31 Aralık 2014 Çarşamba

Entel Dantel: Hayırlı Seneler :3

   Bir yılın daha sonuna geldik diyerek, klişe bir şekilde başlıyorum lafa :D Yeni yılımız hayırlı olsun! Aslında nedir yani, bugün normal bir gün olduğu gibi, yarın da normal bir gün, abartmaya gerek yok, değil mi? Neyse, yeni yıl için Neil Gaiman çok hoş bir mesaj yayınladı ve David Mack da bunu resimledi. Bu mesaja şuradan ulaşabilirsiniz.

   Beğendiğim ressamlardan/illustratörlerden de birkaç yeni yıl resmi paylaşıp, kaçıyorum-2014 günlüğümü henüz bitirmedim çünkü :D-.


   Bu cici çizim Sketchy Stories'ten. Facebook sayfasına buradan ulaşabilirsiniz :)

   Kova, ice bucket challenge'ı; top, dünya kupasını; köpek, Naruto'yu (Naruto bu yıl final yapmış sanırım); cin, Robin Williams'ı; ufomsu şey de, kuyruklu yıldıza iniş yapan uzay aracını temsil ediyor (diye tahmin ediyorum). Groot'la Flappy Bird'i biliyorsunuzdur zaten.



   Bu sevimli resim de Alexander Jansson'dan. Facebook sayfasına buradan ulaşabilirsiniz :)

   Kendinize iyi bakın!

29 Aralık 2014 Pazartesi

Kazanan...

   Çekiliş bitti! Herkesin ismini, çekiliş haklarına göre bir Excel dosyasına kaydettim, liste uzun olduğu için listeyi buraya koymuyorum, ancak isteyen varsa mailine atabilirim :) Toplamda 181 hak oluyor. Ve kazanan...


   113 numara da, Hatice Albayrak oluyor! Tebrik ederim, iletişim bilgilerinizi entelkitap@gmail.com adresine atabilir misiniz lütfen? :)
 

22 Aralık 2014 Pazartesi

Yetişin A Dostlar, Çekiliş Var

   Şu yazımda demiştim kii, blogum ikinci yılına özel bir çekiliş yapacağım. Vakit, o çekilişin vaktidir arkadaşlar!

   Geçen seneki yıl dönümü çekilişinde olduğu gibi; geçen bir yılda okuduğum(bir yıldan kastım blogun yıldönümleri arasındaki bir yıl) ve beş puan vermiş olduğum kitaplardan beşini seçtim. Çekilişi kazanan kişi, bu beş kitaptan istediği bir tanesine sahip olacak. Bu beş kitap şunlar(kitabın ismine tıklayarak, yorumuna ulaşabilirsiniz):

- Katre-i Matem - İskender Pala
- Hayaletin Çırağı - Joseph Delaney
- Mezarlık Kitabı - Neil Gaiman
- Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar
- Bir İdam Mahkûmun Son Günü - Victor Hugo

   Bir de, malumunuz, yılbaşı yaklaştı. Ajanda almadım, ama hoşunuza gideceğini düşündüğüm bir defter aldım. Bir de yılbaşı kartı aldım, kazanan kişiye özel, yılbaşı kartının içine bir şeyler yazacağım :D


Çekilişe katılmak için yapmanız gerekenler:
- Blogumun izleyicisi olmanız ve hangi kitabı istediğinizi bu yazının altına yorum olarak yazmanız (zorunludur, bir çekiliş hakkı sağlar)
- Eğer ben ek çekiliş hakkı istiyorum derseniz de, bu çekiliş haberini bir sosyal platformda(Facebook, Twitter, Blogger) paylaşıp, linkini yorumunuzda belirtmelisiniz (Hepsi için üçer çekiliş hakkı. Yani toplamda dokuz ek çekiliş hakkı.) Google Plus'u kabul etmiyorum, üzgünüm.

   Türkiye dışına gönderim yapamıyorum. Çekiliş bir hafta sonra, 29 Aralık Pazartesi günü bitecek, aynı gün de kazananı açıklayacağım inşallah. Sağlıcakla kalınız efenim :)

21 Aralık 2014 Pazar

Tazecik Kitap Yorumu: Harry Potter ve Sırlar Odası - J. K. Rowling


   Serinin ilk kitabı Harry Potter Ve Felsefe Taşı'nın yorumu burada.

   Harry, korkunç bir yaz tatili geçirmektedir, her zamanki gibi. Hogwarts'a gitmesine yakın, bir gün odasında Dobby adında bir ev cini belirir. Dobby, Harry'ye kesinlikle Hogwarts'a dönmemesi gerektiğini, orada korkunç şeyler yaşanacağını ve Harry'nin hayatının tehlikeye gireceğini söyler. Harry için Hogwarts'a gitmemek diye bir durum söz konusu değildir tabii ki. Bunun üzerine Dobby, Harry Hogwarts'a gitmesin diye, elinden geleni ardına koymaz, kötü niyetli değildir aslında, ancak Harry'nin başını epey belaya sokar. Harry Hogwarts'a vardığında bile tuhaf davranışlarına-komplolarına bile diyebiliriz- devam eder.

   Dobby'nin haber verdiği felaket, kısa sürede kendini gösterir. Birisi Sırlar Odası'nı açmıştır ve bu odanın açılmasıyla birlikte ortaya çıkan karanlık bir güç, öğrencileri taşa dönüştürmeye başlamıştır. Harry de, Ron ve Hermione'la birlikte, en son elli yıl önce açılmış bu odanın gizemini çözmeye çalışır.

   Serinin ilk kitabı kadar sürükleyici, güzel kurgulanmış bir kitap Harry Potter ve Sırlar Odası. Kitaptaki karakterlerin her biri nevi şahsına münhasır, çok hoş-Lockhart'a öldüm zaten, pis herif :D-.

   Kitabı çok sevdim, ancak kafama takılan birkaç nokta var-bunlardan puan kırmıyorum ama-. DİKKAT, SPOILER TEHLİKESİ! Eveet, gelelim sorularıma. Harry ve Ron, Sırlar Odası'na giderken bir duvar yıkılıyordu ve Ron'la Harry duvarın farklı taraflarında kalıyorlardı. Sırlar Odası'na tek giriş de, onların girdiği yerden, bunu biliyoruz. Harry Sırlar Odası'na giderken, Ron da duvarın yıkıntılarını eşeleyip, Harry döndüğünde geçebilsin diye ona boşluk açmaya çalışıyordu. Şimdii... Harry odadayken, ona yardım için Dumbledore'un anka kuşu geliyordu. Yahu bu anka kuşu nereden geçti de geldi, üstelik Ron bunu görmeden? Edit: Beşinci kitapta da gördüğümüz üzere, anka kuşları ışınlanabiliyormuş :D Neyse, birincisi buydu. İkincisi şu, Aragog var ya hani, Hagrid'in yıllar önce gizlice beslediği devasa örümcek; Ron ve Harry onun yanına gittiklerinde ve Hagrid'in arkadaşı olduklarını söylediklerinde, Aragog, normalde insan etiyle beslenebildiğini, ama Hagrid'e olan saygısından şimdiye kadar hiçbir insana zarar vermediğini söylüyordu. Konuşma bitiminde ise, diğer örümceklere, Harry ve Ron'u öldürmeleri konusunda salık veriyordu. Eh, çelişik değil mi biraz? Üçüncüsü, koskoca Voldemort, anka kuşunun gözyaşlarının iyileştirici etkisi olduğunu nasıl unutur yahu? :D Edit: Bu iki konuya ilişkin muhterem bir arkadaşımın cevabı şöyle: ''Aragog, insanları Hagrid'in hatırına öldürmediği dönemle şatoda yaşadığı dönemi kastediyor. Ormana gittiğinden beri Hagrid dışında bir insanla karşılaştığını zannetmiyorum. Orman tehlikeli yaratıklarla dolu ve birinin ölmesi zaten doğal bir şey, şato gibi şüphe çekmez. İkinci olarak, Tom Riddle, Voldemort'un 16 yaşındaki hali. Aslında tam olarak aynı kişi değiller, ikiye bölünmüş bir benlik gibi. Voldemort'un bileceği pek çok şeyi bilmemesi doğal. Hem anka kuşları çok ama çok nadir yaratıklar ve genelde evcil değiller, birini gerçek hayatta görmek zor. Ayrıca Dumbledore'un çok üzerinde durduğu önemli bir durum var: Voldemort sihrin sevgi veya güzel şeyler (burada 'aydınlık taraf'a dair şeylerden bahsediyorum) içeren kısmıyla ilgilenmiyor, bu onun zayıf noktası. Harry'nin annesinin ölümünün ona koruma sağlayacağını da tahmin edemedi.'' Dördüncüsü de, Harry ve Ron bir gün kahvaltı ederken, yanlarına Ginny'nin gelmesi ve onlara önemli bir şey söyleyeceğini söylemesi. Kitapta ''gergin ve kaygılı göründüğü'' yazıyor. Eh, aslında Percy'nin sevgilisi olduğunu söyleyecekmiş, öğreniyoruz sonradan. Ama gergin ve kaygılı göründüğü yazdığı için, insan ister istemez Sırlar Odası'yla ilgili bir şey söyleyecek herhalde diye düşünüyor. Ben öyle düşündüm şahsen Neysecüm, bitti. SPOILER TEHLİKESİ GEÇTİ, BARINAKLARINIZDAN ÇIKABİLİRSİNİZ.

   Yorumu, kitaptan oldukça hoşuma giden bir bölümle bitireyim bari :D (Küçücük ve belki de gereksiz bir not: Birinci sayfadan kastı, gazetenin birinci sayfası)

   ''Meşhur Harry Potter,'' dedi Malfoy. ''Birinci sayfaya geçmeden bir kitapçıya bile giremiyor.''

   Edit:
   Serinin üçüncü kitabı Harry Potter ve Azkaban Tutsağı'nın yorumu burada.
   Serinin dördüncü kitabı Harry Potter ve Ateş Kadehi'nin yorumu burada.
   Serinin beşinci kitabı Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nın yorumu burada.
   Serinin altıncı kitabı Harry Potter ve Melez Prens'in yorumu burada.
   Serinin yedinci kitabı Harry Potter ve Ölüm Yadigârları'nın yorumu burada.

Puan: 5

Sıradakinden Alıntı

   ''Bize aslında kim olduğumuzu gösteren şey, yeteneklerimizden çok seçimlerimizdir.''


Tazecik Kitap Yorumu: Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri - İhsan Oktay Anar


   İhsan Oktay Anar'ın okuduğum üçüncü kitabıyla karşınızdayım (yazılış sıralarına göre okuyorum bu arada). Ve şunu üzülerek söylüyorum ki, her okuduğum kitapla birlikte, verdiğim puanlar düşüyor. Umarım Amat'la Suskunlar'ı beğenirim.

   Kitapta, Ölüm'ü ve ölüm vakti gelmiş Cezzar Dede'yi görüyoruz. Ölüm, oyun oynamaya düşkün, bu sebeple Cezzar Dede'ye diyor ki, birbirimize hikâye anlatalım, sen de anlattığın her hikâye için fazladan bir saat yaşa. Cezzar Dede bunu kabul ediyor ve birbirlerine sırasıyla korku, din, aşk ve cennet konulu hikâyeler anlatıyorlar.

   Bu arada, Uzun İhsan'ın bu dünyadaki süresi dolmuş artık, bu sebeple Ölüm'ün onu bulması ve canını alması gerek. Uzun İhsan'ın peşinden mahalle mahalle gezerken, bir yandan da birbirlerine hikâyelerini anlatıyorlar. Ne var ki, her mahallede Uzun İhsan, Ölüm'ü bir şekilde atlatmayı başarıyor. Uzun İhsan'ın ortadan kaybolmasına yardımcı olan şey de, Cezzar Dede'nin veya Ölüm'ün anlattığı hikâyede geçen bir olay oluyor hep. Örneğin hikâyenin birinde, tüm mal varlığını halka dağıtan bir adamdan bahsediliyor; mahallenin birinde de Ölüm tam Uzun İhsan'ı yakalayacakken, malını dağıtacağını duyuran bir adam sebebiyle halk sokağa dökülüyor ve Uzun İhsan sıvışıyor.

   Hikâyelere gelecek olursak... Çoğu, var olan hikâyelerin uyarlaması; vampir, kurt adam, altın adam, kırmızı başlıklı kız, süpermen vs. Hikâyelerin hiçbirini sevmedim. Eh, az buçuk güzel olanları vardı, ama yine de çok sıradan hikâyelerdi, tahmin edilebilir kurguya sahiptiler. Her birinin karakterlerine de ayrı bir sinir oldum. Dedikoducu insanlar mı dersin, aklı fikri evlenmek olan mı, açgözlü olan mı, sırf kötülük yapabilmek, yakınmak için yaşayan mı; her birinde ayrı bir kişilik bozukluğu. Komik gelecek belki size ama, ''abdest'' yerine ''aptest'', ''Abdülzeyyat'' yerine ''Aptülzeyyat'' denmesi de ayrıca sinirime dokundu. Ölüm'ün neredeyse herkes tarafından küçük düşürülmesi de ayrı bir tuhaf. Ölüm de hiçbir şey yapamıyor bu kişilerin karşısında, ha! Sırf kitapta geçen birkaç güzel cümlenin hatrına puanım bir değil de, iki.

Puan: 2

Sıradakinden Alıntı

   ''Ebedi bir uykuda, ebedi düşler vardır. Cennet, düşlerin olduğu yerde değil midir? Sadece bir düş bitip diğeri başlayacak işte.''


18 Aralık 2014 Perşembe

Tazecik Kitap Yorumu: Un Lun Dun - China Miéville


   Eveet, sınavlarımız bugün bittiğine ve üçüncü sınav dönemi 7 Ocak'a kadar başlamayacak olduğuna göre, özgürüm! -şimdilik özgürüm en azından-

   Bu kitabı okuyalı epey oldu, ancak biraz, kitap hakkında ne yazacağımı bilemediğimden, biraz da yaşadığım yoğunluktan, bugüne kadar kaldı Un Lun Dun'un yorumunu yazma işi. Başlayalım hayırlısıyla :D

   Zanna ve Deeba, bir süredir tuhaf olaylar yaşamaktadırlar ve bu olayların ortak noktası hep Zanna'dır. Zanna'yı görünce kaçmayan hayvanlar mı dersiniz-kediler hariç-, Zanna şeklinde bulutu mu, yoksa bir gün Zanna kafede arkadaşlarıyla otururken yanına gelip ''Sizinle tanışmak çok heyecan verici, Şuvazi!'' diyen kadını mı.

   Şuvazi ne demek peki? Fransızca, ''seçilmiş kişi'' anlamına geliyor. Tamam, Zanna bir seçilmiş kişi, ama ne için?

   Şöyle ki, bizim dünyamıza çok benzeyen bir dünya daha var ve bizim dünyamızla o dünya iç içe, bir nevi paralel evren bile diyebiliriz. Londra'nın o dünyadaki aksi Un Lun Dun mesela, Londrakis de diyebilirsiniz. New Yok, Yeni Delhiç, Amstersdam, Sicilyo, Gaiptown, Uztanbul verilebilecek diğer örnek şehir isimleri. Çevirmen Ceren Ünlü'yü de alkışlamak lazım burada, çünkü yazarın yaptığı kelime oyunlarını mükemmel bir şekilde uyarlamış dilimize, sadece şehir adlarıyla kalmıyor bu kelime oyunları, onu da belirtelim.

   Londrakis, bir süredir Duman'a karşı savaş veriyor. Duman bildiğimiz, pis, iğrenç bir duman. Ancak içindeki kimyasal, biyolojik zerrelerin vs. tepkimesiyle, kendine bir bilinç oluşturmuş. Şuvazi'nin, Duman'ı yeneceğine inanıyor Londrakis halkı, çünkü kitapta öyle yazıyor. Ya kitap yanlışsa?

   Zanna ve Deeba, tuhaf bir şekilde kendilerini Londrakis'te buluyorlar. Sahiden tuhaf ama; sürünerek ilerleyen kırık bir şemsiyeyi takip ederek, bodrum gibi bir yere varıyorlar, Zanna'nın oradaki bir çarkı çevirmesiyle renkler, sesler, mekan, her şey değişiyor. Bunları ben anlatınca pek hoş olmuyor açıkçası, ama China Miéville yazınca, hiç de yadırgamıyorsunuz- yadırgasanız bile saçma gelmiyor diyeyim :D-.

   Londrakis, fantastik bir dünya bizimkine göre. Cins cins kıyafetler giyen insanlar mı dersiniz, bin bir çeşit tuhaf yaratık mı, kurbağa bacaklı otobüsler mi, çöpten sokak çeteleri mi, evlerin içindeki ormanlar mı...

   Şuvazi bir işe yaramazsa ne olur peki? Şuvazilerin başarısız olması mümkün müdür? Miéville'e göre öyle; bu sebeple, biz de ''seçilmemiş kişi''nin hikayesini okuyoruz, yani Deeba'nınkini.

   Bu kitaba bayıldım. Sahiden bayıldım. Bayılma gerekçelerim neler peki? Öncelikle, kitap hayatımda okuduğum en orijinal, en tuhaf kitap-China Miéville'in tüm kitapları birbirinden orijinal, birbirinden tuhaf aslında, ama Un Lun Dun favorim!-. Yazarın dili mükemmel. İki üç kelimeyle cümleyi bitiren yazarlar gibi değil, öte yandan betimlemeleriyle boğmuyor da insanı. Dili esprili, karakterler çok hoş-ve tabii ki çok orijinaller-. Olay örgüsü harika. Yapılan atıflar zekice. İçindeki çizimler çok güzel- Miéville'in elinden çıkma yine-.

   Miéville'i sahiden seviyorum, ama Perdido Sokağı İstasyonu ve Kral Fare kitaplarında mide bulandırıcı, karanlık bir dünya betimliyordu hep. Bu kitapta da kötü şeyler vardı elbet, ama beni rahatsız etmedi bunlar, dünya bunların üzerine kurulu olmadığından olsa gerek.

   Sonuç olarak, mükemmel bir kitap. Okuyun, okutun. Dünyayı kurtarma konulu bir kitap, hiç bu kadar orijinal, bu kadar sürükleyici olmamıştı :P

   Bitirmeden önce, bir şarkı paylaşmak istiyorum. Kitabı okurken hep aklıma geldi bu şarkı. Şarkının adı Transcendence. Transcend, sınırların dışına çıkmak, sınırları aşmak gibi bir anlama geliyor ki, seçilmemiş insan olan Deeba'nın dünyayı kurtarması, bu değil de nedir?


Puan: 5

2 Aralık 2014 Salı

Sıradakinden Alıntı

   ''Bizim tarafta büyücüler yok mu?''

   Jones ve Fing, ümitsizce birbirlerine baktılar.

   Rosa, ön taraftan, ''Kulağından şekerleme çıkarabilirim,'' diye çığırdı.

   ''Şahane,'' diye mırıldandı Deeba.

   ''Hayır, ama gerçekten çıkarabilirim! El çabukluğu marifet değil, bilirsin, cidden çekip alırım kulağından şekerlemeyi!''


29 Kasım 2014 Cumartesi

Tazecik Kitap Yorumu: Çarklar Arasında - Hermann Hesse


   Hans Giebenrath, Almanya'nın küçük bir kasabasında yaşamaktadır. Oldukça zeki ve çalışkan bir çocuk olan Hans, kendisinden beklendiği üzere, devlet yatılı okul sınavına katılır, kazanır da okulu. Okul, bir manastır okuludur. Hans kazanmıştır okulu ama, artık kendisini daha sıkı çalışma günleri bekler, çünkü hayatını kurmaktadır artık. Tek hedefi başarılı, daha başarılı, en başarılı olmaktır. Derken, oda arkadaşlarından Hermann, onun hayata bakışını değiştirir. Hermann sıradan bir öğrenci değildir, şair ruhlu, espritüel, alaycı, hüzünlü bir insandır. Hans'a tüm hayatın ders çalışmaktan ibaret olmadığını gösterir.

   Kitabın arka kapağından bir alıntı yapayım kısaca: ''Hesse'nin, yaşadığı yüzyılın ilk yarısında geçerli eğitim sistemini eleştirdiği Çarklar Arasında, insanın, doğanın yarattığı haliyle hiçbir düzenin hüküm sürmediği bir cangıla benzediği düşüncesinden yola çıkıyor, okullarda verilen eğitimle insanın doğasının belirli sınırlar içinde zorla tutulmaya çalışılmasına karşı çıkıyor.''  Hesse, 1877 yılında doğmuş, 1962'de vefat etmiştir. Yaşadığı yüzyılın ilk yarısında geçerliymiş bu eğitim sistemi. Aradan neredeyse yüz yıl geçmiş olmasına rağmen, aynı sistem Türkiye'de devam etmekte. Tebrik ederim, yediniz sınavlarla çocukluğumuzu, hayatımızı. Sınavları kazansanız bile, işsiz kalma durumu var bir de. Ömrünün 10-20 yılını okumakla geçiren, ama en sonunda işsiz kalan insanların günahı nedir? Bu insanlara hayatlarının en acı tokadını atarken, hiç mi vicdanınız sızlamıyor?

   Kitabın konusu epey klasik aslında. Öte yandan, ders çalışmaktan ibaret değilse hayat, nedir? Ders çalışmadan, sınavları kazanmadan ne elde edebiliriz? Buna da trajikomik bir yanıt veriyor kitap. Ayrıca, kitapta, Hans ile müdür arasında geçen bir konuşma var ki, şöyle:

   ''Çaba göstereceğin konusunda bana söz verir misin?''

   Hans, yumuşak ama ciddi bir ifadeyle ona bakan otoriter müdürün kendisine doğru uzatılmış sağ eline bıraktı elini.

   ''Bak böylesi iyi, böylesi güzel, sevgili dostum! Pes etmeyeceksin, yoksa çarklar arasında ezilir gidersin.''

   Pes etmeseniz de, çarklar arasında ezilmeyeceğinizin teminatı var mı ki?

   Neden o alabildiğine duyarlı ve nazik çocukluk yıllarında durmaksızın her gece geç vakitlere kadar ders çalışmak zorunda bırakılmıştı Hans? Neden tavşanları elinden çekilip alınmıştı? Neden Latince okulundaki arkadaşlarına bile yabancılaştırılmış, oltayla balık tutması ve gezip tozması yasaklanarak insanı yiyip bitiren kepaze bir açgözlülük ideal olarak kendisine benimsetilmek istenmişti? Neden manastır okulunun giriş sınavından sonra bile alnının teriyle kazanıp hak ettiği tatil ona çok görülmüştü?

   İşte şimdi aşırı zorlanmış zavallı bir at gibi yol kenarında kalakalmıştı, bundan böyle de bir işe yarayacağı yoktu.

   Allah sonumuzu hayır etsin...

Puan: 4,5

Sıradakinden Alıntı

   Yaşam ölümden daha güçlüdür, inanç ise kuşkudan daha kudretli.


26 Kasım 2014 Çarşamba

Entelkitap'ın Günlüğü, İki Yılını Sağ Salim Atlatmış Durumda!

   Bugün, blogum ikinci yılını doldurdu, vış. Geçen yıldönümünden bu yana 164 yazı yayınlamışım, ilk sene 162 imiş sayı, kendimi geçmişim, yihu!

   Blogumu takip eden herkese çok teşekkürler, sizi seviyorum :D Okul yoğunluğum biraz azalsın, bir çekiliş yapacağım inşallah :) Henüz yazmadığım kitap yorumları var bir de, onları da yetiştirebilsem çekilişten önce, ne şahane olur. Neysecüm, kendinize iyi bakın efenim. Yeni yazılarda görüşmek üzere ^_^

25 Kasım 2014 Salı

Entel Dantel: Hayırlı Sabahlar Efenim

   Kabul ediyorum, başlıkta ''hayırlı sabahlar'' desem de, neredeyse öğlen olmuş durumda... Neyse ya, siz benim niyetimi biliyorsunuz :D

   Yarın blogum iki yaşına basıyor! *konfetiler patlar* Ne çabuk geçiyor zaman, enem enem...

   Sözü bir yere getiremediğime ve dolayısıyla ucunu da bir yere bağlayamadığıma göre, bu yazıyı bir şarkıyla bitirsem fena olmaz herhalde :D Çok hoşuma giden bir şarkıdır, umarım siz de beğenirsiniz :)


22 Kasım 2014 Cumartesi

Tazecik Kitap Yorumu: Matilda - Roald Dahl


   ''Anneler ve babalar ilginçtir. Kendi çocukları akla gelebilecek en berbat kişi olsa bile, onun harika biri olduğuna inanırlar.

   Bazı ana-babalar daha da ileri gider. Hayranlık gözlerini o kadar köreltir ki, çocuklarının bir dâhinin özelliklerine sahip olduğu konusunda kendilerini ikna etmeyi başarırlar.

 

   Aslında bunda pek yanlış bir şey de yoktur. Dünya böyledir. Ancak ana-babalar mide bulandıran yavrularının ne kadar parlak olduklarını bize anlatmaya başlayınca, biz de, ''Bize bir tas verin; kusacağız!'' diye bağırmaya başlarız. 

   Okul öğretmenleri gururlu ana-babalardan bu tür gevezelikleri dinlemek durumunda kaldıkları için epeyce sıkıntı çekerler, ancak bunun acısını genellikle dönem sonu notunu atarken çıkarırlar. Eğer ben öğretmen olsaydım, çocuklarına hayran böyle ana-babaların çocukları için yazacak dâhiyane şeyler bulurdum. ''Oğlunuz Maximilian,'' diye yazardım, ''tam bir serseri. Umarım aileniz bir iş sahibidir de, okulu bitirdikten sonra onu oraya yerleştirebilirsiniz, çünkü başka hiçbir yerde iş bulamayacağından eminim.'' Ya da kendimi şair gibi hissediyorsam, şöyle yazabilirdim: ''Çekirgelerin işitme organlarının karın boşluğunun iki yanında olmaları ilgi çekici bir gerçektir. Bu dönem öğrendiklerine dayanarak kızınız Vanessa'yı değerlendirirsek, işitme organı dahi olmadığını söyleyebiliriz.''

   Tabiat bilgisi konularının altını üstüne getirebilir ve şöyle söyleyebilirdim: ''Ağustos böceği yerin altında altı yıl, yerin üstünde, güneş ışınlarından ve havadan yararlanan özgür bir yaratık olarak altı gün geçirir. Oğlunuz Wilfred bu okulda yerin altında altı yıl geçirdi ve hâlâ kozasından çıkmasını bekliyoruz.'' Özellikle zehirli küçük bir kız beni sokup şunları söyletebilir: ''Fiona tıpkı bir buzdağının güzelliğine sahip, ama buzdağından farklı olarak, yüzeyin altında hiçbir şeyi yok.''

   Öyle sanıyorum ki sınıfımdaki bu pislikler hakkında dönem sonu raporları yazmak hoşuma giderdi. Ancak bu kadar yeter. Devam etmemiz gerek.''

   Bu kitap, bir çocuk kitabı ve yukarıda yazdığım şekilde başlıyor. Bir çocuk kitabı için biraz sert bir başlangıç değil mi? Hoşuma gitmedi diyemem :D Öte yandan, küçük bir çocuğun bunu okuması ne derece doğru?

   Matilda küçük, zeki, kitapkurdu bir kız. Matilda'nın anne ve babasıysa cins insanlar, Matilda'ya çok kötü davranıyorlar. Bunun üzerinde Matilda da onlardan intikam almaya başlıyor.

   Kitabın konusunu da okumuş bulundunuz. Bu kitap sahiden de bir çocuk için sert değil mi? Küçük bir çocuğun kafasına, kendisine yapılan her kötülük için intikam alma düşüncesini yerleştirmek doğru mu? (kafamda deli sorular...)

   Okurken insana keyif veren bir kitap, ama yukarıda belirttiğim hususlarda da tedirginlik duyuyorum biraz. Çünkü annemin arkadaşının çocuğuna hediye edecektim kitabı, ancak bilmem ki, kitap onu kötü etkiler mi?

   Bunun dışında, kitapta şiddet dozu da fazla. Tamam, bir Talihsiz Serüvenler Dizisi değil, ama okul sahneleri çok acımasız (bakınız: Bayan Trunchbull). Çocukların okuldan soğumasına sebep olabilir belki (çok evhamlı çıktım ayol).

   Kitabı sevdim, Matilda adlı küçük kızı çok sevdim, ancak kurgu tahmin edilebilirdi biraz ve bir de saydığım tedirginliklerim var. Bu sebeple puanım beş değil; dört.

Puan: 4

Sıradakinden Alıntı

   Anneler ve babalar ilginçtir. Kendi çocukları akla gelebilecek en berbat kişi olsa bile, onun harika biri olduğuna inanırlar.

   Bazı ana-babalar daha da ileri gider. Hayranlık gözlerini o kadar köreltir ki, çocuklarının bir dâhinin özelliklerine sahip olduğu konusunda kendilerini ikna etmeyi başarırlar.

   Aslında bunda pek yanlış bir şey de yoktur. Dünya böyledir.


Tazecik Kitap Yorumu: Nur - Mustafa Kutlu


   Eveet, yorum yazmak için oturdum ve bir anda ev sallanmaya başladı. Romanya'da 5.6 şiddetinde deprem olmuş nitekim. İnşallah herkes iyidir diyelim ve yoruma başlayalım.

   Kitapta Nur adında, babası büyük bir holding sahibi, oldukça güzel ve başarılı bir kızın hikayesi anlatılıyor. Anlayacağınız, kız şu dünyada isteyebileceği her şeye sahip. Ama bu kızın bir derdi var. Çünkü maddi açıdan kendisine her türlü nimet verilmiş olmasına rağmen, kızın manevi yönü boş. Maddi zenginliği bu boşluğu dolduramıyor, bu sebeple Nur sürekli bir arayışta.

   Kitapta Nur'un bazı dertlerinin sizde de olduğunu görebilirsiniz, şahsen bana öyle oldu. Kitabı merakla okudum; acaba nasıl çözümlenecek Nur'un arayışının sonunda bu dertler diye. Sonuç; çözümlenmedi. Ve ben buna sinir oldum.

   Kitapta maalesef çok klişe ve tekrar eden olaylar var, kitaptan puan kırmamın sebeplerinden biri de bu. Fakir oğlan kendisine destek olsun diye zengin bir adama gider, bu adam kızını doktorlara, mühendislere vermemiştir, ama bu fakir gence veresi tutar. Kimseleri beğenmeyen kızın da gönlü bu fakir gence kayar ve evlenirler, miras da sonradan fakir gence kalır. Bu olay üç nesil boyunca tekrar eder. Öh artık. Ne yaptın, sayın Mustafa Kutlu.

   Kitabın başı ve sonu da bir tuhaftı, aceleye getirilmiş gibi. Kitabın kalanıyla pek alakası yokmuş gibi. Aslında alakası vardı, ama pek mantıklı değildi bu bölümler.

   Son olarak, bir tuhaf mesaj veriliyor kitapta sanki. Önemli olan namaz kılmak değil, arayışta olmak, kalbin temiz olması, iyilik yapmak gibi bir mesaj(kitabın sonundan bunu anladım ben, nitekim Nur'da pek bir değişiklik olmamıştı arayışının sonunda, ama Nur, ''nur'' oldu). Halbuki hepsi önemli canım, seçmece yapmak olur mu?

   Mustafa Kutlu'nun üslubu her zamanki gibi içten ve sade; çok hoş. Ah, kurgu da o kadar iyi olaydı...

Puan: 3

Sıradakinden Alıntı

   Umut kalbimizde bir kuştur, sürekli öter.

21 Kasım 2014 Cuma

Tazecik Kitap Yorumu: Seçilmiş Kişi - Lois Lowry


   Mükemmel bir toplum oluşturmak için tüm seçimlerin kaldırıldığı bir dünya. İşinize, eşinize, çocuğunuza toplumun karar verdiği, renklerin, ayrımcılığa yol açmasını engel olmak için yok edildiği, müziğin kaldırıldığı, düşünme ve hissetmenin engellendiği bir düzen.

   Toplumdaki bireyler on iki yaşlarına gelene dek, her sene törenler düzenleniyor. Her törende farklı şeylere hak kazanılıyor, isim sahibi olmak veya bisiklet sahibi olmak gibi örneğin. On iki yaş töreninde ise, çocuklara Yaşlılar Komitesinin uygun gördüğü meslekler duyuruluyor, çocuklar da bu törenden itibaren, okuldan sonra yeni işlerinde eğitim görmeye gitmeye başlıyor.

   Kitabımızın ana karakteri Jonas. Jonas son derece zeki, dürüst, düzgün bir çocuk. Ama yaşlıların kendisine hangi görevi uygun göreceğini tahmin edemiyor, çünkü kendisinin bir mesleğe eğilimi yok. Törende Jonas'ın meslek duyurusu en sona bırakılıyor, çünkü o Seçilmiş Kişi; bir sonraki Toplayıcı olacak.

   Toplayıcılık, çok nadir verilen, oldukça zor ve de kutsal bir görev. Toplum için anıları saklayan ve bazen de bu anılardan acı çeken insan Toplayıcı.

   Jonas Toplayıcılık eğitimi aldıkça gözleri açılıyor, toplumun kurduğu düzendeki çarpıklıkları fark etmeye başlıyor. Bu farkındalığı da, toplum düzenini değiştirmek üzere harekete geçiriyor onu.

   Bu kitap birçok distopyaya ilham kaynağı olmuş gibi(olup olmadığını bilemeyiz tabii). Normalde kitaplar arasında karşılaştırma yapmam, ancak bu seferlik bir farklılık olsun. Benzerlikler:
- Eşleşme serisi - Ally Condie: Uygun mesleğin ve eşin, bireylere topluluk tarafından verilmesi; bireylerin zor durumda kaldıklarında kullandıkları haplar.
- Candor - Pam Bachorz: Tek kişiye bireysel uyarı yapmak yerine, isim verilmeden, tüm topluluğu uyarmak.
- Damızlık Kızın Öyküsü - Margaret Atwood: Doğum anneliği.
- Çirkinler serisi - Scott Westerfeld: İnsanların düşünme yetisinin engellenmesi.
- Evrenin Ötesi serisi - Beth Revis: İnsanların düşünme yetisinin engellenmesi; ayrımcılığa yol açtığı için, insanların tek renge indirgenmesi.

   Oldukça güzel bir kitap Seçilmiş Kişi. Verdiği mesaj olsun, konusu olsun, kurgusu olsun. Toplumun düzeninden biraz daha bahsedilseydi ve kitabın dili bu denli yavan olmasaydı, tadından yenmezdi.

Puan: 4,5

Sıradakinden Alıntı

   ''Şey...'' Jonas durdu ve yeniden düşündü. ''Her şey aynı olduğunda hiç seçme hakkımız kalmıyor! Sabah uyanıp bir şeylere karar vermek istiyorum! Mavi önlüğü mü yoksa kırmızıyı mı istediğime karar vermeliyim.''

   Giysisinin renksiz kumaşına göz attı. ''Ama her şey hep aynı,'' dedi.

   Sonra hafifçe güldü. ''Ne giydiğimizin çok önemli olmadığını biliyorum. Fark etmiyor. Ama...''

   ''Önemli olan seçebilmek, değil mi?'' diye sordu Aktarıcı.



17 Kasım 2014 Pazartesi

Tazecik Kitap Yorumu: Umut Bıçağı - Patrick Ness


   Todd Hewitt, Prentisstown'daki son çocuktur. Bu kasabada hiç kadın yoktur, hepsi bir virüs sebebiyle ölmüştür. Aynı virüs, hayatta kalan herkesi tuhaf bir şekilde etkilemiş, tüm düşünceleri duyulabilir hale getirmiştir. Sadece erkeklerin değil, hayvanların da düşüncelerini. Sürekli etrafa bir Ses hakim dolayısıyla; düşüncelerin uğultusu.

   Yetişkin olmasına bir ay kala Todd, sessizliğin olduğu bir yer buluyor. Bu yeri bulmasıyla bütün hayatı alt üst oluyor. Bu öğrendiği şey, kaçmak zorunda kalmasına sebep oluyor.

   Dünya'dan farklı bir gezegende geçiyor olaylar. Bu dünyaya ilişkin bilgileri, Todd'un yolculuğunda kısım kısım öğreniyoruz.

   Patrick Ness düşünceleri yazıya dökmeyi çok iyi başarmış. Genelde düşüncelerimiz bölük pörçük veya mantıksız bir toplamdan ibarettir ya hani? Biz bir şey üzerinde yoğunlaşınca ancak düşüncelerimiz bir mantık çerçevesine oturur veya hizaya girer. Ness yoğunlaşmadan önceki bu düşünce kaosunu dile dökmeyi başarmış işte. Takdir ettim. Hayvanların düşüncelerini de tüm saflığıyla yazıya dökmüş ki, bunlar çok hoşuma gitti, aynı zamanda sırıttırdı beni epey.

    Bu arada, kitap sokak jargonuyla yazılmış. Kitabı bitirdiğinizde konuşma dilinizin birazcık bozulması ihtimali var :D Çevirmen Kerem Işık'ı tebrik etmek lâzım, oldukça iyi bir iş çıkarmış bu bozuk dili çevirirken (neresinden tutasınız ki bu cümlenin... iyi anlamda söylüyorum :D).

   Kitap oldukça orijinal ve kitabı sevdim. Ancak kitapta hoşuma gitmeyen birkaç nokta da var. Bazı karakterlerin tuhaf veya gerçekdışı halleri kitaptan soğumama sebep oldu (Küçük bir spoiler: Tüm zamanların burunsuz en kötü adamı ödülü Aaron'a gidiyor! Tebrikler Aaron, Voldemort'u bile solladın. Hem Voldemort bile bu kadar çok saldırıdan sağ çıkamazdı, hem de Aaron'ın bir hortkuluğu bile yok!). Kitapta sevmediğim bir başka konu da, şiddete-daha doğrusu vahşete- yer verilmesi, okurken epey kötü hissettim. Son olarak da, hoşuma gitmeyen nokta değil de, bir eksiklik olarak gördüğüm bir şey var: Betimlemeler. Viola ve Todd'un tipine ilişkin hiçbir şey bilmiyoruz. Daha doğrusu neredeyse kimsenin tipine dair bir şey bile bilmiyoruz. Yazar, okuyucunun hayal gücüne bırakmıştır belki, öyle olsun...

   Sonuç olarak, çok ilginç bir okuma deneyimi oldu benim için. Kitabı ilk okuduğumda pek beğenmemiştim ve serinin devamını da okumayı düşünmüyordum. Bu acele yargımdan vazgeçip kitabı tekrar okuduğuma memnunum. Patrick Ness'i sevdiğim yazarlara eklemeyi istiyorum, hadi hayırlısı.

   İnternette biraz araştırdım da, hayran çizimi eserler buldum, bazıları çok hoşuma gitti, paylaşayım sizinle de. Todd ve Viola çizimlerinden en beğendiğim ve hayalimdekine en yakın olanı koymakla başlayayım. Hem, Delidolu kapağındaki Todd'un siluetine bakın, bu resimdekini andırmıyor mu ama? Not: Resimleri Pinterest'ten buldum: Link, link ve link.

   Resimlerden önce, bu kitaba pek yakıştırdığım bir şarkıyı da ekleyeyim. Seversiniz umarım ^_^








   Edit:
   Serinin ikinci kitabı Sorgu ve Yanıt'ın yorumu burada.
   Serinin üçüncü kitabı İnsan Denen Canavar'ın yorumu burada.
   Serinin buçuğuncu kitapları The New World (Yeni Dünya, 0.5), The Wide, Wide Sea (Engin, Engin Deniz, 2.5), Snowscape (Kar Umacısı, 3.5) yorumları burada.

Puan: 4

Sıradakinden Alıntı

   Bıçak ancak onu tutan el kadar iyidir.

16 Kasım 2014 Pazar

Kısa Kesmek İcap Ederse: Y:Son Erkek-Erkeksiz, Hayvan Yemek, Einstein Bulmacası 2, Hercule Poirot İz Üzerinde

   Paylaşacak alıntı ya da hakkında uzunca yazacak bir şey bulamadığım kitaplara bu bölümde yer vereceğim. Başlayalım bakalım, hayırlısı :D


Y: Son Erkek-Erkeksiz - Brian K. Vaughan: Çizgi romanları severim, ama neredeyse tüm çizgi romanlar süper kahramanlar üzerine olunca içimi bayıyor. Y: Son Erkek bu açıdan farklı bir kitap(serisinin ilk kitabı aslında). Dünyadaki tüm Y kromozomuna sahip memeli canlılar öldüğünde, geriye kalan tek erkek olan Yorick'in, dünyanın öbür ucundaki kız arkadaşına ulaşma hikayesini anlatıyor. Aslında konu güzel, kurgu güzel. Siyasetçi eşlerinin, kocalarının yerini alabilmek için didişmesi mi dersiniz (didişme de değil aslında, neredeyse savaş), erkeklerden nefret eden Amazon kadınları mı dersiniz, çok ilginç şeyler var bu yeni dünyada. Orijinal bir kurgu anlayacağınız. Ne var ki, kurguyu beğensem de, kurgunun işlenişini beğenmedim, bu sebeple de kitaptan soğudum. Puan: 3


Hayvan Yemek - Jonathan Safran Foer: Önünüze gelen etin ne tür işlemlerden geçtiğini, nasıl bir üretim merkezinden, hatta nasıl bir hayvandan geldiğini biliyor musunuz? Kitap sizi bu konuda sizi epey bilgilendirecek.
   Kitabın iddiası, kitabın bir vejetaryenlik çağrısı değil de, bir uyanış çağrısı olduğu yönünde. Kitabın ilk başları sahiden öyle olsa da, sonlara doğru ''vejetaryen değilsen masum değilsin'' mesajını hissettim ben. Öte yandan, kitap güzel. Ne yediğinizi bilmeniz gerek. Kitabı okurken ister istemez insanın içi acıyor.
   Belki de izlediğim belgesellerdendir, bilmiyorum, bu kitaptaki şeylerin çoğunu biliyordum, ama bilmediğim şeyler de vardı, öğrendiğim iyi oldu. Kitabı bitirince vejetaryen olmazsınız belki, ama yine de et ürünlerine daha bir hassasiyetle yaklaşırsınız. Puan: 4


Einstein Bulmacası 2 - Jeremy Stangroom: Einstein Bulmacası kitabını çok beğenmiştim. İkincisi çıkınca da çok sevindim. Boşuna sevinmişim. Kitabı beğenmedim.
    Kitaptaki sorular deseniz bir cins, paradokslar bir cins, bunların açıklamaları deseniz daha bir cins. Zorla yazılmış gibi kitap, hadi ikinci kitabı çıkaralım, e, bu kitabı doldurmak için Google'dan en mantıksız paradokslar yazıp aratalım denmiş sanki. Emeğe saygım var tabii (klavyede yazmak zor iş), ama bu kitabın gereksiz olduğu düşüncemi değiştirmiyor. Okumasanız bir şey kaybetmezsiniz. Sert yorum için üzgünüm. Puan: 2


Hercule Poirot İz Üzerinde - Agatha Christie: Kitapta on iki tane hikaye var(sanırım kitabın orijinalinde bulunan birkaç hikayeye, Türkçe baskıda yer verilmemiş :/). Hastings ile Poirot'nun erken dönem maceralarını okuyoruz. Poirot'nun kendi suçu yüzünden başarısız olduğu tek olay da bu kitapta yer almakta. Poirot'yu çok seviyorum, ama sanırım kısa öykülerindense, romanlarını daha çok seviyorum, çünkü Agatha Christie romanları daha bir iyi kurguluyor sanki.  Puan: 4

9 Kasım 2014 Pazar

TÜYAP'tan Ganimetler

   Bugün, TÜYAP'a gittim. Gönül isterdi ki dün gideydim, Hugh Howey'nin Ütopya/Distopya konulu söyleşisine katılaydım. Ama söyleşi akşam altı buçukta başlayıp, yedi buçukta bitiyordu. Benim eve gelmem dokuz buçuğu bulurdu. O da pek mümkün değildi. Of, içimde kaldı ama ne yapalım?

   Bugün de imza günüydü Howey'nin. Tam da öğle vaktindeydi, bak bunu kaçırır mıyım hiç :P Koşa koşa gittim, bir yandan da diyordum çok sıra var mıdır acaba, Allah'ım n'olur olmasın, n'olur kitabımı imzalatabileyim. Ve çok şükür, sıra yoktu! Gittim büyük bir sevinçle, o da kocaman bir gülümsemeyle bir ''Hello'' dedi ki, dünyalar benim oldu :D E, saftirik ben, kitabı imzalattım da, madem sıra yok, biraz konuşayım yazarla değil mi? Dünyanın taa öbür ucundan gelmiş. Ama ben bir heyecan yaptım, konuşsam ağzımdan gık mık dışında bir şey çıkmazdı. Konuşmadım. Konuşamadım :'( OF.


   Ne de manidar hani, kitabın konusu düşünülecek olursa: ''Dare to hope!''

   Kitabımı imzalattıktan (ve de konuşamadıktan) sonra da, listemdeki kitapları almak için dolanmaya başladım. Neler almışım:


Okumadığınız İçin Teşekkürler - Dubravka Ugresic: Kitaplık Kedisi'nin blogunda görüp, almaya karar verdiğim bir kitap oldu. Adı çok hoş değil mi bu arada? Edit: Kitabı pek beğenmedim. Bloga yorumu yazılmayacak.

Yerdeniz Büyücüsü - Ursula K. Le Guin: Ben serinin sadece ilk kitabını aldım. Ama Yerdeniz serisi (tek kitap olanı değil, ayrı ayrı kitaplar halinde set) yüzde elli indirimdeydi, almak isteyenlere duyurulur! Bu arada, Metis standında pek hoş karşılandığımı hissetmedim, sanırım kılığım yüzünden. Bu durum canımı sıktı. Edit: Bloga kitabın yorumu yazılmayacak.

Matilda - Roald Dahl: Roald Dahl'ın okumadığım az sayıda çocuk kitabından biriydi, eksik kalmasın dedim. Edit: Yorum!

Yaşamak - Cahit Zarifoğlu: Küçükken Cahit Zarifoğlu'nun çocuk kitaplarını okumuştum. Büyüyünce öğrendim onun diğer eserlerini. Şiir kitaplarından önce, günlüğünü okumak istedim, onu biraz olsun tanımak adına. Edit: Bloga yorumu yazılmayacak.


Seçilmiş Kişi - Lois Lowry: İlk başta kitabın kapağına film afişini koymuşlar diye çok sinir olmuştum, ama meğer şömizmiş o afişli kapak. Şömizi çıkardığınızda, kitabın orijinal kapağı. Neden tüm yayınevleri böyle yapmıyor ki? Edit: Yorum!

Müzikofili - Oliver Sacks: Nörolojiyle ilgili kitaplara çok ilgim var. Oliver Sacks da büyük bir doktor ve de yazar nitekim. Kendisinin ilk bu kitabıyla başlayayım dedim. Edit: Okuduğum son kitabı olabilir. Tekrara düşmemesini ve biraz daha albenili bir dilinin olmasını isterdim. Bloga yorumu yazılmayacak.



   Soldaki Matematik Birey C Soru Bankası, sağdaki de Note Eco defter, geri dönüştürülmüş kağıttan üretilmiş. Ya, sevgili Birey, görüyorsun, öğrenci insanız, ne demeye bir liracık indirim yapıyorsun, yakışıyor mu hiç. Bir lira ne ya. Köşedeki kırtasiyeden beş lira indirimle alabiliyoruz, eğer ellerinde olsaydı oradan alacaktım zaten, hırh. Deftere gelecek olursam, defteri de TEMA'nın standından aldım. Çizgisiz defter. Şekli de çok hoş, kare defterleri çok kullanışlı buluyorum (ya da karemsi, her neyse işte).



   Soldaki Metis, sağdaki Ayrıntı yayınları torbası. En sevdiğim torbalar bu ikisi oldu, diğer yayınevleri kusura baksınlar :P Ayrıntı Yayınları torbasının arkasında da, yakın çekimden, logodaki dinazorun kafası var, sevimli sevimli sırıtıyor, çok hoş :D

   İşte böyle. TÜYAP'a giden kimler var? Hugh Howey'nin söyleşisine giden?

8 Kasım 2014 Cumartesi

Seçmeceler

   ''Of...'' adlı yazımda da dediğim gibi, okuma halli malli fotoğraflar paylaşmayı düşünüyorum artık Seçmeceler'de. Bu haftanınkini koyalım bakalım.


   Geometriye bakmam gerek, çünkü öğretmen dedi ki, pazartesi günü quiz yapacağım. Hırh, ben de sınav haftası bitti diye sevinmiştim (Edit: Quiz iptal! :D)

   Yanındaki şey ise, benim okul günlüğüm. Okulda bazen aklıma bir şeyler geliyor, not almam gerekiyor. Veya yazmaya çok ihtiyaç duyduğum anlar oluyor. Bu deftere de kendi özel alfabemle yazıyorum özel şeyleri, pek önemli olmayanları ise normal şekilde. Geçen gün okula okumaya kitap götürmedim, ki tüm teneffüslerimi kitap okuyarak geçiriyorum diyebilirim. Teneffüste canım sıkıldı, açtım günlüğü, okul defterimin başındaki resmi çiziktireyim dedim biraz. Şimdilik sadece örümcek ağını ve kısmen örümceği çizdim, ama hafta sonu bitiririm herhalde resmi.

   Günlüğün sağında da Körlük var. Biraz yavaş bir anlatımı var, konunun rahatsız ediciliği de, kitabın elimde sürünmesinde başka bir etken (On iki gündür kitabı bitirmeye çalışıyorum). Bitireceğim inşallah. Kitabı kütüphaneden almıştım, iki gün içinde teslim etmem gerek. Sayfa sayısı önemli değil de, konusu içimi kararttı. Edit: Yorum!

   Alttaki şey ise, resim defterim ve çizdiğim şey(resmi büyütmedikçe çizim pek gözükmüyor). Resim öğretmeni, fotoğraftan bakarak kuş çizin dedi, benim de elimde National Geographic Kids'in yıllar önce verdiği takvimdeki kuş fotoğrafı vardı, dedim neden bunu çizmeyeyim. Çok sevimli değiller mi ama? Bu arada, fazla aşağı çizmişim kuşu ya, canım sıkıldı, silmek de istemiyorum. Resmi çarşambaya kadar tamamlayıp hocaya vermem gerek. Son hali güzel olursa bloga fotoğrafını koyarım :D

   İşte böyle. Siz neler yapıyorsunuz bu hafta sonu sevgili okuyucular? Aa, unutmadan, inşallah yarın TÜYAP'a gidiyorum!

7 Kasım 2014 Cuma

Tazecik Kitap Yorumu: Hayaletin Hatası - Joseph Delaney


   Serinin birinci kitabı Hayaletin Çırağı'nın yorumu burada.

   Serinin ikinci kitabı Hayaletin Laneti'nin yorumu burada.

   Serinin üçüncü kitabı Hayaletin Sırrı'nın yorumu burada.

   Serinin dördüncü kitabı Hayaletin Savaşı'nın yorumu burada.

   Gelelim beşinci kitabın yorumuna...

   Tom bir gün erzak torbasını doldurmuş, Hayalet'in evine dönerken, savaş için asker toplayan askerlere yakalanıyor. Bu askerler, asker kaçkını gibi bir şey aslında, her türlü yolsuzluğu yapıyorlar; askere alacağız diye insan kaçırıyor, masum insanların ekmeklerine el koyuyorlar ve daha nice şey. Tom'u kaçırıyor bu soysuz herifler. Sonra sevgili Alice kızımız, Tom'u kurtarmayı başarıyor (nasıl olduğunu söylemeyeceğim, zira, bence kitabın sonunda açıklanan bir şeyle, bu bölümün epey bir alakası var).

   Sonradan Tom'la Alice eve geri dönüyorlar. Hayalet durumu öğrenince çok kızıyor ve Tom'un iyi bir eğitim alması için, onu eski çırağı Bill Arkwright'ın yanına göndermeye karar veriyor. Arkwright, Caster'ın kuzeyinde hayaletlik yapan, oldukça sert bir adam. Hayalet'in gönderdiği çıraklara da pek iyi davrandığı söylenemez aslında, ama Tom daha asker kaçaklarına karşı koyamazken, Şeytan'dan nasıl korunacak, değil mi?

   Arkwright'ın uzmanlığı, sudan gelen tehlikeler. Yazar sahiden su mahlûkatlarını iyi kurgulamış, çok orijinaller yaratıklar. Joseph Delaney'nin hayal gücüne buradan şapka çıkarıyorum -gerçi ilk kitaptan beri takamadım şapkayı :D-.

   Yaratıkların orijinal olmasının yanı sıra, kurgu da orijinal. Arkwright'ın sert bir adam olmasının sebepleri mi dersiniz, münzevi mi dersiniz, Şeytan ve dalavereleri mi dersiniz... Hele hele eski düşman! -okuyanlar anlayacaktır-

   Kitapta anlam veremediğim tek şey, yahu Tom ve Alice, özellikle de sen Tom, neden münzevinin kehanetlerini umursamıyorsunuz? Azıcık kafanızı kullansaydınız bu kadar şaşırmazdınız açıklanan sırlara.

   Kızdığıma bakmayın, sahiden güzel bir kitaptı. Konusu orijinal, konunun işlenişi harika, kitabın sonu ayrı bir güzel. İnsan daha ne isteyebilir ki?

   Bitirmeden önce, aklıma bir şey takıldı. Kitabın başında Eyalet haritası var. Haritada da Ward Tepeleri var. İlk kitaptan beri her kitabın başında yazan şeyi hatırlıyor musunuz: ''Hayaletin biri ülkenin en yüksek noktasında Şeytan'ı bağlamaya çalışırken öldü, ama aradan çok uzun yıllar geçse de o tepenin adı unutulmadı: Wardstone.'' (kısalttım ben tabii.) Ben birinci kitapta bu yazıyı okuduğumdan beri Tom'un öleceğini düşünmüştüm, zaten Tom'un soyadı da Ward. Ama şimdi haritayı görünce, e, zaten burada Ward Tepeleri var, acaba Wardstone adı bu tepelerin adından mı geliyor diye düşündüm. Belki de Tom ölmez, hım? Ama hayaletin biri ölmek zorunda. Of, zalimsin Delaney.

   Edit:
   Serinin altıncı kitabı Hayaletin Kurbanı'nın yorumu burada.
   Serinin yedinci kitabı Hayaletin Kabusu'nun yorumu burada.
   Serinin sekizinci kitabı Hayaletin Kaderi'nin yorumu burada.
   Serinin dokuzuncu kitabı Benim Adım Grimalkin'in yorumu burada.
   Serinin onuncu kitabı Hayaletin Kanı'nın yorumu burada.
   Serinin on birinci kitabı Benim Adım Slither'in yorumu burada.
   Serinin on dördüncü kitabı Hayaletin Cadıları'nın yorumu burada.

Puan: 5

3 Kasım 2014 Pazartesi

Of...

   Başlıkta da belirttiğim gibi, açık ve net: OF! Ne tembel bir insan oldum çıktım, kendime içim acıyor, o derece.

   Blogla fazla ilgilenmedim. Günlüğüme düzenli yazmadım. Çeşitli derslerden eksiğim var. Her şeyi fazla sallıyorum, sonra yaparım diyerek. Kendime bir çekidüzen vermem lazım.

   Elbette ki buraya benim yakınmalarımı okumak üzere gelmediniz :D -geldiniz mi yoksa? enee, çok sevindim-. Kendime çekidüzen verme projesinin ilk basamağı olarak, bloga yorumunu yazacağım (inşallah) kitapların bir listesini koyacağım aşağı. Bazılarının yorumları kısa olacak; o kitaplar hakkında ya yazacak bir şey bulamadığımdan, ya da alıntı paylaşamayacağımdan. O kitapların dört-beş tanesinin yorumunu aynı yazıya koymayı düşünüyorum. Birkaç seriyi de öyle yorumlamayı düşünüyorum. Öyle işte.

    Seçmeceler'e sadece kitap fotoğrafları koymayacağım artık sanırım-zaten fotoğraflar da çok güzeldi, aman aman :P-. Okuma halleri tarzı fotoğraflar da ekleyebilirim.

    Sevdiğim filmlerle ilgili bir yazı yazmayı da düşünüyorum.

    Ressam tanıtımlarına başlayacaktım güya, ona da başlayayım bir ara :D

    Çeşitli hobilerimden de bahsetmek istiyorum yeni yazılarda.

    Bu arada, bu yazdığım son üç şey Entel Dantel bölümü için geçerli. Blogun sadece kitap bölümüyle ilgilenen ''Entel Dantel'' başlıklı yazıları pas geçer, böyle de düşünceli bir insanım :P

    Kitap listesine geleyim artık:
- Sevgili Salak Günlük serisi (eheheh) - kısa yorum
- Y: Son Erkek-Erkeksiz - Brian Vaughan - kısa yorum
- Hayvan Yemek - Jonathan Safran Foer - kısa yorum
- Einstein Bulmacası 2 - Jeremy Stangroom - kısa yorum
- Umut Bıçağı - Patrick Ness
- Hercule Poirot İz Üzerinde - Agatha Christie - kısa yorum
- Yeşil Yol - Stephen King - kısa yorum
- Taif'te Ölüm - Hıfzı Topuz - kısa yorum
- Hayaletin Hatası - Joseph Delaney
- Araba Sevdası - Recaizade Mahmut Ekrem - kısa yorum
- Bir Kayıp Denizci - Gabriel Garcia Marquez - kısa yorum
- Eyvah Kitap - Mine Soysal - kısa yorum
- Un Lun Dun - China Miéville
- Şark Ekspresinde Cinayet & Gizli Düşman Çizgi Roman - kısa yorum
- Nil'de Ölüm & Malikanedeki Esrar Çizgi Roman - kısa yorum

   Eh, en azından düzenli okuyorum, kendimi biraz da olsun avutabilirim. Sevgiler efenim, şu sınav haftası bitsin, blog boş kalmayacak inşallah. Bu arada, blogun iki yaşına girmesine yirmi üç gün kalmış. Ne de çabuk büyüyor :') :P

23 Ekim 2014 Perşembe

Sıradakinden Alıntı

   ''Hepsi bu mu ihtiyar, yoksa emin değil misin?'' diye sordu Arkwright sabırsızlanarak.

   ''Emin olmak doğru bilmek anlamına mı gelir? Daima şüphe duymalıyız William.''


21 Ekim 2014 Salı

Tazecik Kitap Yorumu: Kitab-ül Hiyel - İhsan Oktay Anar


   İhsan Oktay Anar bu kitabında da ustalığını konuşturmuş.

   Kitapta Yâfes Çelebi'nin, Kara Calûd'un ve Üzeyir Bey'in icatları ve hayatları anlatılmakta. Anar, icatların çizimlerini yapmış, bir de bu icatları güzelce açıklamış, insan hayret ediyor. Anar bir mucitmiş de, biz bilmiyormuşuz yahu :D

   Kitapta insanların iktidar hırsına da şahane bir şekilde değinilmiş. İktidar hırsının bir süre sonra insanın benliğinin yerini alması, dikkate değer bir tespit.

   Kitabın kurgusu güzel mi? Evet. İcatların çizimleri ve açıklamaları inandırıcı mı? Evet. Kitap sürükleyici mi? Yine evet. Bu üç evete rağmen, beş üzerinden beş puan vermedim kitaba. Çünkü bu kitapta Anar, maalesef edepsizlikle edebiyatı birleştirme yoluna gitmiş bazı bölümlerde ki, midem kaldırmadı desem yalan olmaz. Niye böyle oldu yahu? Ne de güzel kitaptı, ne işi var orada pis şeylerin? Ha, ben bu tür şeylerden etkilenmem ve teknik şeylere de ilgi duyarım diyorsanız, bu kitap tam size göre.

Puan: 4

19 Ekim 2014 Pazar

Hoşuma Yapışanlar


   Eneem, çok güzel bunlar!

   Buradan alabilirsiniz, ama Türkiye'ye kargolanmıyor :/

14 Ekim 2014 Salı

Sıradakinden Alıntı

   Zalimlerin kolları kendi erişilmez isteklerine göre çok kısadır. Tutkularının büyüklüğü onları böylece sakat kıldığından, bizim kılınç dediğimiz koltuk değneğini kullanırlar.

13 Ekim 2014 Pazartesi

Tazecik Kitap Yorumu: Kâtip Bartleby - Herman Melville


   Bu kitabı ne zaman bitirdim? 17 Eylül'de.

   Yorumunu ne zaman yazıyorum? 13 Ekim'de.

   Neden? Çünkü böyle yapmayı tercih ettim. İstesem, yazmamayı da tercih edebilirdim. Peki başka herhangi bir şeyi yapmamayı tercih etmeye gücüm yeter mi? Özgür müyüm o kadar?

   Kitabın anlatıcısı, bir mühürdarlık bürosu yöneticisi bir beyefendi. Kitap ise onun kâtiplerinden Bartleby hakkında. Bartleby tuhaf bir insan, ilk başlarda doğru düzgün çalışsa da sonraları artık ''yapmamayı tercih ettiğini'' söyleyerek işini yapmayı bırakıyor. Patronu onu işten çıkarıyor, ama o ''gitmemeyi tercih ettiğini'' söylüyor. Ne kadar garip geliyor kulağa, değil mi? İçinde yaşadığımız toplumun kurallarına o kadar bağlanmışız ki, bu kurallara uymayı reddetmeyi hayal bile edemiyoruz. İşten çıkarılmaya karşın, ayrılmayı reddetmek? Daha doğrusu ayrılmamayı tercih etmek? Aklımıza sığmıyor.

   Güzel, sorgulatan bir kitap yazmış Herman Melville; yetmiş beş sayfacık kitapta çok şey anlatmayı başarmış. Öte yandan kitabın düşündürme yönünü sevsem de, kurguyu pek sevemedim, Bartleby'nin davranışları beni sinir etti-niye kızıyorum ki halbuki, adam sadece tercihlerde bulunuyor-. Bazı kalıpların dışına çıkamıyorum düşünürken, belli ki. Vah ben, vah Bartleby, vah insanlık!

Puan: 3

11 Ekim 2014 Cumartesi

Bir Mim (Book Challenge Tag)

   Sağolsun, Hayallerimde Saklı Gerçekler blogunun sahibi beni mimlemiş :D Bir bakalım, ne mimiymiş bu?

   Toplamda altı soru var, ilk hayranlığınız, favori seriniz, favori kitabınız, favori erkek karakteriniz, favori bayan karakteriniz ve favori okuma saatiniz soruluyor. Ben verdiğim cevaplarda biraz oyunbozanlık yaptım diyebilirim. Çünkü oldum olası ''Ya şunu seç ya bunu'' sorularına ''Niye seçiyorum yahu?'' diye cevap veren bir insan oldum :D İsteyen ''mızıkçısın'' deyip geçebilir, ne yapalım, huyum böyle.

1- İlk hayranlığım:


   İlk hayranlığım diyebileceğim tek bir kitap yok. Yukarıda gördüğünüz dört kitap, tekrardan, tekrardan ve tekrardan okuduğum kitaplar. Aslında tekrar tekrar okuduğum çok kitap var, ancak bunlar en eskileri, altı yaşımdaki hayranlıklarım. Fotoğraf yeterince net değilse diye de, isimlerini yazıyorum kitapların:
- Gümüş Patenler - E. M. Dodge
- Charlie'nin Çikolata Fabrikası - Roald Dahl
- Hayatın İçinden - Cüneyt Suavi
- Dedenin Sırrı - Francesca Salucci
Edit: TÜBİTAK'tan çıkan ''Vücudumuz Nasıl Çalışır?'' ile Eğlenceli Bilgi serisinden Mucitler ve Parlak Fikirleri'ni eklemeyi unutmuşum, tüh.

2- Favori serim:


   Bu da epey zor bir soru :P Açlık Oyunları serisini severim, ancak son kitabını sevmediğimden, en sevdiğim seri diyemem. Korkunç Gıcık III. Hıçkıdık serisini severim, ancak henüz serinin tüm kitapları dilimize çevrilmemiş olduğundan ve ben de okumadığımdan, en sevdiğim seri demem yanlış olur, belki devam kitaplarını beğenmeyeceğim, değil mi? Iskarta en sevdiğim kitaplardan, ancak Korkunç Gıcık III. Hıçkıdık serisinin favorim olmamasıyla aynı sebepten, yine serisine favorim diyemem. Bu sebeple geriye Narnia Günlükleri kalıyor, nitekim tüm kitaplarını okudum ve çok da sevdim. Edit: En sevdiğim serilere Death Note ve Harry Potter da eklendi.

   Küçük bir not, Açlık Oyunları serisi Suzanne Collins'e, Korkunç Gıcık III. Hıçkıdık serisi Cressida Cowell'e, Iskarta serisi Neal Shusterman'a, Narnia Günlükleri ise C. S. Lewis'e ait.


3- Favori kitabım:


   İşte buna kesin bir cevabım var: Katre-i Matem - İskender Pala! En sevdiğim kitaplar listesinin tacı Katre-i Matem. Edit: Katre-i Matem'i hala çok seviyorum, ama en sevdiğim kitap deyince diğerlerine haksızlık oluyor sanki, hımh. Yanında gördükleriniz ise sevdiğim diğer kitaplar, ancak onları sıraya koymam mümkün değil. Fotoğraftan anlaşılamıyorsa diye, aşağıda listesini veriyorum:
- Iskarta - Neal Shusterman
- Teneke Kutular - Alex Shearer
- Aileni Seç - Terence Blacker
- Canavarın Çağrısı - Patrick Ness
- Ateşi Yakalamak - Suzanne Collins
- Uzak Saatler - Kate Morton


4- Favori erkek karakterim:


   En sevdiğim erkek karakterler listesinde başı Açlık Oyunları serisinden Peeta çekiyor. Güzeller kitabından Zane, Wardstone Günlükleri'nden Tom ve Gregory, Aileni Seç'ten Danny ve Rick, Agatha Christie'nin en müthiş karakteri Hercule Poirot, Canavarın Çağrısı'ndan Conor, listedeki diğer isimlerden. Edit: Harry Potter serisinden Harry'yi, Arhur Weasley'i ve Fred ile George'u, Death Note serisinden L, Soiçiro Yagami ve Ryuk'u da sevdiğim erkek karakterler listesine ekledim.

   Küçük bir not, Güzeller, Çirkinler serisinin ikinci kitabı ve Scott Westerfeld'e ait. Hayaletin Çırağı, Wardstone Günlükleri'nin ilk kitabı ve Joseph Delaney'e ait. Roger Ackroyd Cinayeti ise Agatha Christie'ye ait, ki Roger Ackroyd Cinayetini çözen şahıs saygıdeğer Hercule Poirot'tur :D


5- Favori bayan karakterim:


   En sevdiğim bayan karakterler listesinde de başı Wardstone Günlükleri'nden Alice çekiyor. Diğer sevdiğim karakterler ise Yıldızlar Şehri'nden Georgia ve Uzak Saatler'den Percy. Edit: Alice'in yerine başa Death Note serisinden Rem geçti. Kusura bakma Alice!

