11 Mayıs 2013 Cumartesi

Tazecik Kitap Yorumu: Küçük Ağa - Tarık Buğra


   ''Kurtuluş ümidi, altı asırlık yaşama geleneğinin karşısında idi. Hiçbir milletin tarihi bu kadar trajik bir çelişme görmemiştir. Bu çelişmede doğru yolu seçmek bir fazilet işi olmaktan çıkıyor, herkesten beklenemeyecek bir görüş üstünlüğü gerektiriyordu. Buna karşılık yanılanları suçlandıramazdınız; zira menekşe, rengi mor olduğu için ne kadar suçlu ise, bu insanlar da yanılmaları yüzünden ancak o kadar suçlu idiler.''

   Akşehir, 1919. Salih savaştan dönüyor, çünkü bir kolunu kaybetmiş. Tek kaybettiği şey o değil, benliği aynı zamanda.

   Salih'in Gavur Mahallesi'nden bir arkadaşı var: Niko. Onun keyfi diğer yabancılar gibi yerinde, ancak aynı durum Türkler için geçerli değil. Herkesin savaşa gönderdiği birisi var. Giden dönmüyor. Salih dönüyor dönmesine de, nasıl dönüş. Bir süre sonra iyice kendini salıyor, meyhanelerden çıkmayan, Rumlarla düşüp kalkan birisi olup çıkıyor. Herkes ondan nefretle bahsetmeye başlıyor.

   Bir gün Salih, gene meyhaneye gittiğinde kapının kapalı olduğunu görüyor. İçeride de birçok Rum var, konuşuyorlar. Salih fark ettirmeden onları dinliyor. Konuşulan konu bir Pontus devleti kurmakla ilgili. Birkaç Rum onlara bu konuda katılmıyor, beraber yaşadığımız insanlara nasıl ihanet ederiz diye. Sonra Kirye Vasili çıkıyor oradan, kapıda Salih'i görünce de bir ''Pis...'' diyor ki, Salih kendisinden utanıyor. Kendisine çekidüzen veriyor bu karşılaşma sonucu, sol kolunu da sağ kolu kadar iyi kullanabilmek için alıştırmalar yapıyor. Meyhaneye gitmeyi bırakıyor, Rumlarla ilişiğine son veriyor. Zaten Niko da, bu Pontus işine destek vermek için İstanbul'a gidiyor. Salih kendisini iyice geliştirdikten sonra, aynı cephede savaştığı Doktor Haydar Bey'e gidiyor, ne yapabileceğini öğrenmek için. Doktor Haydar Bey ona Kuvayı Milliye'den bahsediyor. Salih de onlara katılıyor.

   Bu arada Akşehir'e bir hoca geliyor: Mehmed Reşid Efendi. Ona İstanbullu Hoca deniyor. Halk onun sözlerinden çok etkileniyor, o çok iyi bir konuşmacı. Ancak Kuvayı Milliye'ye karşı. Kuvayı Milliyeciler onu kendi taraflarına çekmeye çalışıyor ancak İstanbullu Hoca onlara her seferinde hayır diyor. En sonunda İstanbullu Hoca için vur emri çıkıyor. Öldürüleceği gün İstanbullu Hoca kaçıyor. Sonra kendisine yeni bir isim veriliyor: Küçük Ağa. O da milleti için neler yapabileceğine bakıyor. En sonunda hatasını anlayıp Kuvayı Milliye'ye katılıyor. İstanbullu Hoca hakkında öldü diye haber çıkıyor, yavaş yavaş unutuluyor hoca. Artık herkesin dilinden düşmeyen isim ise Küçük Ağa.

   Bu kitabı çok beğendim. Kurtuluş Savaşı'nı halkın gözünden görüyorsunuz. Herkesin bu savaş için yaptığı bir şey var, doğru ya da yanlış. Aslında tarih, ders kitaplarımızda okuduğumuz kadar basit değil, çünkü işin bir de manevi boyutu mevcut.

Puan: 4,5

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder