30 Mayıs 2014 Cuma

Sıradakinden Alıntı

CYRANO
   Neyse ki ahlaken zarifim ben!
   Böyle bir züppe gibi giyinip süslenmem,
   Pek cici olmasam da süsüm tamam;
   Özellikle şunu hiç aklımdan çıkarmam:
   Hafif hareketler, zoraki vicdan,
   Gözleri çapaklanmış uykudan,
   Paçavralaşmış bir onur, yitirilmiş bir hedef.
   Yürürken hiç parıldamaz üstüm,
   Özgürlüğüm, gururumdur tek süsüm.
   Boydan yana fakir olsam da,
   Taşıdığım ruh giysi olur bana;
   Bel bağlamam bir yığın kurdeleye,
   Bıyık gibi kaldırır aklımı,
   Her yerde şakırdata şakırdata.
   Gerçekleri çeviririm bir mahmuza.


Tazecik Kitap Yorumu: Canavarın Çağrısı - Patrick Ness


   ''Canavar, canavarların hep yaptığı gibi, gece yarısından hemen sonra çıktı ortaya.

   Geldiğinde Conor uyanıktı.''

   Conor'ın annesi kanserdir. Babası birkaç yıl önce annesinden boşanıp Amerika'ya yerleşmiş, yeni bir hayat kurmuştur. Aile içi sorunlarının yanı sıra, Conor'ın başka dertleri de vardır. Bir süredir sık sık aynı kabusu görmektedir. Okulda yalnızdır, bir grup çocuğun ona sataşması dışında hiç kimseyle etkileşimde bulunmaz resmen.

   Bir gece Conor, saat 12:07'de uyanır. Birisi seslenmektedir ona. Seslenen, bahçedeki porsuk ağacıdır. Ama ağaç şekil değiştirmektedir, sonra da dallardan ve karanlıktan oluşan bir canavara dönüşür. Canavar, Conor'ı almaya geldiğini söyler, ne var ki Conor canavarın istediği tepkiyi vermez, ''Gel de al o zaman'' der, ondan korkmadığını söyler. Canavar şaşırır, ama onunla işi bittiğinde, artık ondan korkacağını söyler. Sonra Conor'ı yemek için ağzını açar, Conor'ın hatırladığı bu kadardır.

   Sabah olduğunda Conor uyanır ve dün gece ne kadar saçma bir rüya gördüğünü düşünür. Yataktan kalkar ve ayakları, odanın her santimetrekaresini kaplamış olan, porsuk ağacının iğne yapraklarına değer.

   Ertesi gece, canavar yine aynı saatte gelir. Kendisinin kim olduğunu anlatır. Ayaklandığını söyler. Ayaklanmasının sebebi, Conor'a daha önceki ayaklanmalarına ait üç hikaye anlatacak olmasıdır. Kendisinin hikayeleri bittikten sonra da, Conor ona kendi hikayesini; gerçeği anlatacaktır. Conor, bunun oldukça saçma olduğunu düşünür, ne var ki bu hikayeler onun hayatını değiştirir.

   Bu kitabı çok sevdim. Aslında bu kitap üç kişinin çalışması. Fikir, Siobhan Dowd'dan çıkmış, ancak kendisi kitabı tamamlayamadan vefat etmiş. Patrick Ness, kitabı tamamlama görevini devralmış. Jim Kay ise, resmen her şeyi resimlerle anlatmış. Her birinin kitaba katkıları harika. Fikir harika, kurgu harika, çizimler harika.

   Conor'a sempati duymamak elde değil. Canavara da. Canavarın kıymeti, kitabın sonunda anlaşılıyor. Kitabın arka kapağında hikayenin karanlık, cesur ama gülümsetiyor olduğu yazıyor. İlk ikisi doğru, ancak gülümseme kısmına gelirsek... Buruk bir gülümseme oluyor yahu bu. Canavarla Conor'ın o son sahnelerinde bayağı gülümsersiniz, ama gözlerinizden oluk oluk yaş akarken. Babasıyla olan sahnesinde gülümsersiniz, ama babasına öfkeden saydırırken. Neşeli bir kitap değil bu, bunu belirtmek lazım.

   Edit: Küçük bir ayrıntı: Kitabın başlarında, Harry ve arkadaşları Conor'a sataşıyor, sonra Conor'ın arkadaşı Lily, aralarına giriyor, Conor ise Lily'yi tersliyor. Ey Harry Potter serisini okuyanlar, size de çok tanıdık gelmedi mi bu sahne? Hem isimler de biraz olsun benzemiyor mu? HP'de de, Harry'nin babası James, Snape'e sataşıyordu ve aralarına Lily giriyordu... Tuhaf efenim.

   Kitabı okurken bazı yerlerde klişeye kaçacak sandım, ancak Conor'ın tavırları tüm o havayı dağıttı, kitabı sevmemde bir etken de bu.

   Bu arada bir öneri; mümkünse kitabı tek başınıza, akşam vakti okuyun. Çok daha etkileyici oluyor.

Puan: 5

Sıradakinden Alıntı

   Yaşam kelimelerle yazılmaz, dedi canavar. Eylemlerle yazılır. Ne düşündüğün önemli değil. Ne yaptığın önemli.


29 Mayıs 2014 Perşembe

Entel Dantel: Ölüm Üzerine

   Blogu ilk açarken, düzenli bir blog olmasını istiyordum. Hala istiyorum tabii, ama bu şekilde değil. Bu ''Entel Dantel'' bölümünde beğendiğim ressamlardan, gerçekten sevdiğim filmlerden ve okumak dışındaki ilgi alanlarımdan vs. bahsetmeyi düşünüyorum. Bir de, arada kendi kendime konuşmalarım olacak, normaldir, bekleyin geçer/okuyun biter :P

   Bu yazıyı sadece tanıtımla bitirmek istemiyorum. O yüzden, ilk monologumu yapayım (hahah, ilk mi? şimdiye kadar yazdıkların neydi?) (arkadaşlar kavga etmeyin) (neden beynimin içinde bir grup insan tartışıyor?) (monolog denen şeyi amacından saptırıyorsunuz arkadaşlar) (içsel diyalog mu deseydik acaba) (lütfen sakin olalım ve konuya girelim artık)


   Nedense, koi balıkları bana ölümü hatırlatır. Konumuzla da ilgisi var, diyebilirim. (sessizliği sağladığınız için teşekkürler)

   Yarın fizik sınavım var. Ki, fizik sınavı en çok tırstığım sınavdır (benim de!) (hadi canım, sen de. aynı beynin elemanlarıyız, hatırladın?). Ne var ki, hayatımın büyük sorunlarından biri bu iken, bu sabah ve de geçen hafta daha farklı bir şeyle karşılaştım.

   Bu sabah minibüsle okula giderken az daha kaza yapıyorduk. Bir araba son anda fren yaptı, frene iki saniye geç bassa bize çarpacaktı. Ben de cam kenarında oturuyordum. Eğer çarpsaydı, tam da benim olduğum yere denk gelecekti. Haliyle, fizik sınavı da sorunlar listesinde epey aşağılara kayacaktı (liste kalacaksa tabii).

   Hafızamızı zorlayalım azıcık. Geçen hafta sonu, üç kere deprem oldu-artçıları saymayalım (ben say...) (kes). Cumartesi iki tane, pazar günü de bir. Ben cumartesi günü deprem olduğu sırada, babaannemle konuşuyordum. Bir an önce babaannemle neşeli bir şekilde konuşurken, bir an sonra onu, ev sallanırken sakinleştirmeye çalışmak çok garip.

   Hepimiz sanarız ki, başımıza kötü bir olay geleceğinde buna hazırlıklı olacağız, aslında sanmak doğru kelime değil; her insanda var olan inanç/içgüdü gibi bir şey bu. O an gelene kadar, bunun yanlışlığının farkına varamıyoruz. O an geldiğinde afallayıp kalıyoruz. Öte yandan, pazar günkü depremde, insanlar cumartesi günkü kadar şaşırmadı. Deprem nasıl oldu da, hayrete, hatta dehşete düşüren bir olaydan, bir günde sıradan bir olaya dönüştü? İnsandaki şaşırma sistemi nasıl bir şeydir? (hakikaten, nasıl?)

   ''20 yıl içinde Marmara'da büyük bir deprem olması bekleniyor.'' Kaç kere duyduk bunu. Ama neden bunun ''bir gün'' gerçekleşeceğini bilsek de, hiç olmayacakmış gibi yaşıyoruz. Hani hazırlıklıydık? Neden cumartesi panik yaşandı? (hiç.) (arkadaşım boş konuşmasan lütfen ama)

   Bir de, başka bir soru. Madem geçen hafta, hatta bu hafta içinde de depremler yaşandı; bu hafta sonu o büyük deprem yaşansa, yine şaşırır mıyız? (belliydi deyip gün görmüş teyze edasıyla başımızı sallardık bence) (teyzeyi bu işin dışında tut!)

   Hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz, kafamızı küçük sorunlarla dolduruyoruz, hayatımızı tehdit eden bir durum olduğunda, beyin artık alarm verdiğinde gözümüz açılıyor resmen.(benim gözüm açıktı bir kere) (susacak mısın...)

   Siz neler düşünüyorsunuz bu konu hakkında? Ölüm hakkında? İnsanın şaşırma sistemi hakkında? Siz neler yaşadınız deprem sırasında? (konuşacaksanız şimdi konuşun, demin vır vır konuşuyordu iç sesin biri, hani, nerede şimdi?)

   Son bir şey, bu güzel resimler Terry Gilecki'ye ait. Kendisinin diğer çalışmalarına buradan ulaşabilirsiniz.


23 Mayıs 2014 Cuma

Tazecik Kitap Yorumu: Komplo - Ursula Poznanski


   Ursula Poznanskiciğim, ne yaptın sen?

   Kitapta, geleceğe bakıyoruz. Dünyayı kar kaplamış, insanlar küreler inşa etmiş ve bu kürelerin içinde refah içinde yaşayan insanlar, bir de bu kürelerin dışında yaşayan Yabanıllar var. Yabanıllar çok zor koşullarda hayatta kalmaya çalışıyor ve kendilerine yardım etmeye çalışan küre sakinlerini öldürüyorlar. Herkesin bildiği bu.

   Ana karakterimiz Ria, bir akademide okuyor. Akademide yedinci sıradaki bir öğrenci, mezun olduğunda büyük ihtimalle bakan sözcülüğü gibi büyük bir iş yapacak. Bir gün Ria kütüphaneye kitap tesliminden sonra dönerken, sırf kestirme diye, şimdilik çeşitli oda yapımları sebebiyle kapatılmış arka çıkışı kullanıyor. O sırada oradaki odalardan birindeki bir konuşmaya kulak misafiri oluyor. Üç kişi konuşuyor, bunlardan iki tanesi akademideki mentorlardan. Bir de birisi daha var, ancak Ria adamın kim olduğunu bilmiyor. Bu adam, akademide bazı öğrencilerin küreleri tehdit edecek türden bir komplo kurduğunu ve başkanın da bu sorunun giderilmesi yönünde talimat verdiğini söylüyor. Sorunun giderilmesinden kastı, bu hainlerin ortadan kaldırılmaları elbette. Adam bazı öğrenci numaraları söylüyor, bu numaralar arasında Ria'nın, arkadaşı botanikçi Tomma'nın ve akademide bir numara olan Aureljo'nun numarası da var. Diğer öğrencilerse, Ria'nın sonradan öğrendiği üzere, Fleming adında bir tıp öğrencisi, Dantorian adında bir güzel sanatlar öğrencisi ve Tycho adında da bir bilişim teknolojileri öğrencisi.

   Kısacası, bu altı kişinin bir araya gelip de komplo falan kurduğu yok. Belki de bir yanlış anlaşılma. Ancak daha sonra, bir gün törende, başkanla görüşecek olan ''şanslı kişiler''in isimleri açıklanıyor. Bu isimler de, o adamın verdiği numaralarla aynı.

   Sonra, olaylar gelişiyor, gelişiyor. Ne var ki tahmin edilebilir bir şekilde gelişiyor. Bu puan kırmamda bir sebep. Başka bir sebepse, kitap boyunca bu öğrencilerin neden komplo kurmakla suçlandıklarını öğrenemememiz. Belki serinin ikinci kitabına saklıyordur yazar cevabı, ama ben bu taktikten nefret ediyorum doğrusu. Sanki ben bir sonraki kitabı okumak zorundaymışım gibi. İnat değil mi, okumayacağım işte.

Puan: 3

Sıradakinden Alıntı

   ''İnsan dünyayı kelimelerle rayından çıkarabilir.''


Tazecik Kitap Yorumu: 24 Saat Açık Kitapçının Sırrı - Robin Sloan


   Clay Jannon, ekonomik kriz sebebiyle işsiz kalmış; her ne kadar kendisi bir grafik tasarımcısı olsa da, artık ''ne iş olursa yaparım''a dönmüş hali. Bir gün kendini Bay Penumbra'nın 24 Saat Açık Kitapçısı'nın önünde buluyor. Eleman aranıyormuş. Clay da içeri giriyor, kendisini ''Bu raflarda aradığınızı bulmanıza nasıl yardımcı olabilirim?'' diye karşılayan Bay Penumbra'ya, iş ilanı için geldiğini söylüyor. İşe alınıyor.

   Dükkan 24 saat açık olduğu için, dükkanda üç vardiya var. Clay üçüncü vardiyada, yani gece vardiyasında çalışıyor. İşin tuhafı, gece yarısı müşteriler geliyor gerçekten. Ve bu müşteriler, dükkanın ön bölümündeki normal kitaplardan değil de, arkadaki kitaplardan alıyorlar. Bay Penumbra, Clay'in arka taraftaki bu kitapları incelemesini yasaklamış. Sonradan Clay merakına yenilip, kitaplara bakıyor, o ayrı konu :D

   Dükkana gece yarısı müşteriler gelmesi, arka bölümde çok ilginç kitaplar olması-hiçbiri gerçekten varolmamış gibi, internette haklarında hiçbir bilgi yok- yeterince tuhaf değilmiş gibi, bir şey daha var. Bay Penumbra, Clay'den gelen her müşteriyi ayrıntılarıyla bir deftere yazmasını istiyor.

   Sonradan Clay tüm bu olayın esrarını teknolojiyle çözüyor. Son.

   Kitabın dili samimiydi, konusu da ilk başta epey sarmıştı beni ancak sonra teknoloji de teknoloji, baydı. Konunun çözülüşü de beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Teknoloji ilgimi çeker benim, diyorsanız, bu kitabı büyük ihtimalle seversiniz.

Puan: 3

22 Mayıs 2014 Perşembe

Sıradakinden Alıntı

   Ocağı açıp kapamayı bilirim ama fırının ısıyı eşit şekilde yayan fanını kullanamam. Sanırım bu işlem, bir nükleer başlıklı füze fırlatmak kadar karışık bir şey; tahminimce iki düğmeye falan basılıyor.


21 Mayıs 2014 Çarşamba

Tazecik Kitap Yorumu: Gün Olur Asra Bedel - Cengiz Aytmatov


   Daha düşük çözünürlüklü bir kapak bulamadım.

   Dört sene önce, Cengiz Aytmatov'un Beyaz Gemi'sini okumuştum ve pek beğenmemiştim, bir daha Aytmatov okumayı da düşünmüyordum, ne var ki edebiyat dersi kitap sınavımız için bu kitabı okumamız gerekti. Ve ben de, boşu boşuna Aytmatov okumamazlık edeceğimi gördüm. Aslında benim Beyaz Gemi'yi beğenmemem, sanırım çevirisinin kötü olmasından kaynaklanıyordu; beş cümlede on farklı zaman olduğunu hatırlıyorum. Bu yüzden daha sonra Beyaz Gemi'yi de tekrar okuyacağım, daha düzgün bir çeviriyle.

   Yedigey ve Kazangap demiryolunda çalışmaktadırlar. Çalışma sırası Yedigey'de iken eşi Ukubala gelir istasyona, Kazangap'ın öldüğünü haber verir. Bunun üzerine Yedigey, Kazangap'ın gömülmesi için hazırlıklara başlar. Bu hazırlıklar sırasında biz de Yedigey'in hayat hikayesini, çeşitli efsaneleri, evrenin öbür ucunda neler olduğunu öğreniriz.

   Kitabın kurgusu biraz karışık. Bir an Yedigey'in cenaze töreni için hazırlıklarını, bir an Parite Uzay İstasyonu'nda olanları, bir an da Sarı Özek'te yaşamış başka bir ailenin hikayesini okuyoruz. Bunların hepsinde çeşitli göndermeler mevcut.

   Kitabı genel olarak beğendim, ancak Parite ile ilgili bölümler biraz daha uzun olsaydı ve Yedigey'in gözü başkasına kaymasaydı, kitabı daha çok severdim.

Puan: 4

20 Mayıs 2014 Salı

Sıradakinden Alıntı

   Yedigey, ''Ne biçim insan bunlar!'' diye söylendi nefretle. ''Ne hale gelmiş bu nesil? Her şey önemli ama ölüm önemli değil!'' Ve, kendi kendine soruyordu: ''Eğer ölümün onlar için hiçbir önemi yoksa, yaşamanın da yoktur. Öyleyse niçin ve nasıl yaşıyor bu insanlar?''


Tazecik Kitap Yorumu: Hayaletin Savaşı - Joseph Delaney


   Serinin ilk kitabı Hayaletin Çırağı yorumu için buraya.

   Serinin ikinci kitabı Hayaletin Laneti yorumu için buraya.

   Serinin üçüncü kitabı Hayaletin Sırrı yorumu için buraya.

   Hayalet ve çırağı Tom, yakında cadılarla savaşmak üzere Pendle'a gidecekler. Bir gün evlerine bir ziyaretçi geliyor. Bir ziyaretçi. Her nasılsa, öcüyü aşmayı başarıp, kapıya kadar gelmiş. Hayalet'ten öğrendiğine göre gelen Hayalet'in dostu, aynı zamanda da eski çırağı Peder Stocks. Kendisi Pendle bölgesinde pederlik yapıyor, aynı zamanda karanlıkla savaşıyor. Hayalet, Peder Stocks'la biraz konuşması gerektiğini söylüyor ve Tom ile Alice'i, Tom'a annesinden kalan sandıkları almaya, çiftliğe gönderiyor.

   Tom ile Alice oraya vardıklarında, çiftliği harap bir halde buluyorlar. Sandıkların saklandığı kiler bomboş. Üstelik Jack ve ailesi de kaçırılmış. Cadılar tarafından. Tom şok oluyor. Hemen Pendle'a doğru yola koyulmak istiyor ancak Alice ona aklını başına toplamasını, kendi başına orada bir şey yapamayacağını, bu yüzden Hayalet'in yanına geri dönmesini söylüyor. Tom, Hayalet'in yanına geri dönüp, Pendle için hazırlık yaparken de, Alice Pendle'a gidecek ve bilgi toplayacak. Ama işler planladıkları gibi gitmiyor...

   İlk dört kitap arasında, en çok bu kitapta işler sarpa sarıyor. Bu kitaba ''sonun başlangıcı'' da diyebiliriz, okuyanlar demek istediğimi anlayacaktır.

   Bu kitapta Hayalet resmen hiç yoktu. Sürekli bir orada, bir burada. İhtiyaç duyulduğunda hep başka yerde. Alice ile Tom ne yaparsa yapıyor.

   Bu arada, sandıkların içinde neler olduğunu öğreniyoruz, vışınız. Tom'un annesine dair bazı şeyler de açığa çıkıyor.

   Her nedense, bu kitap bana pek akıcı gelmedi. Çok sevdiğim bir karakter olan Hayalet'in de ortalarda pek görünmemesi cabası. O yüzden, bu sefer puanım beş değil, ilk üç kitabın aksine.

   Edit:
   Serinin beşinci kitabı Hayaletin Hatası'nın yorumu burada.
   Serinin altıncı kitabı Hayaletin Kurbanı'nın yorumu burada.
   Serinin yedinci kitabı Hayaletin Kabusu'nun yorumu burada.
   Serinin sekizinci kitabı Hayaletin Kaderi'nin yorumu burada.
   Serinin dokuzuncu kitabı Benim Adım Grimalkin'in yorumu burada.
   Serinin onuncu kitabı Hayaletin Kanı'nın yorumu burada.
   Serinin on birinci kitabı Benim Adım Slither'in yorumu burada.
   Serinin on dördüncü kitabı Hayaletin Cadıları'nın yorumu burada.

Puan: 4

13 Mayıs 2014 Salı

Cağaloğlu...

   Merhabalar efenim... Dün Cağaloğlu'na gitmiştim, bunu yazmaksa bugüne nasip oldu :D Neler aldım?


Aileni Seç - Terence Blacker: Kütüphaneden alıp okuduğum, çok sevdiğim bir kitap. Kitaplığıma da eklemek istiyordum, sonunda alabildim. Yoruma buradan ulaşabilirsiniz.

Teneke Kutular - Alex Shearer: Aileni Seç gibi, kütüphaneden aldığım, çok sevdiğim, kitaplığıma eklemek istediğim bir kitaptı. Maalesef yeni basım olduğu için şömizi yok :/ Yoruma buradan ulaşabilirsiniz.

Ölüm - Charlie Higson: Düşman'ın ikinci kitabı. Düşman'dan kitabında yaşanan olaylardan bir yıl öncesini anlatıyor, tüm bu yetişkinlerin nasıl zombiye dönüştüğünü, çocukların nasıl sığınma yerlerini oluşturduklarını vs. Aslında bu kitaba başlayacaktım, ama önce ilk kitabı gözden geçirmem daha iyi olacak, çünkü çoğu şeyi hatırlamıyorum. O yüzden bunu okumayı biraz sonraya erteledim. Edit: Yorum!

Canavarın Çağrısı - Patrick Ness: Alsam mı, almasam mı kararsız kaldım başta. Ama Tudem'deki abi ''Al onu mutlaka, güzel kitaptır, 10 liraya veririz sana.'' dediği için aldım. 12 liralık indirim, boru değil :D Yirmi beşinci sayfasına kadar geldim, çok hoş. İçinde birçok çizim var ve bunlar kitabın hikayesinin etkisini arttırıyor. Edit: Yorum!

   Bir deee, şunu aldım:


   Ta-da-ta-damm! Aslında amacım tüm Kate Morton kitaplarının yorumlarını, basım sıralarına göre bloga eklemekti, ancak bu kitabı okumadan önce eklemediğim tek kitap olan Uzun Saatler'i ekler miyim, bilmiyorum. Bu arada, Uzun Saatler, Morton'un en sevdiğim kitabıdır, acaba Sır Muhafızı onu yerinden edecek mi? :D Edit: Edemedi :D Yorum!

   Bir de, yanarım yanarım, kör gözüme yanarım. Alfa'dan köşeyi dönünce Pegasus'un yeri varmış ya... Şimdiye kadar tamam, o köşeyi bir kere, Yordam Kitap'a gitmek için döndüm de, nasıl oldu da karşıma bakmadım ve yerini görmedim, hayret ediyorum. Öğrendiğime göre orada da iyi indirim yapıyorlarmış-gerçi üç sene öncesinden bahsediyoruz, şimdiyi bilemem-. Bu arada, bilin ne oldu! Ölüm Oyunu ile Komplo'nun limon kokması bir tesadüf değilmiş sanırım, çünkü Pegasus'un yerinden de aynı koku geliyordu :D

   Son olarak, müsait bir zamanda Hayaletin Savaşı'nın yorumunu yazacağım. Ondan sonra da inşallah sırada Cengiz Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel'i ve Robin Sloan'ın da 24 Saat Açık Kitapçının Sırrı kitabı var. Görünmez Goril'i yarıladım, ama okulda okumamaya karar verdim, çünkü dikkatim dağılıyor. Dediğim gibi Canavarın Çağrısı'nın ilk yirmi beş sayfasını okudum, bugün ya da yarın kitabı bitirebilirim. Bir de, Komplo'ya başladım, ilk yüz elli sayfasını okudum ve çok merak ediyorum nereye varacak kitap-Erebos'taki kadar heyecanlı bir merak değil ama bu maalesef-. Edit: Komplo da, Canavarın Çağrısı da bitti. İşte böyle. İyi günler efenim :D

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Sıradakinden Alıntı

   ''İnsan iradesinin bulunduğu yerde çözüm de vardır.''



Tazecik Kitap Yorumu: Dünyanın Ucundaki Fener - Jules Verne


   Estados Adası'na, başka bir deyişle dünyanın ucuna bir deniz feneri inşa edilir. Bu fenere üç bekçi bırakılır. Görev süreleri üç aydır. Bekçilerin hepsi de yeni işleri konusunda mutlu ve umutludur, insanlara faydaları dokunacağı, gemileri kazalardan uzak tutacakları için memnunlardır hallerinden. Ne var ki, adada onlar ve fenerlerinden başka, bir grup eşkıya da vardır ve eşkıyalar hayatı bekçilere ve adaya yaklaşan gemilere zehir edeceklerdir.

   Herkes Jules Verne'in en azından bir Balonla Beş Hafta'sını, 80 Günde Devrialem'ini, İki Yıl Okul Tatili'ni, Denizler Altında 20.000 Fersah'ını, Dünyanın Merkezine Yolculuk'unu okumuştur. Ben de okumuştum ve bu kitapların hastasıydım. Bir ara idefix'te Jules Verne'in yirmi kitap takımı %50 indirimle satılıyordu, heves etmiştim alayım diye. Ama almadım, şimdi de bu kitabı okumuş olarak, Jules Verne'in her kitabının harika olmadığı gerçeğiyle karşı karşıya kaldığım için hayal kırıklığı içerisindeyim ve seriyi almadığım için pişman değilim.

   Kitap 284 sayfa. Abartmıyorum, kitabın ilk yüz sayfasında sadece birkaç konuşma var, kalanı ise tamamen betimleme. Tamamen. Ne bir olay, ne de başka bir şey. Sadece betimleme. Önceden de betimlemenin dozunun kaçtığı kitaplar okumuştum, ama bu bambaşka bir şey yahu. Yüz sayfa. Kitabın kalanında da üç beş konuşmayla, olay var. Ama yüz sayfa betimleme okuyunca insanda akıl kalmıyor ki. Anlayabilirseniz ne mutlu size :D

   Bir de, kurgu olarak zayıf buldum kitabı. Hayal dünyasının genişliğini tüm dünyaya kanıtlamış bir yazarın böyle basit bir kitap yazmış olmasına şaşırdım. Kitapta tek hoşuma giden Vasquez ile John Davies'in eşkıyaları alt etme çabaları oldu. Ama sırf bunun için de, bu kitap okunmaz bence, maalesef.

Puan: 2

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Sıradakinden Alıntı

   İnsan, vicdanı rahat olmayınca, kolayca kaygıya kapılır.

Tazecik Kitap Yorumu: Güngezgini - Fabio Moon, Gabriel Ba


   Bras de Oliva Domingos, yazar olmak isteyen, gazetede ölüm ilanları yazan bir adam. Başarılı bir yazar olan babasının gölgesinde kalmış biraz da.

   Her bölümde Bras'ın başka bir yaşına gidiyor ve hayatının en önemli anlarından birine tanık oluyoruz. Her bölüm sonunda da Bras ölüyor.

   Kitap, bir çizgi roman-sanırım bunu en başta belirtmeliydim-. Kitabın hikâyesi, çizimleri, renklendirmesi, her şeyi ayrı bir güzel. İtiraf etmem gerekirse, kitabı ilk bölümlerinde beğenmedim. Ancak okudukça da elimden bırakamadım ve çok sevdim. Bras'la beraber sevindim, üzüldüm; onunla yaşadım resmen her deneyimi. Bölüm sonlarında dağıldım. Bir kitabın duygularımla bu kadar kolay oynuyor olması da beni şaşırttı doğrusu.

   Yorum yazarken kitapları tekrar bir gözden geçiririm ve bu kitabı gözden geçirirken yine duygularım allak bullak oldu. Daha fazla yazamayacağım...

Puan: 5

Leyleğin Getirdiği

   Bu bölüme ne zamandır yazmamıştım, bir süredir kitap almıyordum internetten. O yüzden ''Uzun bir aradan sonra bu bölümle tekrar merhaba!'' dememin bir sakıncası yok-bu arada, uzun bir süredir ''uzun bir aradan sonra tekrar merhaba'' demediğimi de fark ettim, neyse, bu konuyu kapatalım-.

   Gelen kitaplar idefix'ten, bahar indirimleri epey güzeldi çünkü, dayanamadım, aldım birkaç kitap.


Ölüm Oyunu - Koushun Takami: Konusu Açlık Oyunları'na benziyor, ancak Açlık Oyunları'ndan yıllar önce yazılmış. Filme de uyarlanmış. Bir de, kitap buram buram limon kokuyor, her nedense :D Aynı koku Komplo kitabında da var, ancak diğerlerinde yok, ilginç. Edit: Yorum!

Komplo - Ursula Poznanski: Canım yazarım Poznanski'nin, dilimize henüz kazandırılmış olan kitabı. Beklentim yüksek. Edit: Yorum!

Kardan Kız - Eowyn Ivey: Çeşitli bloglardaki yorumlardan etkilenerek aldım bu kitabı. Bir de, kış temalı kitapların hastasıyım, o da etkili oldu kitabı almamda :D

Görünmez Goril - Christopher Chabris, Daniel Simons: Görünmez goril deneyini biliyor musunuz? İzleyiciler, birbirine top atan beyaz tişörtlü çocukları saymaya çalışırken, arkadan bir goril geçer. Ne var ki izleyicilerin büyük bir kısmı gorili fark etmez bile. Kitap, bu deneyi gerçekleştiren iki psikologun yazmış olduğu bir kitap. Kitapta çeşitli sorulara da cevap veriliyor. Edit: Sık tekrar yapmasa, güzel, ilginç bir kitap. Bloga yorumu yazılamayacak.

Epic - Conor Kostick: Hımm... Bu kitaba nereden rast geldiğimi tam olarak hatırlayamıyorum, Goodreads'te Neal Shusterman'ın okunacaklar listesinde ilk defa gördüm sanırım. Bir de, bir bilgisayar oyunuyla ilgili olunca konusu, aklım çelindi. Edit: Yorum!

24 Saat Açık Kitapçının Sırrı - Robin Sloan: Bu kitaptan Kitaplık Kedisi sayesinde haberim oldu. Konusu da epey ilgi çekici. Edit: Yorum!

   İnşallah hepsini beğenirim-öbür türlü hem vakit, hem nakit kaybı, kötü oluyor-. Edit: Kitapların üçüne üç puan verdim ya, daha ne olsun -,-

1 Mayıs 2014 Perşembe

Sıradakinden Alıntı


   Hayat bir kitap gibidir oğlum. Ve her kitabın bir sonu vardır. O kitabı ne kadar seversen sev, son sayfaya gelirsin ve kitap biter.


Tazecik Kitap Yorumu: Hayaletin Sırrı - Joseph Delaney


   Serinin ilk kitabı Hayaletin Çırağı'nın yorumu burada.

   Serinin ikinci kitabı Hayaletin Laneti'nin de yorumu burada.

   Baharın artık sona erip, kışın yaklaşmasıyla birlikte, Hayalet'le Tom'un, kış evi olan Anglezarke'a gitmesi yakın. Bir Kasım günü de, söğüt ağaçlarının oraya birisi geliyor, zili çalıyor. Tom bakmaya gidiyor. Gelen, her zamanki korkmuş, çaresiz insanların aksine, son derece sakin birisi. Üstelik Hayalet gibi giyinmiş. Tom'a bir mektup veriyor, mektubu Hayalet'e vermesini ve onu Anglezarke'ta bekleyeceğini söyleyip, gidiyor.

   Hayalet mektubu okuyor, ardından şömineye atıyor. Yarın Angelzarke'a doğru yola çıkacaklarını söylüyor. Ama önce Tom'un, ailesinin çiftliğine gitmesini ve çıraklığının son ödemesini getirmesini söylüyor. Tom eve gittiğinde babasını çok hasta buluyor, ölüm döşeğinde adam. Ve babası Tom'a, annesiyle nasıl tanıştığını anlatıyor. Hikayesinde ise çok tuhaf şeyler var, siz de okuyunca fark edeceksiniz bunları.

   Neyse, sonra Hayalet ile Tom tekrar yola koyuluyor ve Anglezarke'a varıyorlar. Hayalet, Tom'u evin kilerine indiriyor. Kilerde bağlanmış çeşitli öcüler ve cadılar var. Bir de özel birisi var: Meg.

   Meg, evcil bir lamia cadısı. Hayalet ile Tom evde kaldıkları sürece, yemekleri yapacak olan kişi Meg. Vee asıl bomba geliyor, Hayalet Meg'i seviyor! :D Aslında Tom bunu, Chipenden'dayken Hayalet'in günlüklerinden birinden okuyor, ancak okumak başka, bunu görmek bambaşka bir şey.

   Mektubu getiren kişiye dönelim. Onun adı Morgan ve o nekromansi ile uğraşan bir büyücü. Hayalet ondan zamanında bir şey almış ve Morgan da bunu geri istiyor. Bu amacı için de Tom'u bir kukla gibi kullanıyor. Ne yapsın ama Tom... Okuyunca siz de hak vereceksiniz çocuğa.

   Yine güzel bir kitap. İlk kitapta Hayalet'in memnuniyetsiz yüzünü görmüştük, ikincide fedakar, üçüncüdeyse aşık. Hayalet, çok farklı bir insan yahu :D Alice de bu kitapta epey fedakarlık yapıyor, ah kızım :'( -yok yok, ölmüyor-. Bu kitapta, karakterlerin gerçekleşmesinden korktuğu her şey gerçekleşiyor resmen. Sonu güzel bağlanıyor ama ^.^ Seriyi bitirmeye iyice niyetlendim.

   Edit:
   Serinin dördüncü kitabı Hayaletin Savaşı'nın yorumu burada.
   Serinin beşinci kitabı Hayaletin Hatası'nın yorumu burada.
   Serinin altıncı kitabı Hayaletin Kurbanı'nın yorumu burada.
   Serinin yedinci kitabı Hayaletin Kabusu'nun yorumu burada.
   Serinin sekizinci kitabı Hayaletin Kaderi'nin yorumu burada.
   Serinin dokuzuncu kitabı Benim Adım Grimalkin'in yorumu burada.
   Serinin onuncu kitabı Hayaletin Kanı'nın yorumu burada.
   Serinin on birinci kitabı Benim Adım Slither'in yorumu burada.
   Serinin on dördüncü kitabı Hayaletin Cadıları'nın yorumu burada.

Puan: 5