   Küçük bir not, Yıldızlar Şehri, Stravaganza serisinin ikinci kitabı ve Mary Hoffman'a ait.

6- Favori okuma saatim: İnsanların genelde uykuda olduğu her saat. Gece on bir ila sabah yedi arası diyebilirim. Etrafa sessizlik çöker, insan kafasını dinlemeye vakti olur, o saatlerde okumanın keyfi de bir ayrı olur, bana göre tabii.

   Bu mim için seçmiş olduğum kitaplara bakıyorum da, ne kadar çocuk ruhlu bir insanım ben :D Seçtiğim karakterler ise genelde fedakar ve ruhen biraz yıpranmış insanlar.

   Sıra geldi mimleme kısmına... Hemen hemen tüm blog sahipleri yaptı zaten bu mimi, bu sebeple blog sahibi olmayanları mimliyorum ben de :) Bakayım bir cevap bile olsun gelecek mi? :D Sevgiler efenim.

6 Ekim 2014 Pazartesi

Entel Dantel: Kurban Bayramı

   Bayramınız mübarek olsun! -yahu, bir gün de şunu bayramın ilk gününde yazsam... :D-


   Resim, İthaki'nin Facebook sayfasından.

   Hikmet Genç bayramla ilgili şöyle bir yazı yazmış, hoşuma gitti, paylaşmak istedim. Okumak isteyenler buyursunlar efenim.

   İnşallah yakın bir zamanda kitap yorumlarıyla döneceğim-dönüşüm muhteşem olmayacak-, kendinize iyi bakın!

3 Ekim 2014 Cuma

Sıradakinden Alıntı

   İlk önce, sadece üzülmüş, yürekten acımıştım ona; ama Bartleby'nin yalnızlığı imgelemimde gitgide büyüdükçe o üzüntü korkuya, acıma hissim de tiksintiye dönüştü. Sefaleti düşünmenin ya da görmenin bir noktaya kadar içimizde şefkat uyandırması hem çok doğru hem de çok korkunçtur; ama bazı özel durumlarda, o noktanın ötesine geçmez duygularımız. Bunun tek suçlusunun insan ruhunda doğuştan bulunan bencillik olduğunu düşünürseniz yanılırsınız. Bunun nedeni, aşırı ve yapısal hastalıkları iyileştirme konusunda duyulan umutsuzluktur. Duyarlı biri için, acıma ile acı çoğunlukla aynı şeydir. Ve sonunda böyle bir acımanın yardıma yeterli olmayacağı anlaşıldığında sağduyu ruhun ondan kurtulmasını ister.


30 Eylül 2014 Salı

Entel Dantel: Breaking Bad


   Bir yıl önce bugün, Breaking Bad'in son bölümü yayınlandı. Dizi bitti ve ben de bittim. Hala geride bıraktığı boşluğu doldurabilmiş de değilim.

   Dizi bir kimya öğretmeni olan Walter White(Bryan Cranston)'ı konu alıyor. Kendisi çok üstün nitelikli bir kimyacı, hatta birkaç arkadaşıyla beraber yaptığı proje sayesinde Nobel ödülü almış(Nobel ödülü ayrıntısını gözden kaçırmak mümkün, zira bazen dizinin ilk bölümü kısaltılmış olarak veriliyor, kısaltılmış halinde de Walt'un plaketini göremiyoruz). Ancak geliştirilmesine yardım ettiği Gray Matter projesinden ayrılmak durumunda kalıyor. Kendisine az bir ödeme yapılıyor ve Walt, Gray Matter'daki hissesini diğer ortaklarına bırakıyor. Sonradan Gray Matter milyon dolarlık bir şirket oluyor.

   Anlayacağınız Walter hayatın sillesini ilk başta böyle yiyor. Kendisi bir lisede basit bir kimya öğretmeniyken, çalışma arkadaşları birer milyoner olmuş durumda. Bunun dışında da, eşi hamile, oğlu bir cerebral palsy hastası, evin daha ödemesi bitmemiş; bunun üstüne Walter akciğer kanseri olduğunu öğreniyor. Kanser tedavisini nasıl karşılayacak? Öldüğünde ailesine dünyanın borcunu mu bırakacak? Walter çaresiz.

   Walter'ın kayınbiraderi Hank bir narkotik polisi, uyuşturucu üreticilerini yakalıyor. Bir gün Walter'ı bir baskına katılmaya davet ediyor, Walter da kabul ediyor. Baskın esnasında polisler içeri dalmışken Walt, arabada tek başına kalıyor. O sırada yan evden birinin kaçtığını görüyor, kaçan kişi eski öğrencisi Jesse Pinkman(Aaron Paul). Walter onu görüyor. Aslında Jesse, baskına gelindiğinde yakalanmak istenen kişi, Captan Cook yani. Ama kaçtı bir kere.

   Walter bu işin peşini bırakabilir, ama yapmıyor. Eski okul kayıtlarından Jesse'nin adresini buluyor ve ona gidiyor. Diyor ki, bana uyuşturucu yapmayı öğret, yoksa seni polise ispiyonlarım.

   İşte her şey böyle başlıyor...

   Walter'ın üstün kimya bilgisi sayesinde gelmiş geçmiş en saf metamfetamini üretiyorlar. İşler malın kalitesi bakımından tıkırında gitse de, satış bakımından o kadar iyi değil, neler atlatıyorlar, hey hey!


   Breaking Bad bir gerilim dizisi olduğu kadar, dram da. Kurgu, karakterler, dizide kullanılan müzikler, dizinin kendi müziği, oyunculuklar, kamera çekim açıları vs., her şeyi mükemmel. İnsana karakterlerle empati de yaptırıyor. Siz de onlarla beraber yaşıyorsunuz kötü olayları, onlarla beraber dehşete düşüyor veya üzülüyorsunuz, yeri geliyor seviniyorsunuz, sırıtıyorsunuz.

   Bence Breaking Bad'in en güzel yanı, size iyi bir romanın verdiği zevki vermesi. Karakter çözümlemeleri ve psikolojik tahliller, genelde diğer dizilerde olmayan (ama bence önemi çok büyük) bir etken. Ayrıca, sahne aralarında çevre odaklı çekimler yapılması da, size iyi bir betimleme okumuşçasına haz veriyor.

   Bu arada, IMDB sitesinde Breaking Bad'in beş binden fazla oy almış en yüksek puanlı tv dizileri listesinde birinci olduğunu söylemiş miydim? Veya 5. sezon 14. bölümü, ''Ozymandias''ın on üzerinden on almış tek dizi bölümü olduğunu? Yüz dokuz ödül kazandıklarını ve yüz seksen dokuz adaylıkları olduğunu? (Edit: Breaking Bad en yüksek reytingli dizi olarak, Guiness Rekorlar Kitabı'na girdi.) Son bir şey, yakında Breaking Bad spin-off'u olarak, yani yan dizi mi desek ne desek, Better Call Saul çıkacak! Eh, teselli niyetine :D


   Diziyi izleyenler için de birkaç linkim var :D (spoiler olmasın diye diziyi izlemeyenlerin bakmasını önermem)

- Walter Jr.'un hazırladığı SaveWalterWhite sitesini hatırlıyor musunuz? O site gerçek :D

- Avukat Saul'un sitesine de buradan ulaşabilirsiniz.

- Gale'in Major Tom karaokesinin tamamına da buradan ulaşabilirsiniz (tutmayın beni, çatlayana kadar gülüp, sonra hüzünleneceğim).

- Breaking Bad çizgi romanı için buraya (beşinci sezona kadar, ama olsun harika yahu).

- Breaking Bad hayranlarının anlayabileceği 26 nükte için buraya.

- Breaking Bad'i izlerken büyük ihtimalle fark etmediğiniz 36 şey için buraya. Şuan şok yaşamaktayım O_O

- Breaking Bad hayran yapımı harika şeyler için buraya.

- Breaking Bad'i izledikten sonra farklı gözle bakmaya başlayacağınız 20 şey listesi için buraya (bence ayıcıkları, steviayı ve kızarmış tavuk restoranlarını da ekleyebiliriz :D).

- Bölüm başına poster için buraya.

- Mythbusters'ın Breaking Bad özel bölümü! Ceset eritme ve cıva fülminat sahnelerini deniyorlar. Hımh, biraz hayal kırıklığına uğradım :'( Hazır Mythbusters demişken, Mythbusters'ı da çok sevdiğimi söyleyeyim. Bir gün bu program adına da bir yazı hazırlamayı düşünüyorum.

- Bryan Cranston'la Aaron Paul'un beraber çektikleri kısa bir video, ''Barely Legal Pawn'' adında. Breaking Bad'e atıflar da var tabii, özellikle sonunda. Buyrunuz.

- Simpsons'ın bir bölümü Breaking Bad'e atıfla başlıyor, buyrunuz.

- The Oatmeal'ın, Saç Miktarı - Şiddet Karşılaştırması karikatürü, mükemmel tespitler! (Breaking Bad sayesinde keşfettiğim şahane şeylerden biri de The Oatmeal bu arada :D) Buradan!

   İnternette hayran yapımı posterlerden de çok var, en beğendiklerimi koyayım. Birkaç şey daha var tabii hayran yapımı posterler dışında (öhöm, bilgisayarında bu diziyle ilgili resimlerin olduğu bir dosya oluşturmuş, çatlak bir hayranım ben):







 



   Yazıyı bitirişi de Ozymandias bölümünün fragmanı ile yapalım. Merak etmeyin, spoiler yok, Cranston, Shelley'in ''Ozymandias'' şiirini okuyor sadece: