry duvarın farklı taraflarında kalıyorlardı. Sırlar Odası'na tek giriş de, onların girdiği yerden, bunu biliyoruz. Harry Sırlar Odası'na giderken, Ron da duvarın yıkıntılarını eşeleyip, Harry döndüğünde geçebilsin diye ona boşluk açmaya çalışıyordu. Şimdii... Harry odadayken, ona yardım için Dumbledore'un anka kuşu geliyordu. Yahu bu anka kuşu nereden geçti de geldi, üstelik Ron bunu görmeden? Edit: Beşinci kitapta da gördüğümüz üzere, anka kuşları ışınlanabiliyormuş :D Neyse, birincisi buydu. İkincisi şu, Aragog var ya hani, Hagrid'in yıllar önce gizlice beslediği devasa örümcek; Ron ve Harry onun yanına gittiklerinde ve Hagrid'in arkadaşı olduklarını söylediklerinde, Aragog, normalde insan etiyle beslenebildiğini, ama Hagrid'e olan saygısından şimdiye kadar hiçbir insana zarar vermediğini söylüyordu. Konuşma bitiminde ise, diğer örümceklere, Harry ve Ron'u öldürmeleri konusunda salık veriyordu. Eh, çelişik değil mi biraz? Üçüncüsü, koskoca Voldemort, anka kuşunun gözyaşlarının iyileştirici etkisi olduğunu nasıl unutur yahu? :D Edit: Bu iki konuya ilişkin muhterem bir arkadaşımın cevabı şöyle: ''Aragog, insanları Hagrid'in hatırına öldürmediği dönemle şatoda yaşadığı dönemi kastediyor. Ormana gittiğinden beri Hagrid dışında bir insanla karşılaştığını zannetmiyorum. Orman tehlikeli yaratıklarla dolu ve birinin ölmesi zaten doğal bir şey, şato gibi şüphe çekmez. İkinci olarak, Tom Riddle, Voldemort'un 16 yaşındaki hali. Aslında tam olarak aynı kişi değiller, ikiye bölünmüş bir benlik gibi. Voldemort'un bileceği pek çok şeyi bilmemesi doğal. Hem anka kuşları çok ama çok nadir yaratıklar ve genelde evcil değiller, birini gerçek hayatta görmek zor. Ayrıca Dumbledore'un çok üzerinde durduğu önemli bir durum var: Voldemort sihrin sevgi veya güzel şeyler (burada 'aydınlık taraf'a dair şeylerden bahsediyorum) içeren kısmıyla ilgilenmiyor, bu onun zayıf noktası. Harry'nin annesinin ölümünün ona koruma sağlayacağını da tahmin edemedi.'' Dördüncüsü de, Harry ve Ron bir gün kahvaltı ederken, yanlarına Ginny'nin gelmesi ve onlara önemli bir şey söyleyeceğini söylemesi. Kitapta ''gergin ve kaygılı göründüğü'' yazıyor. Eh, aslında Percy'nin sevgilisi olduğunu söyleyecekmiş, öğreniyoruz sonradan. Ama gergin ve kaygılı göründüğü yazdığı için, insan ister istemez Sırlar Odası'yla ilgili bir şey söyleyecek herhalde diye düşünüyor. Ben öyle düşündüm şahsen Neysecüm, bitti. SPOILER TEHLİKESİ GEÇTİ, BARINAKLARINIZDAN ÇIKABİLİRSİNİZ.

   Yorumu, kitaptan oldukça hoşuma giden bir bölümle bitireyim bari :D (Küçücük ve belki de gereksiz bir not: Birinci sayfadan kastı, gazetenin birinci sayfası)

   ''Meşhur Harry Potter,'' dedi Malfoy. ''Birinci sayfaya geçmeden bir kitapçıya bile giremiyor.''

Puan: 5

Sıradakinden Alıntı

   ''Bize aslında kim olduğumuzu gösteren şey, yeteneklerimizden çok seçimlerimizdir.''

Harry Potter ve Sırlar Odası, J. K. Rowling

Tazecik Kitap Yorumu: Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri - İhsan Oktay Anar


   İhsan Oktay Anar'ın okuduğum üçüncü kitabıyla karşınızdayım (yazılış sıralarına göre okuyorum bu arada). Ve şunu üzülerek söylüyorum ki, her okuduğum kitapla birlikte, verdiğim puanlar düşüyor. Umarım Amat'la Suskunlar'ı beğenirim.

   Kitapta, Ölüm'ü ve ölüm vakti gelmiş Cezzar Dede'yi görüyoruz. Ölüm, oyun oynamaya düşkün, bu sebeple Cezzar Dede'ye diyor ki, birbirimize hikâye anlatalım, sen de anlattığın her hikâye için fazladan bir saat yaşa. Cezzar Dede bunu kabul ediyor ve birbirlerine sırasıyla korku, din, aşk ve cennet konulu hikâyeler anlatıyorlar.

   Bu arada, Uzun İhsan'ın bu dünyadaki süresi dolmuş artık, bu sebeple Ölüm'ün onu bulması ve canını alması gerek. Uzun İhsan'ın peşinden mahalle mahalle gezerken, bir yandan da birbirlerine hikâyelerini anlatıyorlar. Ne var ki, her mahallede Uzun İhsan, Ölüm'ü bir şekilde atlatmayı başarıyor. Uzun İhsan'ın ortadan kaybolmasına yardımcı olan şey de, Cezzar Dede'nin veya Ölüm'ün anlattığı hikâyede geçen bir olay oluyor hep. Örneğin hikâyenin birinde, tüm mal varlığını halka dağıtan bir adamdan bahsediliyor; mahallenin birinde de Ölüm tam Uzun İhsan'ı yakalayacakken, malını dağıtacağını duyuran bir adam sebebiyle halk sokağa dökülüyor ve Uzun İhsan sıvışıyor.

   Hikâyelere gelecek olursak... Çoğu, var olan hikâyelerin uyarlaması; vampir, kurt adam, altın adam, kırmızı başlıklı kız, süpermen vs. Hikâyelerin hiçbirini sevmedim. Eh, az buçuk güzel olanları vardı, ama yine de çok sıradan hikâyelerdi, tahmin edilebilir kurguya sahiptiler. Her birinin karakterlerine de ayrı bir sinir oldum. Dedikoducu insanlar mı dersin, aklı fikri evlenmek olan mı, açgözlü olan mı, sırf kötülük yapabilmek, yakınmak için yaşayan mı; her birinde ayrı bir kişilik bozukluğu. Komik gelecek belki size ama, ''abdest'' yerine ''aptest'', ''Abdülzeyyat'' yerine ''Aptülzeyyat'' denmesi de ayrıca sinirime dokundu. Ölüm'ün neredeyse herkes tarafından küçük düşürülmesi de ayrı bir tuhaf. Ölüm de hiçbir şey yapamıyor bu kişilerin karşısında, ha! Kitabı okumaktan amacım iyi vakit geçirmekti, sinir olduğumla kaldım. Sırf kitapta geçen birkaç güzel cümlenin hatrına puanım bir değil de, iki.

Puan: 2

Sıradakinden Alıntı

   ''Ebedi bir uykuda, ebedi düşler vardır. Cennet, düşlerin olduğu yerde değil midir? Sadece bir düş bitip diğeri başlayacak işte.''

Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri, İhsan Oktay Anar

18 Aralık 2014 Perşembe

Tazecik Kitap Yorumu: Un Lun Dun - China Miéville


   Eveet, sınavlarımız bugün bittiğine ve üçüncü sınav dönemi 7 Ocak'a kadar başlamayacak olduğuna göre, özgürüm! -şimdilik özgürüm en azından-

   Bu kitabı okuyalı epey oldu, ancak biraz, kitap hakkında ne yazacağımı bilemediğimden, biraz da yaşadığım yoğunluktan, bugüne kadar kaldı Un Lun Dun'un yorumunu yazma işi. Başlayalım hayırlısıyla :D

   Zanna ve Deeba, bir süredir tuhaf olaylar yaşamaktadırlar ve bu olayların ortak noktası hep Zanna'dır. Zanna'yı görünce kaçmayan hayvanlar mı dersiniz-kediler hariç-, Zanna şeklinde bulutu mu, yoksa bir gün Zanna kafede arkadaşlarıyla otururken yanına gelip ''Sizinle tanışmak çok heyecan verici, Şuvazi!'' diyen kadını mı.

   Şuvazi ne demek peki? Fransızca, ''seçilmiş kişi'' anlamına geliyor. Tamam, Zanna bir seçilmiş kişi, ama ne için?

   Şöyle ki, bizim dünyamıza çok benzeyen bir dünya daha var ve bizim dünyamızla o dünya iç içe, bir nevi paralel evren bile diyebiliriz. Londra'nın o dünyadaki aksi Un Lun Dun mesela, Londrakis de diyebilirsiniz. New Yok, Yeni Delhiç, Amstersdam, Sicilyo, Gaiptown, Uztanbul verilebilecek diğer örnek şehir isimleri. Çevirmen Ceren Ünlü'yü de alkışlamak lazım burada, çünkü yazarın yaptığı kelime oyunlarını mükemmel bir şekilde uyarlamış dilimize, sadece şehir adlarıyla kalmıyor bu kelime oyunları, onu da belirtelim.

   Londrakis, bir süredir Duman'a karşı savaş veriyor. Duman bildiğimiz, pis, iğrenç bir duman. Ancak içindeki kimyasal, biyolojik zerrelerin vs. tepkimesiyle, kendine bir bilinç oluşturmuş. Şuvazi'nin, Duman'ı yeneceğine inanıyor Londrakis halkı, çünkü kitapta öyle yazıyor. Ya kitap yanlışsa?

   Zanna ve Deeba, tuhaf bir şekilde kendilerini Londrakis'te buluyorlar. Sahiden tuhaf ama; sürünerek ilerleyen kırık bir şemsiyeyi takip ederek, bodrum gibi bir yere varıyorlar, Zanna'nın oradaki bir çarkı çevirmesiyle renkler, sesler, mekan, her şey değişiyor. Bunları ben anlatınca pek hoş olmuyor açıkçası, ama China Miéville yazınca, hiç de yadırgamıyorsunuz- yadırgasanız bile saçma gelmiyor diyeyim :D-.

   Londrakis, fantastik bir dünya bizimkine göre. Cins cins kıyafetler giyen insanlar mı dersiniz, bin bir çeşit tuhaf yaratık mı, kurbağa bacaklı otobüsler mi, çöpten sokak çeteleri mi, evlerin içindeki ormanlar mı...

   Şuvazi bir işe yaramazsa ne olur peki? Şuvazilerin başarısız olması mümkün müdür? Miéville'e göre öyle; bu sebeple, biz de ''seçilmemiş kişi''nin hikayesini okuyoruz, yani Deeba'nınkini.

   Bu kitaba bayıldım. Sahiden bayıldım. Bayılma gerekçelerim neler peki? Öncelikle, kitap hayatımda okuduğum en orijinal, en tuhaf kitap-China Miéville'in tüm kitapları birbirinden orijinal, birbirinden tuhaf aslında, ama Un Lun Dun favorim!-. Yazarın dili mükemmel. İki üç kelimeyle cümleyi bitiren yazarlar gibi değil, öte yandan betimlemeleriyle boğmuyor da insanı. Dili esprili, karakterler çok hoş-ve tabii ki çok orijinaller-. Olay örgüsü harika. Yapılan atıflar zekice. İçindeki çizimler çok güzel- Miéville'in elinden çıkma yine-.

   Miéville'i sahiden seviyorum, ama Perdido Sokağı İstasyonu ve Kral Fare kitaplarında mide bulandırıcı, karanlık bir dünya betimliyordu hep. Bu kitapta da kötü şeyler vardı elbet, ama beni rahatsız etmedi bunlar, dünya bunların üzerine kurulu olmadığından olsa gerek.

   Sonuç olarak, mükemmel bir kitap. Okuyun, okutun. Dünyayı kurtarma konulu bir kitap, hiç bu kadar orijinal, bu kadar sürükleyici olmamıştı :P

   Bitirmeden önce, bir şarkı paylaşmak istiyorum. Kitabı okurken hep aklıma geldi bu şarkı. Şarkının adı Transcendence. Transcend, sınırların dışına çıkmak, sınırları aşmak gibi bir anlama geliyor ki, seçilmemiş insan olan Deeba'nın dünyayı kurtarması, bu değil de nedir? :D


Puan: 5

2 Aralık 2014 Salı

Sıradakinden Alıntı

   ''Bizim tarafta büyücüler yok mu?''

   Jones ve Fing, ümitsizce birbirlerine baktılar.

   Rosa, ön taraftan, ''Kulağından şekerleme çıkarabilirim,'' diye çığırdı.

   ''Şahane,'' diye mırıldandı Deeba.

   ''Hayır, ama gerçekten çıkarabilirim! El çabukluğu marifet değil, bilirsin, cidden çekip alırım kulağından şekerlemeyi!''

Un Lun Dun, China Miéville