29 Mayıs 2014 Perşembe

Entel Dantel: Ölüm Üzerine

   Blogu ilk açarken, düzenli bir blog olmasını istiyordum. Hala istiyorum tabii, ama bu şekilde değil. Bu ''Entel Dantel'' bölümünde beğendiğim ressamlardan, gerçekten sevdiğim filmlerden ve okumak dışındaki ilgi alanlarımdan vs. bahsetmeyi düşünüyorum. Bir de, arada kendi kendime konuşmalarım olacak, normaldir, bekleyin geçer/okuyun biter :P

   Bu yazıyı sadece tanıtımla bitirmek istemiyorum. O yüzden, ilk monologumu yapayım (hahah, ilk mi? şimdiye kadar yazdıkların neydi?) (arkadaşlar kavga etmeyin) (neden beynimin içinde bir grup insan tartışıyor?) (monolog denen şeyi amacından saptırıyorsunuz arkadaşlar) (içsel diyalog mu deseydik acaba) (lütfen sakin olalım ve konuya girelim artık)


   Nedense, koi balıkları bana ölümü hatırlatır. Konumuzla da ilgisi var, diyebilirim. (sessizliği sağladığınız için teşekkürler)

   Yarın fizik sınavım var. Ki, fizik sınavı en çok tırstığım sınavdır (benim de!) (hadi canım, sen de. aynı beynin elemanlarıyız, hatırladın?). Ne var ki, hayatımın büyük sorunlarından biri bu iken, bu sabah ve de geçen hafta daha farklı bir şeyle karşılaştım.

   Bu sabah minibüsle okula giderken az daha kaza yapıyorduk. Bir araba son anda fren yaptı, frene iki saniye geç bassa bize çarpacaktı. Ben de cam kenarında oturuyordum. Eğer çarpsaydı, tam da benim olduğum yere denk gelecekti. Haliyle, fizik sınavı da sorunlar listesinde epey aşağılara kayacaktı (liste kalacaksa tabii).

   Hafızamızı zorlayalım azıcık. Geçen hafta sonu, üç kere deprem oldu-artçıları saymayalım (ben say...) (kes). Cumartesi iki tane, pazar günü de bir. Ben cumartesi günü deprem olduğu sırada, babaannemle konuşuyordum. Bir an önce babaannemle neşeli bir şekilde konuşurken, bir an sonra onu, ev sallanırken sakinleştirmeye çalışmak çok garip.

   Hepimiz sanarız ki, başımıza kötü bir olay geleceğinde buna hazırlıklı olacağız, aslında sanmak doğru kelime değil; her insanda var olan inanç/içgüdü gibi bir şey bu. O an gelene kadar, bunun yanlışlığının farkına varamıyoruz. O an geldiğinde afallayıp kalıyoruz. Öte yandan, pazar günkü depremde, insanlar cumartesi günkü kadar şaşırmadı. Deprem nasıl oldu da, hayrete, hatta dehşete düşüren bir olaydan, bir günde sıradan bir olaya dönüştü? İnsandaki şaşırma sistemi nasıl bir şeydir? (hakikaten, nasıl?)

   ''20 yıl içinde Marmara'da büyük bir deprem olması bekleniyor.'' Kaç kere duyduk bunu. Ama neden bunun ''bir gün'' gerçekleşeceğini bilsek de, hiç olmayacakmış gibi yaşıyoruz. Hani hazırlıklıydık? Neden cumartesi panik yaşandı? (hiç.) (arkadaşım boş konuşmasan lütfen ama)

   Bir de, başka bir soru. Madem geçen hafta, hatta bu hafta içinde de depremler yaşandı; bu hafta sonu o büyük deprem yaşansa, yine şaşırır mıyız? (belliydi deyip gün görmüş teyze edasıyla başımızı sallardık bence) (teyzeyi bu işin dışında tut!)

   Hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz, kafamızı küçük sorunlarla dolduruyoruz, hayatımızı tehdit eden bir durum olduğunda, beyin artık alarm verdiğinde gözümüz açılıyor resmen.(benim gözüm açıktı bir kere) (susacak mısın...)

   Siz neler düşünüyorsunuz bu konu hakkında? Ölüm hakkında? İnsanın şaşırma sistemi hakkında? Siz neler yaşadınız deprem sırasında? (konuşacaksanız şimdi konuşun, demin vır vır konuşuyordu iç sesin biri, hani, nerede şimdi?)

   Son bir şey, bu güzel resimler Terry Gilecki'ye ait. Kendisinin diğer çalışmalarına buradan ulaşabilirsiniz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder