30 Nisan 2020 Perşembe

Entel Dantel: Stories From Norway

 
   Aylar önce yazıp taslaklara attığım bir başka yazıyla karşınızdayım.

   Bir ara "What Does The Fox Say?" adında absürt bir şarkı çok popüler olmuştu, bilmem hatırlar mısınız? Geçenlerde bir şekilde rastgeldim o şarkının sahibi Ylvis'e. Diğer şarkılarını dinledim, sahi, şimdi ne yapıyorlar acaba derken de 2018'de çıkardıkları Stories From Norway'i gördüm. Görüş o görüş, tutuldum.


   Stories From Norway (Norveç'ten Öyküler), Norveç'in yakın zamanlı tarihinde gazetelere manşet olmuş kimi olayları belgesel, müzikal ve absürt komedi türlerini harmanlayarak sunuyor, bunu oldukça kaliteli bir şekilde yapıyor hem de. Ylvis'i dizinin hemen her parçasında görüyoruz; senaristlik, oyunculuk, şarkıların yazımı ve bestelenmesi... Yapımı Ylvis'le beraber Hasse Lindmo üstleniyor, yönetmen koltuğunda Ole Martin Hafsmo var, Christian Løchstøer senaryo ve müzik ekibinde görünüyor, Lars Bleiklie Devik de müzik ekibinde yer alıyor.

   Bölümlerden bahsedeyim kısaca, hepsinden de birer parça bırakayım.

***

Bölüm 1: Stupetårnet / Diving Tower (Dalış Kulesi)

    2008 yılında Hamar sahiline bir dalış kulesi yapılmak istenir. Yaklaşık 1,5 milyon kron tutacağı ve iki haftada biteceği düşünülmektedir. Ne var ki çılgın bir mimarın önerisi sonucu proje büyüdükçe büyür, sorunlar patlak verir, masraflar artar, yıllar geçer... Yedi yılın sonunda inşaat bittiğinde 28 milyon kron harcanmıştır.

   Şaka gibi olay gerçekten. Başlanan işi bitirmek uğruna verilen zayiatların haddi hesabı yok. Bize de pek uzak bir olay değil aslında. Gerçi değindikleri ve bizim onlardan ayrıldığımız bir nokta var: "Norveç'te para bitmez."

   Halkın en son isyan edip kuleyi yıkmaya kalkıştığı kısımdan bir kesit bırakacağım. Sefiller müzikalindeki havayı almak mümkün. Maalesef Youtube'da tam klibi yok, Facebook'taki kısa parçayı iliştiriyorum alta (biraz geç yükleniyor).

   Özet geçecek olursam, halk kuleyi yıkmak üzere toplanır, ancak sonra herkes o akşam müsait olmadığını söyleyip, mümkünse sonraya ertelemelerini rica ederek dağılır.

BURN THE TOWER
Når innbyggerne på Hamar får vite at prislappen på stupetårnet har økt til 13 millioner kroner begynne de å bli LEI, og ønsker heler å SENKE HELE TÅRNET I MJØSA... Men hvordan skal man få tid til det? Premiere i morgen, mandag, 21.30 på TVNorge.
Ylvis: Stories from Norway paylaştı: 18 Şubat 2018 Pazar

***

Bölüm 2: Superstar in Norway (Norveç'te Bir Süperstar)

   2015'te Justin Bieber Norveç'te bir konser düzenler. Medya onun gelişiyle çalkalanmaktadır (Gazetecilerden birinin tabiriyle, "Bieber konusunda diğer gazetecilerin büyük politik skandallar üzerinde çalıştığı kadar sıkı çalıştık."), hayranlar da zapt edilemez bir coşku duymaktadır.

    Ne var ki, konser sırasında sahneye su dökülür. Bieber bunu önceden çıkarıp attığı gömleğiyle silmek ister, ön sıralardaki kızın biri de kıyafete yapışır. Kısa süreli bir çekişmeden sonra Bieber konseri iptal ettiğini duyurur ve ülkeyi terk eder.

   Diziyi önerdiğim bir arkadaşımın yorumu şuydu: "O kadar olaysız bir ülke ki Bieber'in konseri iptal edişi tarihi olay olmuş." :P

   En absürt şakalar bu bölümde yer alıyordu diye düşünüyorum, çok keyif aldım.

   Aşağıya Bieber'ın sahneyi terk ederken çalan parçadan bir kesiti bırakayım.


 ***

Bölüm Üç: Fyllekjøringen / Drink and Drive (İçkili Sürüş)

   Olimpiyat şampiyonu kros kayakçısı Petter Northug, oldukça parti düşkünü bir adamdır. 2014 yılında, bir parti sonrası, arkadaşını da yanına alarak arabayla turlamaya çıkar, ancak alkollüdür. Evinden fazla uzaklaşamadan kaza yapar, yaralı arkadaşını sürücü koltuğuna oturtur ve olay yerinden kaçar.

   En sevdiğim ve eğlendiğim bölüm bu oldu. İçindeki şarkılar da birbirinden güzeldi.

   Klip, polislerin kazayı yapanın kim olduğunu bile bile soruşturma yürüttüklerini duyurmaları üzerine.


***

Bölüm Dört: Northug - en familiehistorie / A Family Affair (Northug - Bir Aile Meselesi)

   Önceki bölümün sonunda İsveç'e kaçan Petter Northug, ailesiyle bir araya gelir. Hep birlikte Petter'in durumuna çözüm bulmaya çalışırlar. Sonrasında bir kriz danışmanı gelerek Petter'e tavsiyelerde bulunur ve Petter de her şeyi (mümkün olduğunca) düzeltebilmek için canını dişine takarak çalışır.

   Büyük bir başarının, önceki hatalara toplum gözünde nasıl kefaret olduğunu gösterişi dikkate değer.

   Tüm dizideki en beğendiğim parça bu bölümde yer alıyor. Kendimi o kadar kaptırmıştım ki dinlerken, absürtleştiğinde şaşırdım. Ylvis'in normal bir şarkı yapması mümkünmüş gibi nasıl düşünebilmişim, hayret. Maalesef şarkının klibi yok, ancak müthiş bir kısımdı, üzülüyorum paylaşamadığıma.

   Şarkıda Petter'in eve dönüşü ve küçüklüğünden beri onun çok üzerine düşen babasıyla yüzleşmesi anlatılıyor. Şarkıyı söyleyenler Petter ve babası. Babasını oynayan Lasse Kolsrud'un sesine bayıldım.


***

Bölüm Beş: Rakettskandalen / The Andøya Missile Crisis (Andøya Füze Krizi)

   1995 yılında, kuzey ışıklarını daha iyi kavrayabilmek üzere yürütülen araştırma kapsamında, Andøya'dan bir roket göğe gönderilir. Ne var ki roket hakkındaki bilgilendirme mektubu, Rusya'nın henüz yeni yeni kurulan ve aksak işleyen bürokratik sürecinde kaybolur. Ruslar, hava sahalarında füzeyi görünce bunun Amerika tarafından gönderilmiş olduğunu ve kendilerinin de misilleme yapmak için yalnızca birkaç dakikalarının kaldığını düşünür.

   Çok etkileyici bir bölümdü. Yeni bir dünya savaşına ve kitlesel yok oluşa ne kadar yakın olduğumuzu tüm gerçekliğiyle yüzümüze çarpıyor, ülkelerin sahip oldukları füzeleri kullanmayacağına olan komik inancımızı da. Şarkılar her zamanki gibi absürt mizah içerse de barındırdıkları gerilim muazzam.

   Aşağıdaki şarkı da o sırada Rusya'nın başında bulunan (ve Amerika'ya hayranlık besleyen) Boris Yeltsin'in füzeleri Amerika'ya yağdırıp yağdırmamak konusunda yaşadığı iç hesaplaşması üzerine. Yaşadığı baskıyı tahmin bile edemiyorum. Şarkının ortasında (1.05'te) araya konuşmalar giriyor, o kısmı geçip şarkının devamını dinlemek isterseniz 2.35'e sarabilirsiniz.


***

Bölüm Altı: Skrik-tyveriet / The Scream Heist (Çığlık'ın Çalınması)

   Bölümün başında yazdığı üzere bu, "ulusal bir hazinenin, usta bir hırsızın ve oldukça ince bir camın öyküsü".

   1994 yılında, Lillehammer'de Olimpiyatlar yapılmaktadır ve Norveç'teki tüm polisler de oraya konuşlanmıştır. Oslo'da hiç polis kalmayışını fırsatı bilen Pål Enger, Edvard Munch'un Çığlık tablosunu çalar. Bunu oldukça kolay yapar hem de. Tuttuğu adamlar yakındaki bir inşaattan alıp galeri binasına dayadıkları merdivenden tırmanır, incecik camı kırıp içeri girer ve tabloyu alıp ellerini kollarını sallayarak çıkarlar binadan. Ortada doğru düzgün kamera kaydı bile yoktur. Norveç kendi başına hırsızı yakalayamayacağını fark edince İngiltere'deki Scotland Yard'dan yardım ister.

   Röportaj yapılan isimler arasında Pål Enger de var. Çok ilginç bir insan, çok tuhaf (ve komik) cevapları hiç istifini bozmadan veriyor.

   Şarkıda tabloya alıcı çıkmasının ardından Pål ve aracısının arasındaki konuşma gösteriliyor.


***

Bölüm Yedi: Mette Marit av Norge / The Fairy Tale Of The Prince And Princess (Norveçli Mette Marit / Prens ve Prensesin Masalı)

   Norveç Prensi Haakon, bir gece kulübünde tanıştığı "sıradan halktan" Mette Marit'e aşık olur. Bu durum, tüm Norveç'te bir çalkalanmaya sebebiyet verir. İnsanlar Mette Marit'in geçmişini kazar, onun hiçbir şekilde kraliyet ailesine katılacak nitelikte olmadığını ve kraliyetin namını kirlettiğini savunur.

   Çiftin 2001 yılındaki evliliği, Norveç'in monarşi tarihindeki en önemli olaylardan biri olarak görülüyormuş. Toplumdaki sınıf ayrışmasının hâlâ ne denli katı olduğunu da gösteriyor aynı zamanda.

   En duygusal bölüm denebilir sanırım. Final bölümü için bu olayın seçilmesi güzel olmuş. "Ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar..." tadında bir son.

   Aşağıdaki şarkı, çiftin küçüklüklerini konu alıyor. Prensi bir eli yağda diğeri balda görürken, Mette'ye babasının (?) yaptığı konuşmayı dinliyoruz. Babası Mette'ye büyüyünce ne isterse onu olabileceğini söylüyor (pek tabii ekonomik ve sosyal şartlar izin verdiğince). Park görevlisi olabileceğini, gemilerde alt güvertede çalışabileceğini, yakınlardaki dinlenme tesisinde tuvaletleri yıkayabileceğini vs. örnek veriyor. Şarkının sonlarına doğru da "iyi geceler prensesim, tabii ki mecaz anlamda diyorum, yoksa gerçek bir prenses asla olamazsın" diyerek konuşmasını taçlandırıyor.


***

   Çok büyük keyif alarak izlediğim bir yapım oldu Stories from Norway. Kahkahalarla seyrettim, birçok parçası da dilime takıldı. Size de tavsiye ederim. Maalesef diziyi Türkçe altyazılı bulmak mümkün değil, ancak İngilizce altyazılı bulabilirsiniz.

   Ayrıca, "Devamı gelecek mi?" sorusuna da cevap vereyim: Maalesef hayır. Konsepti, dizinin bitişinin üstünden çok geçmeden Avustralya'ya satmışlar. Üzüldüm açıkçası. Ancak arkadaşımın perspektifinden bakacak olursam şunu diyebilirim: "Herhalde ülkede olay bitti." (Keşke bu laf atmaların bir değeri olsa, ama n'apalım).

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder