4 Şubat 2018 Pazar

Tazecik Kitap Yorumu: Aralığın Onu - George Saunders


   Aralığın Onu, George Saunders'ın Delidolu'dan çıkan ilk kitabı. Cağaloğlu Tudem açıkken (hala hatırladıkça ağlayasım geliyor) oraya düzenli giderdim. Aralığın Onu'nu da daha ilk çıktığı vakitler görmüştüm ancak ilgimi yeterince çekmediğinden almamıştım. Sonra ne mi oldu? Saunders'ın yazdıklarına aşık oldum, ne olacak...

   İlk Saunders okumam İkna Ulusu oldu. Diyorum ki, iyi ki de o kitapla başlamışım, çünkü eğer Aralığın Onu'yla başlasam Saunders'a devam etme isteğim yeterince güçlü olmayabilirdi ve onun şahane diğer öykülerini okumadan bir ömür sürebilirdim (zavallı paralel dünyadaki ben).

   Bu kitabı neden Saunders'a başlamak için tavsiye etmem peki? Öncelikle, arka kapakta sevgili yazar gayet güzel övülürken, övgüler bununla sınırlı kalmıyor. Kitabın başında bizi minik puntolu üç sayfalık "kimler nasıl övmüş" kısmı karşılıyor. Ben minik puntolu üç sayfa yazarak övemez miyim onu, ben de överim... Sadece bir kitaba yazarı bu kadar çok allayıp pullayarak başlamanın pek hoş olmadığını düşünüyorum.

   Hadi o üç sayfayı pas geçelim. Bu sefer bizi "GEORGE SAUNDERS BU SENE OKUYACAĞINIZ EN İYİ KİTABI YAZDI" başlıklı, New York Times'tan Joel Lovell'ın bir yazısı karşılıyor (ön kapaktaki alıntı da yazının başlığından, evet). Başlık epeyce iddialı ve açıkçası yine bundan pek hoşlandığımı söyleyemem. Doğru mu peki? Kendi adıma, neredeyse. Aralığın Onu'nu çok sevdiğimden değil. Aralığın Onu'yla çok yakın bir zamanda okumuş olduğum Pastoralya'ya bayıldım, ki o da Saunders'tan. Aynı yıl içinde başka yazarlardan yine çok sevdiğim kitaplar oldu, bu sebeple "George Saunders 2016'da okuduğum en iyi kitaplardan 'birini' yazdı" diyebilirim (2018'e girdik değil mi? Şşşt, çaktırmayın, utanıyorum...).

   Lovell'ın yazısından devam edelim. Yazıda Saunders'ı övüyor (ne sandınız?). Ancak hem destekli övdüğü hem de Saunders'ın yaşamına bir bakış imkanı sunduğu için yazıdan hoşlandım. İkna Ulusu'ndaki Noel adlı öykününse yazarın bir zamanlar yaşamış olduklarını birebir anlattığı öğrenince üzüldüm epey.

   Kitapla ilgili diğer sorunuma geliyoruz. Giriş yazısında Saunders'tan bir alıntı yapılmış. Daha kapsayıcı olmak, daha fazla okura hitap etmek istediğini söylemiş yazar. İşte bu noktada, diyorum ki maalesef, olmamış. Çünkü öykülerin tamamına yakınında yazarın tarzı biraz körelmiş gibi. Ne okuduğum diğer kitaplarındaki çarpıcılığı bulabildim ne de yeterince bağ kurabildim karakterlerle. Öykülerin tamamı demiyorum, çünkü iki istisnai öykü mevcut bence: Semplika Kız Günlükleri ile Örümcek Kafasından Kaçış. Özellikle Semplika Kız Günlükleri, Saunders'tan okuduğum en güzel öykülerden. Öykülerin genelinin ne anlattığına dairse bir şey yazamayacağım, kafam karışık. Arka kapak yazısının size yardımcı olacağını umuyorum.

   Yazarı sevenlerin bu kitabı pas geçeceğini düşünmüyorum. Ancak Saunders'a yeni başlayacaklar için doğru seçim olduğunu gerçekten sanmıyorum. Bence İkna Ulusu veya Phil'in Dehşet Verici Kısa Saltanatı daha iyi olacaktır. Küçücük bir not: Giriş yazısında henüz daha çevrilmediğinden "Phil'in Kısa ve Ürkütücü Hükümdarlığı" olarak geçiyor kitap. Son halinin ismini çok daha beğendiğimi söylemek istedim.

Puan: 3

10 Aralık 2017 Pazar

Kısa Kesmek İcap Ederse: Uyku, Tuhaf Kütüphane

   Sonunda internete kavuştum... Hem internetin (hızlı bir internetin!) oluşu hem de kütüphaneden almış olduğum kitapların süresinin neredeyse doluşu sebebiyle gaza geldim denebilir. Yapacak işlerim olsa da, amaan, yapılacak işler her zaman mevcut zaten. Kitaplara geçeyim.

   Haruki Murakami'nin yazmış, Kat Menschik'in illüstre etmiş olduğu iki kitaptan bahsedeceğim. Hacimce epey küçükler aslında, ancak baskı kalitesi, kuşe sayfalar ve ciltli kapak sebebiyle (eh, tabii bir de "etiket" diyelim) tuzlu fiyatlara sahipler. Murakami okumaktan pek haz almıyorum, kitaplarının sonlarının havada kalışıyla pek bir sorunum yok, lakin hiçbir zaman elindeki ilginç konuyu yeterli inceleyebildiğini düşünmüyorum. Bu iki kitapta da fikrim değişmedi. Kütüphanede olmasa bütçemi bunlara ayırmazdım, kalırdı öyle.

Uyku - Haruki Murakami: Çeşitli rahatsızlıklar sebebiyle zaman içinde çeşitli uyku problemleri çektim: Uyuyamama, uyuyup beş on kez resmen panik atak geçirerek uyanma, neredeyse gün boyunca uyuma... Belki de bu durumdan, uyku üzerine olan eserlere biraz ilgiliyim denebilir (öneriniz varsa sevinirim hatta).
   Kitapta, uykuya artık ihtiyaç duymayan bir kadından bahsediliyor. Gün içinde monoton işler yapıyor, geceyse sadece kendisine ait olan bu vakti değerlendiriyor kadın (Uyumak, kendimize ayırdığımız bir vakit değil midir? Eğer başkalarına edeceğimiz hizmet için güç toplamak içinse cevap hayır oluyor kitaba göre, sanırım). Bir bakıma tekrar tekrar okuduğu Anna Karenina kitabıyla da kendi hikâyesi benzerlik gösteriyor.
   Konu iyi işlenebilirdi, ama hayır, tekrar tekrar aynı cümleleri yazmak varken, ne hacet eldekini geliştirmeye?..
   Menschik'in illüstrasyonlarına bayıldım. Lacivert ve gümüş renkleri kullanılarak yapılmış ilginç, etkileyici çizimler. Beğeneni kadar beğenmeyeni de mevcutmuş ama.
   Arka kapakta "Haruki Murakami'den tekrar tekrar okumak isteyeceğiniz, her okumada yeni keşifler vaat eden sarsıcı bir anlatı…" yazıyor. Abartmayalım diyerek bunu burada bırakıyorum. Puan: 2

Tuhaf Kütüphane - Haruki Murakami: Diğer kitaba göre çok daha uçuk kaçık bir konusu var bunun, hoşuma gitti. Merak ettiği şeyler için her daim kütüphaneye koşan bir çocuk, ammavelakin son gidişinin ucu ölüme varacak olan bir esaretle sonuçlanması... Kütüphanecilerin bilgi dolu beyinleri yemeyi sevdiklerini kim bilebilirdi ki?
   Koyun Adam, sessiz kız, kütüphaneci gibi ilginç tipler var kitapta, ancak (yine) potansiyelin değerlendirilemediğini düşünüyorum. Ana karakterimiz ise sümsük bir çocuk. Beynini yemek isteyen kütüphaneci bir ara bu çocuğa iltifat ediyor, bu da seviniyor falan. Biraz da aptal bir şey anlayacağınız... Stockholm sendromu diyeceğim, o kadar da içli dışlı değiller ki kütüphaneciyle.
   Sonu ise Murakami'nin diğer kitaplarına göre havada kalmış değil, ancak tatmin edici bir son da değil bence.
   Menschik'in illüstrasyonları bu kitapta sarı-kahverengi renklerinde genel olarak, yine hoş. Sayfaya ışık vurunca belli olan desenler de ayrı bir güzel.
   Google olsaydı, çocuk evinin güveninde kalır, araştırmasını da oradan yapardı diyebilirdik... Şey, evinin güveni mi dedim ben? :D (İpucu: Fringe!) Puan: 2


   Yine Murakami'nin yazıp Menschik'in resimlemiş olduğu Fırın Saldırısı var. Konusu da yukarıdaki ikisi kadar ilgimi çekmiş değil, almayı düşünmüyorum. Kütüphanede yok, takasta elime geçerse okuyabilirim veya bir kitapçıda illüstrasyonlarını inceleyebilirim (resimli kitaplara zaafım var, ne yapayım...).

26 Kasım 2017 Pazar

Entelkitap'ın Günlüğü, Beş Yılını Sağ Salim Atlatmış Durumda!

   Artık şu ''sağ salim'' ifadesini kullanmasam mı? Öte yandan ''atlatmak'' da duruma epey uyuyor :D

   Bir blog yılında kaç yazı yazdım geleneğine devam. (Bir blog yılı: 26 Kasım'dan 26 Kasım'a. Venüs takvimi gibi bir şey bekliyorduysanız üzgünüm.)

İlk yıl: 162
İkinci yıl: 164
Üçüncü yıl: 108
Dördüncü yıl: 45
Beşinci (yani bu) yıl: 22 (zahmet etmeseymişim ya, 22 ne)

   Bu sayı düzenini çözebilirseniz bir milyon dolarlık ödüle sahip olabileceğinizi biliyor muydunuz? Bankalar şifreleme sistemini bunun üzerine kurmuş durumda...

    Bakalım, neler yapmayı istiyorum yakın zamanda... Aralığın Onu'nu getirdim yanımda, İstanbul'a dönmeden artık yazmam lazım. Dokuz ay oldu yorumu bekleteli, öh! Bir de, geçenlerde Narnia üzerine bir sunum yapmıştım sınıfta. Kitapları tekrardan okudum da, gözümden kaçan bazı noktalar varmış. Eski yorumları elden geçirmem gerek, kalan kitaplarınkini de yazsam güzel olur.

   Bir karikatür paylaşıp gidiyorum şimdilik. (Kendi tercihlerimizden doğan sonuçlar yüzünden kadere suç atmaya karşıyım, küçük bir not. Karikatürle kısmen alakalı, kısmen alakasız... Link!)


12 Kasım 2017 Pazar

Entel Dantel: Brian Buie

   Bloga ne yazsam ne yazsam diye düşündüm, bugün bloga bakan bir arkadaşım "Yalnız sen aylardır boşlamışsın burayı, Hoşuma Yapışanlar ile Entel Dantel'i hele, tarihlere bak" dedi, dedim hakikaten öyle... Ve bir kez daha, Aralığın Onu'nun yazısını erteleyerek başka bir yazıyla karşınızdayım. (o yorumu yazacağım bir gün, cidden. inşallah. kitabı yanımda getirdim. sekiz ay oldu biliyorum.)

   Nasıl bir yazı yazacağımı düşünürken resim dosyasını açtım, gözüme Brian Buie'den bir karikatür çarptı, ben de dedim diğer karikatürlerine bakıp hoşuma gidenleri derleyeyim bir. Nineteen Letters Long'dan tüm karikatürlere ulaşabilirsiniz.











   Ben gidip büyük bir aldırmazlık ve keyifle mayonez sürm-öhö! yorumu ertelemeye devam edeyim...

8 Ekim 2017 Pazar

Cağaloğlu...

   Daha önce hiçbir Cağaloğlu yazısını Cağaloğlu'ndan bu denli uzakta yazmamıştım, vay arkadaş. Ve bu arada, bu 500. yazım! Şuan bir sonraki 500. yazımı (ki düşünmesi bile fantastik geliyor) ne kadar uzakta yazacağım acaba (uzaktan kastım mesafeydi ama zaman da olur tabii)...

   Cağaloğlu'ndan bu alışverişi üç ay önce yapmıştım (ki şuan üstünden bu kadar vakit geçmiş olmasına şaşırdım). Dönem başında okul sebebiyle başka bir şehre gitme ihtimalim vardı, bu sebeple epeyce bir kitap aldım. Kitapçıda duracağına kitaplığımda dursun mantığı, tüm aldıklarımı yanımda götüremeyecek olsam da...

   İlk olarak Altı Kırkbeş'in deposuna girdim. Bu üç kitabı toplamda 25 ya da 30 liraya aldım diye hatırlıyorum, epey ucuza geldi.


Biz Hep Şatoda Yaşadık - Shirley Jackson: Konusuyla beni cezbeden kitap. Az daha gözden kaçırıyordum bunu, tam depodan çıkarken kenarda toplu halde paketli durduğunu gördüm, uçarcasına yanına gittim. Böyle şeylerde nasıl gereksiz heyecan duyuyorum anlatamam.

Tırnova 1883 Rumeli Kâbusu - J. Hakan Dedeoğlu, Sadi Güran: Bu kitabı Murat Dural'ın Goodreads hesabında görmüştüm ilk. Hem çizimleri hem konusu itibariyle tekinsiz, hoş bir kitap gibi duruyor. Arka kapağına ise bittim, ancak maalesef fotoğrafını çekmedim.

Hep Eve - Henrietta Rose-Innes: Bu kitabın da tanıtımını Kayıp Rıhtım'da görmüştüm. Öncelikli olarak okunacaklar listemde değildi, ancak fiyatı uygun geldi, hazır bulmuşken alayım dedim (sonra vay efendim kitaplıkta yer kalmıyor).

   Altı Kırkbeş'ten çıkışta da Alfa'ya uğradım. Stefan Zweig'ın Yolculuklar kitabını da alacaktım, unutmuşum.



Yok Oluş, Yetki, Kabulleniş - Jeff Vandermeer: Konusuyla The Thing, Alien, The Dyatlov Pass Incident gibi filmleri aklıma getiren seri. Eğer Lovecraft'tan Deliliğin Dağlarında'yı bitirmiş olsaydım, ona da benzetirdim sanki (okumaya başladığımda pek dikkatimi verememiştim, daha iyi bir vakitte okumak üzere rafa kaldırdım). Tabii bunlar sadece beklenti, umarım atmosferi de konusuna uygundur kitapların.



Asya Yolları, Himalayalar ve Ötesi, Bir Hayalin Peşinde, Everest'te İlk Türk, Bir Dağcının Güncesi - Nasuh Mahruki: Birkaç yıl önce Bir Dağcının Güncesi'ni okumuştum ve yorumunu yazmayı erteleye erteleye bugünlere geldim. Bu sürede Mahruki'nin kitapları yayınevi değiştirdi. Fiyatları da biraz arttı sanırım, ancak baskı kalitesini beğendim, her ne kadar kağıt seçimi yüzünden biraz ağır olsa da.



Vulcan'ın Çekici, Bir Palavracının İtirafları - Philip K. Dick: PKD'nin güzelim kitapları Alfa sayesinde bizlerle buluşmaya devam ediyor. Darısı Büyülü Fener'den çıkan Toplu Öyküler serisine diyelim... (küçük bir not, Büyülü Fener de Alfa Yayın Grubu'na bağlı).



Su Seviyesi - Joseph Brodsky: Bir deneme kitabı. Şu Everest'in Modern Klasikler serisi hem kitap seçimleri hem kapak tasarımlarıyla aklımı alıyor. Yalnız, bu kitabın kapak görselinin pikselli oluşu hoşuma gitmedi.

Kozmos - Witold Gombrowicz: Everest Modern Klasikler'den bir kitap daha. Şuan bunu yazarken neden bu kitabı yanımda getirmedim diye de üzüldüm. Neyse, bekleyeyim geçsin :ı



Göl Evi - Kate Morton: Mortoncuğumun yeni kitabı, her ne kadar ben geç almış olsam da. Taa ne zaman duyurmuştum bu kitabın çıkacağını, hey gidi. Keşke kapak tasarımları bu kadar alakasız olmasaydı.

Babilliler - Michael Jursa: Bir de Mezopotamya versiyonu var bu kitabın, aklımda kaldı. Önce okuyayım da bunu bir...

   Evet, tüm yılı kitap alarak (okuyarak değil alarak) geçirdim. Artık adam akıllı aldıklarımı okuyup yorumlarını yazabilsem çok mutlu olacağım.

   Bir de Haydarpaşa Kitap Günleri'ne gitmiştim, oradan aldıklarımı da eklemeyeceğim, blogun içi dışı alışveriş yazısı oldu zaten. Oradan çıkışta Mutlu Keçi ile karşılaştım, çok hoştu.

   Sanırım sekiz aydır Aralığın Onu, yorumunun yazılmasını bekliyor. Ne var ki kitabı yanımda getirmedim, bu sebeple daha da bekler gibi. Kısa Kesmek İcap Ederse'de birkaç kitaba yer veririm belki o zamana kadar.

   Kendinize iyi bakın!

13 Eylül 2017 Çarşamba

Kısa Kesmek İcap Ederse: Circles of Delight, Art on The Rocks

   Sorumluluk bilinciyle yazılan yorumlar vol.3. Yine Netgalley'den aldığım, ancak aylardır yorumlamadığım kitaplar... Bir süreliğine Netgalley'den kitap almayacağım bu sebeple, sorumluluk alabilecek durumda değilken benimki neyin kafasıydı da kitaplara istekte bulundum?


Circles of Delights - Aaron Shepard: Bu kitap için ya şaheser diyebilirim ya da şaheserleri barındıran bir eser.
   Kitapta San Fransisco Hayvanat Bahçesi, Yerba Buena Bahçeleri ve Golden Gate Parkı atlıkarıncalarına dair bilgiler ve bunların fotoğrafları yer alıyor.
   San Fransisco Hayvanat Bahçesi Atlıkarıncası tek kelimeyle görkemli. Kullanılan ışıklandırma insanın çocukluk anılarını hatırlatan cinsten. Hayvanların duruş biçimleri bir devinim hissi veriyor. Özellikle panellerdeki detaylar muazzam.
   Yerba Buena Bahçeleri Atlıkarıncası hem hayvanların oyuluş biçimi hem onların üzerindeki desenler hem de kullanılan pastel renk paleti sebebiyle masalsı, sevimli ve vintage duruyor (Vintage yerine Türkçe nasıl bir karşılık kullanabilirim? Yorumlarda yazarsanız sevinirim).
   Golden Gate Parkı Atlıkarıncası'nın ise fantastik bir havası var. Hayvan figürlerinin alışılmışın dışında renklerde boyanması ile üzerlerindeki desenlerin oldukça ayrıntılı ve insanın kafasında bir hikâye oluşturur cinsten çizilmesinden kaynaklanıyor bu da.
   Atlıkarıncaların her birine ayrı bir bayıldım, Aaron Shepard'ın ellerine sağlık, oldukça net ve güzel fotoğraflar çekmiş, ortamın ruhunu da hissettirmiş. Fırsat bulursanız bu kitabı incelemenizi öneririm. Puan: 5


Art on The Rocks - F. Şehnaz Bac, Margaret Vance, Marisa Redondo: Taş boyamacılığına dair eksiksiz bir rehber. Aslına bakarsanız benim taş boyamacılığına bir merakım yok şimdilik, sadece biraz da olsa desen tasarımı öğrenebilmek için bu kitabı okudum.
   Kitabı okumadan önce Şehnaz Bac'ın çalışmalarını biliyordum, özellikle mandalalarının hastasıydım. Margaret Vance ile Marisa Redondo'yu ise duymamıştım, ancak onların da muhteşem desen tasarımları varmış. Redondo'nun doğadan ilham alan tasarımlarına (karahindiba, tüy, kelebek kanadı gibi) ve Vance'ın da petroglif ve kaplumbağa desenlerine bayıldım. Üçünün hesaplarına buralardan ulaşabilirsiniz: Bac, Vance, Redondo (ikisi instagram, biri etsy; tuhaf oldu evet).
   Tabii sadece desen tasarımı üzerine değil bu kitap, eksiksiz bir rehber demiştim. Uygun taşı seçmekten o taştaki pürüzleri veya boşlukları giderecek tekniklere, vernik veya boya seçiminden taşın şekline uygun desen tasarımına kadar birçok püf nokta var. Eğer başlangıç düzeyinde ilgileniyorsanız oldukça faydalı olacağı kanaatindeyim. Puan: 5

13 Ağustos 2017 Pazar

Leyleğin Getirdiği

   Bloga yazmayalı leyleği fıtık ettim.

   İlk alışverişim idefix'tendi.


Doktor Dee'nin Evi - Peter Ackroyd: Üçüncü baskısını yapmış bir kitabın kapağında yazarın adının yanlış yazılmış olması üzücü. Onu geçtim, bu kitaba dair ne umutlarım vardı, okuyunca hepsi söndü. Yorumunu yazmayı düşünmüyorum, bu sebeple burada biraz bahsedeyim. Kitapta iki farklı zaman diliminde geçen ve birbirine bağlanan iki öykümüz var; biri Doktor Dee'yi konu alıyor, diğeri ise babasından kendisine gizemli bir malikane miras kalmış Matthew'u. Arka kapakta ''Dickens'dan bu yana hiçbir romancı Londra'yı Peter Ackroyd kadar güçlü anlatamadı. Ackroyd, başrolü yine Londra'ya verdiği Doktor Dee'nin Evi'nde, bu muazzam, soğuk ve gizemli kentin her ayrıntısını yetkinlikle kavrayıp aktarıyor.'' diyor. Londra'yı anlatmaktan kastı her sayfada on tane özel yer ismine vermekse evet, başarılı. Ama benim başarı kıstasım bu değil ve ne bu isimlere dayalı ''tasvirinden'' zevk alabildim ne olay örgüsünden. Kitabın dili de pek bana hitap etmedi, kuru bir anlatımı vardı. Olay örgüsünün sürpiz kısmı ise bangır bangır bağırarak geliyordu resmen. Belki de sürpriz olması amaçlanmamıştı, ben yanlış anladım. Bitirdikten sonra ne hissedeceğimi, hakkında ne düşüneceğimi pek bilemediğim bir kitap oldu özetle.

Nereye Gidiyoruz Baba? - Jean-Louis Fournier: Aldıklarım arasında ilk okuduğum oldu. Yazar, iki engelli çocuğuyla olan yaşamını anlatıyor.



Sessizlik - Şusaku Endo: Sanırım Goodreads'te gördüğüm bir yorum üzerine bu kitabı okumaya karar vermiştim. Geçenlerde filmi de çıktı. Kapağını çok sevdim kitabın, anlamıyla örtüşen bir tasarım. (alışveriş yazılarında ileride yorumlarını yazacağımı ümit ederek kitapların konularına pek değinmiyorum, havada kalmışlık ondan...)

Walden - Henry David Thoreau: Okumak istediğim bir kitaptı, ancak çoğu sitede baskısı tükenmiş görünüyordu. İdefix'te karşıma çıkınca şüpheyle de olsa aldım, iptal edilmesini bekliyordum. Kargo geldiğinde ise bu kitap da nereden çıktı diye epey şaşırdım, çünkü ben sipariş verdiğimde sitede kapak tasarımı bu şekildeydi kitabın, meğer yeni tasarım yapmışlar, şahane de olmuş.



Kitaplığımı Yerleştirirken - Walter Benjamin: Kitaplar veya okumak üzerine yazılmış kitaplar arıyorum. Genelde bulduklarım pek beni tatmin etmiyor maalesef ama neyse. Bu kitabı alırken de epey bir tereddüt ettim, özellikle fiyatı yüzünden. Kırk sekiz sayfa, yedi buçuk lira. Kapağında ''daktilo nüsha'' yazsa da pek önem vermemiştim, meğer cidden öyleymiş, sanırım fiyatı da buna göre belirlemişler.

Doktor Ox'un Deneyi - Jules Verne: Verne'in kitaplarına baştan başlamayı düşündüm defalarca, ama sonra vazgeçtim (Dünyanın Ucundaki Fener'i beğenmiş olsam bu kadar tereddüt etmezdim, onu okuduktan sonra Verne'in çocukluğumdaki müthiş etkisini bozma ihtimalinden çekindim biraz). Bu kitabı ise konusu ilgimi çektiğinden okumaya karar verdim. İthaki baskısı da vardı, ama bunun kapak tasarımına vuruldum açıkçası, zaten fiyatları da aynıydı. Sonradan öğrendim ki İthaki basımında illüstrasyonlar da mevcutmuş. Neyse, varsın eksik olsun, internetten incelerim artık.



Ben Buradan Okuyorum - Tim Parks: Yine, kitaplar üzerine kitap arayışım sonucunda bulduğum bir eser. Sanırım bir incelemeyi okuyup da almak istemiştim, üzerinden vakit geçti epey, pek emin değilim. Kapağını çok beğendim (yani aslına bakarsanız, bu siparişte aldığım kitapların hepsinin kapağına ayrı bir bayıldım).

Yürümenin Felsefesi - Frédéric Gros: Bu kitaba Cessie sayesinde denk geldim, sağolsun. Şu hayatta en sevdiğim şeylerden biri yürümek. Felsefesi de eksik kalmasın... (cıvımadan olmaz)



Gözetleme Listesi - Bryan Hurt: Gözetleme öykülerinden oluşuyor kitap, seçkinin konu güzelliğine bakar mısınız? Kapak da ayrı bir hoş.

Eric - Terry Pratchett: Diskdünya serisinin dokuzuncu kitabı. Blogu bir süredir takip edenler Cağaloğlu yazılarımda, her zaman Tudem'e uğradığımı okumuşlardır (yani birebir belirtmemiş olabilirim ama bir şey almasam da uğruyordum muhakkak), çok da sevdiğim bir yayınevidir (alt/yan (?) yayınevleri Delidolu ile Desen de dahil tabii). Diyebilirsiniz ki, neden zaten oraya gidince alabileceğin şeyleri internetten aldın? ÇÜNKÜ CAĞALOĞLU TUDEM'İ KAPATTILAR. HAYIR BEN AĞLAMIYORUM, SEN AĞLIYORSUN. Şaka bir yana, kapatılmasına cidden üzüldüm, çocukluğumla bağım kopmuş gibi oldu. Ne yapalım. Bir de son Cağaloğlu yazısında ''Böylece bir hafta sonrasında tekrardan Tudem'e gitmeme gerek kalmadı, iyi de oldu...'' demiştim, ben nereden bileyim onun son gidişim olacağını, inanmıyorum ya.

   İlk idefix siparişimden gelenler bu kadar. Bir de hediye çeki tanımlamalılardı, kampanya şartlarına uymuştum, ama ne kadar mail atsam da dönüş alamadım, aradığımda lafı çevirdiler, bazen yalan söylediler, bazen de benim herhangi bir yanlışımdan kaynaklanmış olduğunu söylediler. Pek de saygılı bulmadım cevaplarını, hoş değildi. Bu durumda insan ne yapar? Bu siteden bir daha alışveriş yapmaz değil mi? Yani evet, amacım aslında oydu, ama sonra güzel bir indirime denk geldim (enteli öldüren indirimdir...). Kendim kaşındım, bunu kabul ediyorum. (not: rica ederim, entel'i kelime anlamıyla değil, benim kendimle alayım olarak kabul edin.)

   Okumak istediğim iki kitap on liraya satılanlar listesindeydi (ruhumu çok ucuza satmışım).


Leibowitz İçin Bir İlahi - Walter M. Miller Jr.: Konusu şahane olan bir kitap. Birkaç yerde de tükendiğini görünce biraz panik yapmış olabilirim (niye).

Kül Dağı'ndaki Kütüphane - Scott Hawkins: Böyle iyi bir indirimde görmesem sanırım uzunca bir süre ertelerdim bunu almayı, öncelikli listemde değildi. Ancak, geçenlerde okudum ve bayıldım, mutluyum.

   Şey, kaşındım demiştim. Bu alışverişte ne mi oldu? Normalde on tane kitabı bir-iki günde temin eden idefix, kitaplardan birini on, diğerini on beş günde temin etti. İlk aradığımda yine savdılar ve sorun yok dediler, bir aya kadar temin süresini uzatma hakkımız var, sakin ol kardeş. Hıhı. Bir sonraki aradığımda ya aslında kitaplardan biri temin edilmiş ama bekliyor, acil olduğunu bildiriyoruz o zaman dediler (sanırım sekizinci ya da dokuzuncu gündü, zahmet oluyor ama...). Hadi ben kaşındım, idefix bana niye hayat dersi veriyor ben bunu anlamıyorum (gülsem mi kendime, ağlasam mı).

   Genelde yılda bir-iki alışveriş yapardım internetten, sanal fuarı beklerdim bunun için de. Ama bu düzeni de bozdum geçen sürede...

   D&R özellikle bu yıl, çok satan kitaplarda birkaç günlüğüne yüzde elli indirim kampanyası düzenlemeye başladı. Genelde aralarında İthaki'den yeni çıkanlar da oluyordu. Hatta kampanyanın birinde İthaki'nin neredeyse tüm kitapları yarı fiyatınaydı, o zaman alamadıklarıma yanıyorum biraz, çünkü sonradan indirime girmediler. Eh, D&R ile idefix aslında aynı gruba bağlı, ama farklıymış gibi davranıyorum, değil mi... En azından D&R'den kitaplar hasarlı gelince şubeye gidiyorum da değiştirebiliyorum.

   Aşağıda bahsedeceğim kitapların alışveriş sıraları kafamda tamamen birbirine karıştı, toplu halde aldıklarım da vardı, kargo bedava kampanyasıyla aldığım tek kitaplar da. Kitapların hemen hepsini yüzde elli indirimle aldım, birkaç tane de on-on beş tl kampanyasından aldığım var, hatırladığım kadarıyla onları belirteceğim.


İthaki Bilim Kurgu Seti: İsimlerini teker teker yazmaya üşendim, bende eksik olanları tamamladım elimden geldiğince, üç kitap kaldı yalnızca. Maymunlar Gezegeni'nin ne ayrıcalığı var da ortaya koydun derseniz, koyacak yer bulamadım, dedim ortada kalsın, amaan.



Dönüş - Robert Charles Wilson: Önceden gözüm aynı yazarın Darwinya'sına takılmıştı, ama hakkında pek olumlu yorumlara denk gelmemiştim. Bu kitabı daha bir sevilmiş sanki, bundan başlamaya karar verdim ben de.

Amerikan Tanrıları - Neil Gaiman: Bende kitabın eski baskısı vardı. Yazarın tercih ettiği metinde kalmıştı ama aklım, yani bu baskı. Meğer hiçbir şey kaybetmiyormuşum, hatta bendeki versiyon daha iyiymiş. Hatalı oldu bunu almam. İki baskı arasındaki kıyası inşallah yorumda yapacağım.



Puslu Kıtalar Atlası Çizgi Roman - İhsan Oktay Anar & İlban Ertem: Sanırım geçen yıldı, TÜYAP'a gidemedim ve bu kitap da yirmi liraya satıldı fuarda, iyi bir indirimdi yani. Kaçırdığıma üzülmüştüm, kitap ilk çıktığından beri okumayı çok istiyordum, ama fiyatı sebebiyle almayı erteliyordum (etiket fiyatı otuz beş lira ve daha önce pek iyi bir indirime denk gelmemiştim). Geçenlerde ise D&R'ın sitesinde kampanya dahilindeydi ve on beş liraydı, sevindim.

Tepe - Fırat Yaşa: Çizimleri ve renklendirmesi müthiş olan bu çizgi romanı da on liraya aldım.



Anadolu Korku Öyküleri 1&2: Okumak isteyip de ertelediğim kitaplardandı, bu ikisinin de on lira kampanyasına dahil olduğunu görünce şimdi vaktidir dedim...



Yedikuleli Mansur - Mehmet Berk Yaltırık: Hakkında şahane yorumlar okudum bu kitabın, beklentim büyük.

Anadolu Efsaneleri - Halikarnas Balıkçısı: Çeşitli milletlerin efsaneleriyle ilgili kitaplar okumayı düşünüyordum. Şuan sistemli bir okuma yapmam söz konusu olmasa da denk geldikçe alıp okumaya çalışıyorum.

   Ve, leyleğin fıtık olma sebebini öğrendiniz. Sırada inşallah bir Cağaloğlu yazısı var, sonrasında yorum yazmaya başlarım diye umuyorum. Tam tersi de olabilir, karar vermedim.