26 Kasım 2019 Salı

Entelkitap'ın Günlüğü, Yedi Yılını Sağ Salim Atlatmış Durumda!

    Uzun bir aradan sonra merhaba! Bir süredir yoğunluktan yeni yazı yayınlayamıyorum. Taslaklarda ona yakın yazı duruyor, ancak son okumasını, düzenlemesini bir türlü yapmaya fırsat bulamadığımdan onları yayınlayamadım. Blog böyle boş dururken de açılışının yedinci yılı gelmiş de çatmış. Bir de utanmadan hala "sağ salim atlattı" diyorum yeni yaşını, cık cık cık...

   Yine yıllık yazı sayılarını verelim:

İlk yıl: 162
İkinci yıl: 164
Üçüncü yıl: 108
Dördüncü yıl: 45
Beşinci yıl: 23
Altıncı yıl: 32
Yedinci (bu) yıl: 24

   Geçen yıldan daha çok yazma amacım vardı, olmadı. Umuyorum ki şu taslakları kısa sürede elden geçiririm. Aklımda onlara ek olarak birkaç yazı daha mevcut.

   Azıcık çıtlatayım neler var: Taslakta bekleyenlerden biri George Saunders'tan İçSavaş Diyarı Feci Düşüşte, bir tanesi The Walking Dead (Yürüyen Ölüler) çizgi roman serisi genel yorumu. Yeni yazmayı düşündüklerimden biri El Camino (pas geçer miyim sandınız, hehe) (çıktığı gün yazacaktım aslında, ancak izlemeye anca vaktim yetti, pıf), başka bir tanesi Stories from Norway. Birkaç kitap alışverişi yazısı yazılacak daha.

   Bu arada, buradan en sadık okuyucuma selamlarımı göndermek istiyorum, o kitabı yaz, bekliyorum bak :P Ayrıca, hala buraları okuyan varsa hepinize kucak dolusu sevgiler...

2 Eylül 2019 Pazartesi

Tazecik Kitap Yorumu: Yalancılar ve Sahtekârlar Ansiklopedisi - Roelf Bolt


   Bir süredir roman okumak için dikkatimi yeterince toplayamıyordum, bu sebeple kurgu dışı ve öyküye yöneleyim dedim. Ralph Keyes'ten Hakikat Sonrası Çağ'a başlamıştım, ancak şehir değştirirken kitabı yanımda getiremedim. Kütüphaneden de bu kitabı alayım dedim, konuları da hazır benzer duruyordu. Ancak iyi bir seçim olmadı maalesef...

   Kitapta 146 adet yalancılık ve sahtekârlık vakasına yer verilmiş, ön sözde de bu seçimin neye göre yapıldığı detaylıca açıklanmış.

   Tema olarak oldukça ilgi çekici olsa da kitabın ne düzenini ne de üslubunu beğendim. İçerik A'dan Z'ye sıralanmış, ama mesela başlığın biri "Uydurmanın Dayanılmaz Cazibesi". Ben bu içeriği U harfinde görünce bana ne anlam ifade edecek ki. Yalancı ve sahtekârların adlarına göre sıralansa mantıklı olabilirdi bu alfabetik sıralama. En mantıklısıysa herhalde konularına göre alt başlıklara ayırıp o şekilde sıralamak olurdu: Dini, bilimsel, ticari...

   Üslup konusuna gelirsek de yazar aktardığı bilgiye sıkça müdahale ediyor, alaycı ve gereksiz yorumlarda bulunuyor. Bir örnek vereyim, siz kendiniz değerlendirin. "Kanser Tedavisi: Kafa Çekmek" başlığında hastalarına ilaç diye cin veren sahte bir doktordan bahsediliyor. Yazarın bu başlıktaki yorumlarından biri şu şekilde: "2500 yıllık tıp tarihinin kazanımına bakın: Van Eeghem stayla!" Ben almayayım, pas...

   Normalde pek takılmazdım ama bir kez gözüme batmaya başlayınca bunu da yazayım dedim. "Lourdes Haccı ve Meryem'in Şifası" başlığında yazar yaklaşık bir sayfa boyunca mucizelerin neden var olamayacağını açıklıyor ve şu cümleyle noktalıyor anlattıklarını: "Zaten mucizeler sadece var olmamakla kalmaz, olamazlar da." Oldukça kesin bir yargı. Şimdi de "Profesör Behe ve Akıllı Tasarım" başlığına bakalım. "Bilim dediğimiz şey ortaya hipotezler sunmak, bu hipotezleri sınamak, sınama sonuçlarına göre kabul etmek ya da hipotezi reddetmek veya eksik olduğuna hükmetmek şeklinde çalışır. Ancak din denilen şey doğaüstü fenomenlerle ilgilidir ve tanımı gereği sınanamaz." E, mucize de doğaüstü fenomenlerle ilgili, onu da sınayamaz ve hakkında kesin yargıya varamazsın ki o zaman...

   Kitabın sonundaki notlar kısmında şöyle bir anekdot var, oldukça ilgimi çekti, sizlerle de paylaşayım. Birisi de hayvanların aldatmacaları üzerine bir kitap yazsa ne güzel olur.

   Yıllar boyunca Japon şehri Kagoshima kargalar tarafından rahatsız edilir. Kuşlar yuvalarını elektrik direklerine yapmayı tercih etmektedir ve bu da elektrik kesintilerine neden olur. Sonunda belediye yuvaları yıkmak üzere bir Karga Devriyesi oluşturur. Kargaların cevabı eğlenceli olur: Şehrin her yerine sahte yuvalar yaparlar. Bunun iki sonucu vardır. Gerçek yuvanın yıkılması durumunda evinden atılan karganın kolayca yerleşebildiği çok sayıda yuvası olur. Diğer yanda, Karga Devriyesi artık kargaların yuvası olmayan yuvaları yıkmak için çok fazla zaman harcamak zorunda kalır. Üç yılı aşkın bir zamanda 600 kadar yuva yıkılır "ama sayı artmaya devam eder, elektrik kesintileri de" (Fackler, 2008).

   Bizim kendi tarihimizdeki sahtekârlık vakalarından bir derleme de şahane olurdu. Brooklyn Köprüsü'nü satan George C. Parker'ı okuduk, Galata Köprüsü'nü satan Sülün Osman'ı okuyalım mesela bir de...

   Kitap sanırım bu aralar üçüncü baskısını yapmış. Kitapta birçok düzelti hatası vardı, "birçok, hiçbir, herhangi" geçtiği her yerde ayrı yazılmıştı, umarım bu yeni baskılarda düzeltilmiştir. Kitabın kapağı da sonraki baskılarda değiştirilmiş, halbuki ben yazının başına iliştirdiğim kapağa bayılmıştım.

   Sonuç olarak pek hoşlanmadığım bir kitap oldu bu, ancak okumak isteyen varsa da keyifli okumalar dilerim, umarım siz daha çok seversiniz.

Puan: 2,5

1 Eylül 2019 Pazar

Sıradakinden Alıntı

GAZZE HAYVANAT BAHÇESİNDEKİ SIRA DIŞI ZEBRALAR

   İsrail'in 2008 yılı sonunda ve 2009 yılı başında Hamas'a düzenlediği saldırılar sonucunda Gazze Hayvanat Bahçesi'ndeki 400 hayvandan sadece on tanesi hayatta kaldı.

   Hayvanların bir kısmı hava saldırısında ölürken bir kısmı da saldırı sonrasında açlıktan kırıldı. 2009 sonbaharında yeni bir cazibe kaynağı arayan hayvanat bahçesi yetkilileri iki eşeği saç boyasıyla zebraya dönüştürmesi için profesyonel bir ressam işe aldı. Hüzün verici gelebilir, ama bu masum sahte zebralar çocukların favorisi - daha evvel hiç gerçek zebra görmemiş çocuklar farkı nereden bilebilirler ki.

7 Temmuz 2019 Pazar

Seçmeceler


   Bu saçma fotoğraf da neyin nesi derseniz... Kitaba ismini veren Yedi Ulak öyküsünü minimalistik bir şekilde anlattım, hehe. Babasının krallığının sınırlarını keşfetmek üzere yedi ulağıyla yola koyulan bir adamdan bahsediliyor öyküde.

   Aslında kitabı okurken aklıma gelen bir anıyı buraya not alacaktım, sonra baktım kitaba nasıl bir fotoğraf çekeceğim konusunda aklımda zerre fikir yok... Eğer ayraçlarım yanımda olsaydı, en azından yanına bir ayraç iliştirirdim, herhâlde Van Gogh'un Tutuklular Çemberi'nden bir kesit alınmış olanı.

   Yedi Kat öyküsünden kısaca bahsedeyim anıdan önce (spoiler içerir). Yedi katlı bir hastane var; yedinci katta en hafif hastalar, giriş katında ölüm döşeğindekiler olmak üzere. Giussepe Corte, yedinci kattan giriyor, ancak çeşitli talihsizlikler sonucu katları inmeye başlıyor teker teker.

   Ben lisedeyken dokuzuncu sınıflar en üst, yani üçüncü katta olurdu, on ikinci sınıfa geldiğinizde birinci kata inmiş olurdunuz yüzde doksan ihtimalle. Kat meselesi önemliydi, zira okulun tavan boyu çok yüksekti, üçüncü kattaysanız kantine inene kadar teneffüs biterdi :P Sınıftan ayrılmanız, derse geç kalacağınız anlamına gelirdi... Sınıf dışında geçen bir saniye, sınıfta geçen bir dakikaya eşitti, tüm teneffüsü dışarıda geçirdiğinizde, sınıfa dönünce on saat geçmiş, gün bitmiş oluyordu- tamam, tamam, dönüyorum anıya...

   Onuncu sınıfın başlangıcı dört gözle bekleniyordu, bir alt kata inecektik! Ancak ikinci katta yer kalmadığı söylendi bize, ve üçüncü katta kaldık... Ama sonraki yıllarda aşağı katlara inerken önceliğimiz olacaktı, öyle denmişti, haksızlık olmayacaktı.

   Yanılmıyorsam on birinci sınıfta birinci kata indik. Herkes mutlu, teneffüsler hiç olmadığı kadar uzun... Sonra müdür yardımcısı gelip bizden ricada bulundu, ikinci kattaki on ikinci sınıflardan birinde muzdarip olduğu rahatsızlığı ağırlaşmış bir öğrenci vardı ve merdivenler ona zorluk oluşturmaktaydı, mümkünse bir üst kata geri dönebilir miydik, o sınıfı da buraya alsalardı?

   Özetle, üçüncü katın üstüne zamanla kaçak kat çıkıldı, yedinci kattan mezun olduk :P

13 Haziran 2019 Perşembe

Tazecik Kitap Yorumu: 5 - Ursula Poznanski


   Geocaching üzerine kurulu bir polisiye kitabı bu. Geocaching nedir derseniz, bir nevi modern hazine avı. Koordinatlara bakarak saklı kutuları bulur ve içine bazen bir not, bazen bir eşya bırakırsınız. Kitabı okumadan önce çok daha hevesliydim bu geocaching işine, ama sonra dedim, amaaaan otur oturduğun yerde, sürpriz yumurtadan sen çıkma sonra... (Bu yorumu geçen sene yazıp yayınlamayı unutmuşum. Aradan geçen zamanda geocaching'e başladım, üç beş de kutu bulmuşluğum var. Heyecan verici bir uğraş, ilginiz varsa bir denemenizi tavsiye ederim).

   Olay şu ki, "hazine avı" formatını kullanarak, işlediği cinayetten bir kanıt ile işleyeceği sonraki cinayete ilişkin bir ipucu bırakan bir katil var.

   Katili bulmak pek zor değil, geocaching'i temel alan kurguysa ilgi çekici. Ancak kitabın kalan hiçbir kısmı için başarılı diyemeyeceğim maalesef.

   Karakterler, diyaloglar, hatta ve hatta betimlemeler çok klişe. Kitabın sonundaki büyük olay da bangır bangır bağırarak geliyor. Sonraki kitaplarda gerçekleşecek birkaç olayı tahmin etmek bile mümkün.

   Ana karakter klişe oluşunun yanı sıra bir abartı balonu aynı zamanda. Ooo, o polis hanım çok zekidir, onunla gurur duyuyoruz vs. deniyor hakkında, ancak gördüğü şeyin koordinat olduğunu anlaması bir asır sürüyor... Bunu anlamak o kadar zor olmamalıydı.

   Birkaç da ufak çeviri yahut editörlük hatası mevcut kitapta. "Straße" Almancada "sokak, cadde", "See" ise "deniz, göl" anlamlarına geliyor. Kimi yerlerde Almanca ve Türkçe kelimeler beraber kullanılmıştı, Wolfgangsee Gölü mesela. Sokak veya cadde isimlerinin geçtiği her ifade de çevrilmeden bırakılmıştı. Başka hatalar varsa da bilemiyorum, Almancam bu kadarına yetiyor...

   Okuduğum her Poznanski kitabıyla birlikte puanım bir bir düşüyor. Sonraki okuyacağım kitap beni şimdiden korkutuyor...

Puan: 2

12 Haziran 2019 Çarşamba

Sıradakinden Alıntı

   Birisinin sırf dışarıdan nasıl göründüğüne bakarak neler yapabileceğini bilmek imkansızdı. Ne yazık ki. Neyse ki.

16 Nisan 2019 Salı

Tazecik Kitap Yorumu: Duygular Sözlüğü - Tiffany Watt Smith


    Epey merak ettiğim bir kitaptı Duygular Sözlüğü, neredeyse son alışverişimin de bir parçası olacaktı. Kütüphaneye bağışlandığını görünce büyük hevesle ödünç alıp okumaya başladım kitabı. Sayfalar ilerledikçe nasıl bir zararın kıyısından dönmüş olduğumu gördüm almamakla.

   Kitapta 154 duyguya yer verilmiş. Bu duyguların kimisi evrensel olarak nitelendirilebilecek duygularken (mutluluk, hüzün gibi), kimisi de kültüre özgü olanlar (misal greng jai).

   Okumaya ilk başladığımda içeriğiyle (vadettikleriyle) aklımı başımdan alsa da devam ettikçe çekilmez bir hâle geldi kitap. Sebep(ler)?

1 - Çeviride büyük sıkıntılar var. Çeviri kıyası yapmadan önce yazarın duyguları hatalı tanımladığını düşünmüştüm, bu da yazara karşı güvenimi zedelemişti. Ne tehlikeli şey... Birkaç örnek vereceğim, alt maddelere geçeyim de karışmasın.
   a) "Umpty" kelimesi "muallakta kalmak" olarak çevrilmiş, "her şeyin kötü gitmesi" olarak tanımlanmış. Muallakta kalmak o anlama mı geliyor? Bu noktada "umpty"nin çevrilmek yerine olduğu gibi bırakılması gerekir, dünya kültürlerinden çeşitli duygularda yapıldığı gibi.
   b) "İç ferahlığı" başlığı. İçerikte özsaygı anlatılıyor. Orijinal metinde bu bölümün başlığıysa "feeling good (about yourself) / (kendin hakkında) iyi hissetmek".
   c) "Mahcubiyet" ve "utanma" başlıklarında anlam kaymaları mevcut. Orijinal metindeki karşılıkları sırasıyla "embarrassment" ve "shame". "Mahcubiyet" başlığı hem kendisini hem utanmayı kapsıyor, öte yandan "utanma"da yer verilen örnekler daha ziyade "rezil olma/edilme" ve "ayıplanma"ya giriyor.

2 - Kimi duygularda anlam kayması var. "Güven" başlığı, "güven"den ziyade "özgüven"i ele alıyor mesela (önceki maddenin sonuncu alt maddesinden farklı olarak yazardan kaynaklı bu).

3 - Evrensel kabul edilen duyguların genelde sadece Batılı kökenlerini ele alıyor, bunu da bir zayıflık olarak görüyorum. Mesela "korku".

4 - Fobileri ve kimi fazlasıyla spesifik durumları (mesela "telefonum mu çaldı kaygısı") duygudan sayıyor. Bilmiyorum, gerek var mıydı? "İstiflemek" de duygudur diyor veya, bir dürtüdür diye açıklıyor. Benzer şekilde "açlık"ı da duygudan sayıyor. Tüm bunları katınca çok geniş bir duygu tanımı olmuyor mu? "Duygu nedir?" kısmında kendisi net bir yanıt vermiyor aslına bakarsanız. Sonuna "hissediyorum" koyabildiğimiz her ifade duygu mudur?

5 - Kimi aynı duyguları farklı isimlerle anlatıyor. Misal, "aşağılanmak" ve "hakarete uğramak". Öte yandan kitapta "aşağılanmak"ın değil, "aşağılamak"ın tanımı "hakarete uğramak"a benziyor.

6 - Duygunun sonunda verilen bkz.ların kiminin gönderdiği duyguyla pek bir bağlantısı yok ya da cidden ben anlamıyorum, belki de serbest çağrışım yapmalıyız. Ancak iş serbest çağrışıma kalacak olursa dünyadaki herhangi iki kavramı birbirine bağlayabilirim...

7 - Kimi yerlerde bilgi şovu yapılıyormuş gibi hissettim, kurgu-dışı kitapta da bunu hissetmek ne garip şeymiş. Yazarın fırsat bulduğu her yerde alıntı ve atıf yapması bunda bir etken.

8 - Kaynakça yok. İleri okumalar kısmı güzel olurdu diye düşünüyordum, tabii o da yok. Ama tahmin edin ne olmuş! Kitabın orijinalinde bunlar mevcut! Burada da yayınevine seslenmek gerekiyor; kaynakçayı kırpmaktaki amaç nedir, nasıl bir açıklama getirebilirsiniz ki böyle bir duruma? Şuan aklıma gelen tek örnek, üniversiteli bir gencin fotokopi ders kitabı alırken daha ucuz diye kaynakçasız olanı tercih etmesi...

   Zevk almadığım ve devam ettikçe sabrımı sınayan bir okuma oldu, yorumu yazarken de sinirlerim epeyce gerildi. Neyse, bir iki şey öğrendim deyip kendimi avutayım.

Puan: 2

15 Nisan 2019 Pazartesi

Sıradakinden Alıntı

GRENG JAI

   Tayland'da greng jai (bazen kreng jai olarak yazılır) zahmet olacak diye karşısındakinin yardımını kabul etmek konusunda yaşanan isteksizliği anlatıyor.

5 Mart 2019 Salı

Hoşuma Yapışanlar

   Bugün mienar'dan birkaç illüstrasyon paylaşacağım sizlerle, kendisinin tarzına hayran kaldım açıkçası. Bir ara Entel Dantel'de ona yer vermek istiyorum, başlarsam kendimi zor durdurabileceğim övgülerimi de o zamana saklayayım. Bu arada, blogtaki 550. yazım!

27 Şubat 2019 Çarşamba

Leyleğin Getirdiği

   Geçen senenin son alışveriş mahsüllerini paylaşacağım. Leylek bu defa D&R'a daldı...


Deliliğin Dağlarında - H. P. Lovecraft: Önceden bir kez başlamıştım Deliliğin Dağlarında'ya, ancak kafamı toplayamadığımdan bırakmıştım okumayı. Hasan Fehmi Nemli'nin çevirisi şiddetle öneriliyor Lovecraft için, ancak önceki okumam Barış E. Alkım ile başladığından yine onunla devam edeyim dedim.

Sefer - Murat Başekim: Başekim'le tanışmam Dünyalılar adlı derlemedeki öyküsüyle olmuştu. Kendisinin diğer eserlerini de okumak istiyordum. Sefer'e hem konusu hem kapağıyla vuruldum diyebilirim (bir kapakta gemi görünüyorsa o kitabı elime alıp incelemeden geçmeme gibi bir huyum var).

Cthulhu'nun Çağrısı - H. P. Lovecraft: Aslında elimde Hasan Fehmi Nemli çevirisiyle Alfa baskısı mevcuttu bu kitabın, gerçi o pek bir hacimli. Hangi öykülerin ortak olduğunu hatırlamıyorum, olur da yorumunu yazarsam not düşerim. Bu arada kapağı muhteşem değil mi? Tüm Karanlık Kitaplar dizisinin kapak tasarımları şahane gerçi.

   Yukarıdaki üç kitap %50 indirimdeydi. İthaki zaten sık sık indirime giriyor bu şekilde.

   Aşağıdaki kitaplarsa Alfa'dan. Alfa'yı normalde Cağaloğlu'nda kendi yerinden alırım. Önceden %35'ti indirim oranı, sonrasında %30'a düştü. D&R'daysa %45 indirimle satılmaktaydı ve Cağaloğlu'yla olan duygusal bağlarımı bir kenara bırakayım dedim bu seferlik. İndirim kodu da vardı hem...

   Aslında Alfa kitaplarının dağıtımında birçok sitede sorun yaşanıyor, bu sebeple epeyce kararsızdım. Sonra dedim, aman, sanki herkes Cağaloğlu'ndan mı temin ediyor Alfa'yı? Sonuçta internetten sipariş veren birçok insan var, kitaplar temin edilmek zorunda. İlginç bir şekilde, kimi sitelerde kitapların temin süresi on günü gösterirken biri hariç hepsi birkaç günde temin edildi.


Güney Denizi Hikâyeleri, Güneşin Oğlu, Hawaii Öyküleri, Makaloa Hasırı Üzerinde - Jack London: Denizde yahut adalarda geçen öyküleri pek bir severim. Jack London'ın da Pasifik Öyküleri adında böyle güzel bir serisi varmış, bu denli geç keşfetmeme hayret ediyorum. Bu arada, nedense üçüncü kitabın dışı parlak selofanla kaplı, diğer kitaplarsa mat. Kapak tasarımları da görsel açıdan çok hoşuma gitti, sırt kısımları da mükemmel.



Sondan Bir Önceki Gerçek, Ölüm Labirenti, Titanlı Oyuncular - Philip K. Dick: Külliyatı toplamaya devam...



Yetenekliler Dünyası - Philip K. Dick: Geldi gönlümün efendisi, toplu öykülerin üçüncü kitabı! İlk ikisini okuyalı üç yıl olmuş. Yaşlandım vallahi beklerken :P Eh, hem basılmasını hem değişimi beklerken diyeyim...

   Yetenekliler Dünyası ilk geldiğinde şömizin sırt kısmında bir yırtık vardı, değişime gönderdim. Bir iki günde temin edilmiş olan kitap, değişime gönderince gelmek bilmedi ya? Bir hafta geçti, sonra bir hafta daha... Artık şehir değiştireceğim için hafta başında aradım, dedim adresi değiştirmek istiyorum, güya değiştirildi. Sonra ne olsa beğenirsiniz... Cuma günü şehirler arası otobüse binmeme bir saat kala kargo arıyor, ben geldim, kargoyu alabilir misiniz, müsait misiniz? Geldin, ama hangi şehre geldin :D Meğer ben boşuna arayıp adres değiştirmişim, çünkü yine ilk adresime gönderilmiş kitap. Kargoyu alacağım diye vakit de kaybettim, ucu ucuna yetiştim otobüse, mehhhh.

   Şey de çok komikti, kitabı değişime gönderdiğimde henüz Güneşin Oğlu kitabı temin edilmemişti. Müşteri hizmetlerini aradım, kargo takip kodunu paylaşacaktım, bir değişim işlemi vardı dedim, siz bir sipariş numaranızı söyleyin dediler. Söylediğim gibi bir anda kendimi akıntıda buldum... "Efenim, Güneşin Oğlu kitabınız hala temin edilmemiş gördüğüme göre, o yüzden hemen acil olduğunu belirtip talep oluşturuyorum, sizi hatta bekleteceğim," ve müzik girdi. Bekledim, bekledim. Müzik bitti. Talebi oluşturdum, yardımcı olabileceğim başka bir şey var mıydı, diye sordu. Bir "ehe" gülüşü attım, "ben değişim talebi kodu için aramıştım ki aslında..." (Müşteri temsilcisi değerlendirme anketinde tam puanı bastım, talepte bulunmadığım hizmet ayağıma geldi... :P -kıyamadım-)

   Vee son. 2019 başından bu yana hiç kitap almadım ve en azından 3-4 ay daha almak istemiyorum. Uzun Dünya'nın ikinci kitabı yakında çıkacak diye duymuştum, onu muaf tutabilirim sadece. Önüm arkam sobe oldu, artık kitap alışverişi yok.

19 Şubat 2019 Salı

Seçmeceler


   Kızıl Yıldız, sosyalist Marslılar içeren ilginç bir kitap. Kitapta bilim kurgudan ziyade toplumsal düzen üzerinden verilen mesajlar ağır basıyor. Serbest düşme benzeri hareketle ilerleyen uzay gemisi ve teleskop görüntüsünü mikroskopla (?) büyütmek aklımda kalan kısımlardan, pek tabii sosyalist bir ütopya oluşu da. Ne yazık ki kitabı okuyalı çok uzun zaman geçti ve kitaba dair notlarımı kaybetmişim, bu sebeple emin bir şekilde yazamıyorum. Ah, bir de Jules Verne'in Aya Yolculuk kitabına laf atışı kalmış aklımda :D

13 Şubat 2019 Çarşamba

Tazecik Kitap Yorumu: Release - Patrick Ness


   Bazı günler şok edici haberlerin ardı arkası kesilmez yahut olay üzerine olay patlak verir. Dünya insanın başına yıkılır sanki. Ancak belki de dünyanın yok oluşun eşiğine gelmesi lazımdır tüm dertlerden kurtulabilmek için... Nitekim, gerçekten özgür olduğunuz an, kaybedecek hiçbir şeyinizin kalmadığı an değil midir?

   Release'te (Azat diyelim), birbirine paralel iki öykü mevcut. Bir öyküde Adam Thorn'un yaşadıklarını okuyoruz, diğerindeyse birkaç hafta önce boğularak öldürülmüş olan Katherine van Leuwen'in yolculuğunu. İkisinin öyküsü kan ve gülle birleşiyor birbirine, pek tabii de bir azat süreciyle.

   Adam, on yedi yaşında bir genç. Bir kilise vaizinin oğlu ve kendisinden beklenenleri karşılayamamakta. Bir önceki ilişkisi anlam veremediği bir şekilde son bulmuş. Sabahtan akşama bir gününü okuyoruz Adam'ın, ancak öyle bir gün ki, yaşananlar sebebiyle bitmek bilmiyor.

   Katherine gözlerini yummuş olduğu dünyaya yeniden uyanıyor, ancak bu sefer kraliçenin bedeninde. Bu bedenden ayrılıp ölümden sonraki hayatına devam etmesinin yoluysa ölümüyle yüzleşmesi. Kraliçenin bedenine bağlı oluşu da dünyalar arasındaki denge için büyük bir tehdit. Gün batmadan bu bedenden ayrılmalı, yoksa dünya yok olacak. Bunun farkında olan ve bir faun bedeninde cisimlenmiş olan hizmetkâr da Katherine'in/kraliçenin peşinden ayrılmamakta.

   Adam'ın öyküsünü sevdim, birçok kısımda da beynimden vurulmuşa döndüm ancak maalesef bu vurucu sahnelerin ve karakter üzerindeki etkilerinin biraz çabuk geçildiğini düşünüyorum. Adam'ın özel hayatından ziyade bunlar detaylandırılabilirdi, o kısımlarda koptum kitaptan biraz. Adam'ın en yakın arkadaşı Angela'nın ağzından mesajların direkt olarak verilmesinden pek hoşlanmadım, kurguya yedirilse daha güzel olurdu.

   Katherine'in öyküsü biraz mistik, biraz fantastik. Kimi yerlerde kafa karıştırıcı. Kraliçe ve faunun dünyasına dair daha fazla bilgi sahibi olsaydık daha hoş olabilirdi (Kitabın bazı sahnelerinde onlara dair efsaneler çıtlatılıyor). Katherine'in son yüzleşmesi de dilediğimce çarpıcı değildi maalesef.

   Kitabın arkasında The New York Times'tan bir övgü bulunuyor, "Bu göz kamaştırıcı küçük romandaki her bir cümle mükemmel ve gerekliliğini hissettiriyor." diye. Belki önceden denk gelmişsinizdir, övgülerde aslında söylenenin tersinin kast edildiğine dair bir şaka döner. Şakayı anımsamadan edemedim açıkçası.

   Release, sevmeye ve sevilmeye layık olduğumuza inanmayı ve bizi tutsak eden anılardan kurtulmayı nasıl başarabileceğimizi anlatmaya çalışıyor. Tam anlamıyla başardığını iddia edemeyeceğim, en azından ben bu kitapla kendi kurtuluşumu bulamazdım mesela. Tek bir kitapla kurtuluşa erilebilir mi tartışmasını geçelim... Ancak misal Canavarın Çağrısı'nın birçok konuda gerçekten yardımcı olabileceğini düşünüyorum.

   Kitabı okurken aklıma sıkça Ness'in bir diğer kitabı The Rest of Us Just Live Here geldi. Ana karakterin yaşı ile ailesi ve çevresi, paralel kolda ilerleyen fantastik öykü vs. bu anımsatıcılardan. Kimi yan olayları da benziyor hem. Ve maalesef derdini (benim nazarımda) tam işleyememesi de.

   Kitabın iç kapağı çok güzel. Kitabın alternatif mavi kapaklı baskısına oldukça benzer bir desen yer alıyor. Alternatif kapakları da koyayım hazır bahsetmişken.

  
   Mavi kapaklı tasarımı bendeki turuncu basıma göre daha çok beğendim, daha mistik ve hüzünlü bir havası var sanki; turuncu kapaksa daha bir umut ve huzur hissi veriyor. Tren raylı kapak tasarımını da manidar buldum ve sevdim. Ellerini bırakmasa tren üstünden geçecek, bıraksa sonu olmayan bir düşüş onu bekliyor; ancak belki de özgürlüğe varacak bu düşüşte... Bu noktada aklıma Ray Bradbury'nin bir sözü geliyor: "Uçurumdan atla ve düşerken inşa et kanatlarını."

   Beklentilerim tam karşılanmasa da olsun. Kattığı kadarıyla yetinelim.

Puan: 3

12 Şubat 2019 Salı

Sıradakinden Alıntı

  "People with really stiff morals are easier to tip over."


***
(bir çeviri girişimi)

   "Ahlaken tutucu olanlar, yoldan daha kolay çıkar."

Azat, Patrick Ness

6 Şubat 2019 Çarşamba

Leyleğin Getirdiği

   İdefix'ten neler almışım hele...


Kötü Haber - Edward St. Aubyn: Patrick Melrose serisinin ikinci kitabı. Daha seriye başlamadan bile ikinci kitabı okumak aklımda vardı, zira dizi uyarlamasının ilk bölümü bu kitabı temel alıyordu ve oldukça çılgıncaydı.

Bay Binet - Ayşe Acar: Yüzyıl serisi hakkında olumlu yorumlar duyup merak ettiğim bir seri. 14.90 kampanyasından almıştım kitabı. Ara sıra tekrar indirime giriyor, şuan da indirimde almak isterseniz.

Ceberut Martin - William Golding: Çıktığı gibi gözüme kestirdiğim bir kitap olmuştu Ceberut Martin. Hayatta kalma mücadelesi teması pek sevdiğim temalardan. Buna ek olarak, arka kapakta bahsedilen gerçeklik-gerçekdışılık çatışması da ilgimi ayrıca çekti.

   Ve geliyoruz şimdi gönlümün efendilerine...

   Eğer vaktinde yazabilmiş olsaydım sizlere Patrick Ness'in çıkacak olan iki kitabını haber verecektim birkaç ay önce (hımmm, neredeyse yarım yıl önceymiş). Kitaplara bakmıştım. İç geçirip, kim bilir ne zaman okurum, demiştim.

   Bir gün o iki kitabın D&R'da satışta olduğunu gördüm. Hem de imzalı. Diyordum yok yahu, nasıl imzalı olsun, yanlış girmişlerdir. İndirim oranı %15'ti. Aslında günümüz fiyatlarına göre kitaplar neredeyse aynıya, hatta daha ucuza denk geliyordu. Ancak yine de o denli para harcamayayım deyip bağrıma taş bastım.

   Ve sonra kitapları İdefix'te %40 indirimli gördüm! İndirim kodu da vardı hem. Haykırdım, tutmayın beni!..

   Kimse tutmadı tabii, niye tutsunlar. Ve kitaplara kavuştum, o güzelim kitaplara... İmzalı olacaklarına gerçekten inanmıyordum ancak vallahi de imzalı çıktı. En sevdiğim yazarlardan birinin iki imzalı kitabına sahip oldum. Düşündükçe hayret ediyorum.



And The Ocean Was Our Sky - Patrick Ness: Moby Dick öyküsünü tersyüz eden bir kitap bu. Baskı kalitesi de muhteşem; şömizi ayrı cildi ayrı güzel. İllüstrasyonlara değinmiyorum bile. Kuşe kağıda basılmış. Şuan ziyadesiyle şekilci konuştuğumun farkındayım. Ancak bunları şunun için söylüyorum, böylesi kaliteli baskıya sahip bir kitabı, bizim yayıncılarımızdan indirimle bile yetmiş liradan ucuza görebileceğimizi sanmıyorum maalesef. Gelinen nokta epey üzücü. Bir de not düşeyim, şuan İdefix'te yarı fiyatına kitap, üstüne indirim kodu da kullanabilirsiniz.

Release - Patrick Ness: Adam Thorn'un bitmek bilmeyen bir günü ve o gün yaşananların doğurduğu sonuçlar. Kitabı okudum, yorumunu da yazmak üzere kolları sıvadım. Umuyorum ki yakında paylaşırım sizinle. Edit: Yorum.

   Geriye kaldı son bir leylek yazısı. Onu ne zaman yayınlarım bilemiyorum.

2 Şubat 2019 Cumartesi

Hoşuma Yapışanlar

   Ünlü eserlerden ilham alarak tasarlanmış ayraçlara yer vereceğim bugün. Gönül isterdi ki daha fazla çeşit olsun.


Yeşilin Kızı Anne - L. M. Montgomery


Seksen Günde Devrialem - Jules Verne


Moby Dick - Herman Melville


Tom Sawyer'ın Maceraları - Mark Twain



   Ben bu sitede dolanırken rastlamıştım. Çok sevimli şeyler satılıyor burada, içim gidiyor...

29 Ocak 2019 Salı

Tazecik Kitap Yorumu: Gece Yarısı Gezegeninden Raporlar - Nalo Hopkinson


   Kitap, dört bölümden oluşuyor: İki öykü, kitaba adını veren bir konferans konuşması, bir de ropörtaj.

   Şişedeki Mesaj, küratörlük ve zaman yolculuğunu tek potada eritiyor, Değişim ise Sheakespeare'in Fırtına'sını yeni bir bakış açısıyla ele alıyor. Öykülerin konularını beğensem de maalesef üsluptan zevk alamadım.

   Gece Yarısı Gezegeninden Raporlar, yazarın fantastik edebiyatta ırk konulu konferanstaki konuşması. Bu konuşmayı kendi kültüründen mitolojik elementlerle harmanlayarak hazırlamış ve şahane bir sonuç çıkmış ortaya. Irk, etnisite, egzotiklik ve evrensellik kavramlarının asıl ifade ettikleri üzerinden konuya giriyor ve vurucu bir şekilde iletiyor mesajını. Konuşmayı izlemek isterseniz diye dipnotta yer alan linki verecektim ama link kırık çıktı. Elle linki girdikten sonra bunu fark etmek paha biçilemez... Maalesef aratarak da videoyu bulamadım.

   Son kısım olan Dengeleri Ayarlamak'ta Terry Bisson'ın yazarla yapmış olduğu bir ropörtaj yer alıyor. Ropörtajın bir noktasında Hopkinson kumaş tasarımıyla uğraştığından bahsediyor, tasarımlarını sattığı siteye buradan ulaşabilirsiniz.

   Kitabın baskısı oldukça kaliteli, minik bir ayracı da mevcut. Kapak tasarımınaysa zaten bayıldım, Berat Pekmezci'nin ellerine sağlık. Gül Korkmaz'ın çevirisi de güzel, birkaç ufak hata mevcut, ama pek önemli değil bence. Belirtmek istiyorum ki, şuan kitabın etiket fiyatı on liradan ucuz.

   Ayrıntı Yayınları'nın Bilimkurgu Klasikleri dizisi, hem içeriği hem ucuz fiyatı hem de kaliteli baskısıyla takip edilmeye değer bir seri olacak gibi duruyor. Diğer kitapları da okumak isterim. Hopkinson'a gelince, o da büyük ihtimalle konuları ilgimi çektiğinden kitaplarını okuyacağım bir yazar olacak.

Puan: 3,5

22 Ocak 2019 Salı

Tazecik Kitap Yorumu: Soğuk Deri - Albert Sanchez Pinol


   Orada, bir ada var uzakta... Gitmesek de, görmesek de, o ada bizim adamızdır...

   Sahi, o ada nasıl bizimdir? Bir toprağın sahibi olduğumuza nasıl bir bakışta karar veririz hemen?

   Meteoroloji uzmanı ana karakterimiz kendisinden önceki uzmanın görevini devralmak üzere dünyanın diğer ucundaki, haritada bile görünmeyen minnacık bir adaya gider. Adada kendisinden başka tek bir insan daha yaşamaktadır, fener görevlisi.

   Bir nevi sürgün sayılabilecek bu bir yıllık görev, hem fener görevlisinin tuhaflığı hem de hava kararınca ortaya çıkan akıl almaz tehlike sebebiyle bir hayatta kalma savaşına dönüşür.

   Değinmek istediğim birkaç nokta var. Esasında özellikle kitabın ortalarında da bu durum fazlasıyla açık bir şekilde göz önüne konmasına rağmen spoiler olarak değerlendirilebilir.

   Spoiler ihtimali. Ana karakterimiz "istilacı" İngilizlere karşı topraklarını korumak üzere savaşmıştır ülkesi İrlanda'da. Peki bir toprağın mülkiyeti nereden gelir? Karakterimiz adaya ayak bastığında artık onun bir istilacı olduğunu fark ederiz.

   Spoiler ihtimali. Kitaptaki bir sahnede, akıl hocası baş karakterimizin kafasına bir İngiliz şapkası takar, ona aynada ne gördüğünü sorar. Karakterimiz defalarca şapkanın varlığı ve anlamları üzerine cevap verir, en sonundaysa kendisini gördüğünü söyler. Önemli olan farklılıklara bakıp ötekileştirmek değil, bunların ardındakini görebilmektir.

   Spoiler ihtimali. Bu ötekileştirme, aklıma Black Mirror'ın Men Against Fire bölümünü aklıma getirdi. Karşımızdaki düşmanla aramıza bir mesafe koymadıkça, onu canavarlaştırmadıkça, nasıl savaşmaya devam edebiliriz ki? Aynı özden olduğumuzu düşünürsek nasıl düşman kalabiliriz?

   Kitabın gerilim dozu oldukça yerindeydi, sonunu da sevdim. Okuma süreci boyunca bazı yerlerde koptuğumu hissettim ancak genel anlamda sürükleyici buldum.

   Soğuk Deri, Jaguar'ın Prospero Kitaplığı'ndan çıkan ilk eser. Serinin tanıtım yazısı şu şekilde:

   "Shakespeare’in Fırtına’sında Prospero, kızıyla birlikte on iki yıl yaşamak zorunda kaldığı adadan ayrılırken sihirli asasını ve kitaplarını gömer. Prospero’nun kayıp kitaplarından mahrum kalan insanlığın kendi rüyalarını (ütopya), kâbuslarını (distopya), hayallerini (fantastik) ve geleceğini (bilimkurgu) yazmaktan başka çaresi kalmamıştır artık."

   Tanıtımı okuduğum an vurulmuştum açıkçası, daha güzel bir tanıtım yazılabilir miydi bilmiyorum. Serinin kapaklarını ise ilk başta oldukça renksiz ve sade bulmuştum. Ama şimdi misal bu kitabın kapağına bakınca deniz fenerini görüyorum ve başarılı buluyorum tasarımı.

   Kitabın ilk sayfasının üst kısmında seriye adını veren Fırtına'dan bir alıntı mevcut, sayfanın ortasında ise etrafında bir çember olan bir daire bulunuyor (alıntıya ithafen olsa gerek), en altta da yukarıda paylaşmış olduğum tanıtım yazısı mevcut. Çok hoşuma gitti açıkçası bu sayfa. Eleştiri olarak alıntının İngilizce oluşunu söyleyebilirim, dili bilmeyen okurlar için üzücü olacaktır bence, Türkçe çevirisinin yazılması daha doğru bir karar olurdu diye düşünüyorum. Alıntıya da yer vereyim (bu alıntı için çeviri olarak Emine Ayhan'ınkini beğendiğimden onu iliştirmeye karar verdim) :

"We are such stuff
As dreams are made on; and our little life
Is rounded with a sleep."


"Bizler aynı hamurdan yoğrulmuşuz düşlerle
Ve naçiz hayatımız döner döner,
Bir uykuyla son bulur gene."


   Yıldız Ersoy Canpolat'ın çevirisi oldukça güzel, ellerine sağlık. Tek aklıma takılan, birkaç yerde gözbebeği - iris karmaşası yaşanması, ancak yazar kaynaklı da olabilir bu durum, bilmiyorum. Kitapta beş-altı tane yazım hatasına rastladım, umuyorum ki bir sonraki baskıda düzeltilir. Daha önceden herhangi bir Jaguar kitabında hataya rastlamadığım için şımarmış olabilirim :P

Puan: 4

21 Ocak 2019 Pazartesi

16 Ocak 2019 Çarşamba

Leyleğin Getirdiği

   Leylekler Eganba'dan.


Ağustosböceği - Shaun Tan: Shaun Tan'ın en son çıkan kitabı. Kargonun gelişi tam derse gitmek için yola koyulduğum vakte denk geldiğinden, kargoyu açışım ders öncesi oldu. Arkadaşlarımla hüzünlü bir şekilde bolca "yaaaaa" çekerek okuduk. Bir gün detaylı yorum da yazarım elbet (yazamadı).



Unut Gitsin - Edwards St. Aubyn: Yazın Patrick Melrose dizisini izledim. Pek bir içim parçalandı izlerken, epeyce sevdim de diziyi. Kitabın varlığından dizisinden önce haberdardım aslında, Kitaplık Kedisi'nde görmüştüm ilk. Kitabın yarı-otobiyografik oluşu insanı daha da kötü yapıyor. Serinin ilk iki kitabını okumayı düşünüyorum şimdilik, devamını okuyup okumamaya sonra karar vereceğim.

Tabiata Giden Bütün Yollar - Andrea Barrett: Yüz Kitap'ın yayınladığı son öykü kitaplarından. Hem bilim insanlarını konu alışı hem de güzelim kapağı beni cezbetti. Kitap elime geçip de künyesine bakınca ne göreyim: Kapak illüstrasyonu Yelena Bryksenkova'ya aitmiş! Kendisi çok sevdiğim illüstratörlerden biridir. Onun bir eserini barındıran bir kitaba sahip olmak da epey hoş oldu benim için.

Soğuk Deri - Albert Sanchez Pinol: Jaguar'ın Prospero serisinin ilk kitabı. Umuyorum ki yorumu da yakında. Edit: Yorum.



Şikeste, Evlilikler, Sirius Deneyleri, Gezegen 8 - Doris Lessing: Kanopus Arşivleri serisini okumayı oldukça uzun bir süredir istiyordum. Tam artık gözümü karartmış Şikeste'yi alacakken setin %45 indirime girdiğini gördüm. Esasında zam öncesi fiyatıyla %40 indirime denk geliyor, ki sık sık yapılırdı bu indirim. Şimdiyse %35'e bile pek rastgelmedim sanırım.

   Seriden Evlilikler hasarlı gelmişti, değişim talebinde bulundum. Ne telefonda bekletildim ne de değişim sürecinde herhangi bir aksaklık yaşadım. Benim kitabı geri gönderip kargo takip numarasını bildirmemin üzerinden yarım saat geçmeden karşı taraftan kargonun yola çıktığı mesajı geldi, hemen ertesi günü de kitap elime ulaştı. Çok memnun kaldım, iş ahlâklarını takdir ediyorum. Arada başka sitelerin kampanyaları sebebiyle gözüm kaymasa, Eganba'dan şaşmazdım açıkçası.

   Ufukta birkaç leylek daha var, ancak onlardan sonra bahsedeceğim. Yeni yazılarda görüşmek üzere...

12 Ocak 2019 Cumartesi

Kısa Kesmek İcap Ederse: Kırık Kanat, Beyaz Kum

   Bu yazıda tatlı mı tatlı bir arkadaşımın hediye etmiş olduğu iki çizgi romandan bahsedeceğim. Buradan da teşekkür edeyim tekrardan :P

Kırık Kanat - Antonio Altarriba & Kim: Altarriba bu kitapta annesi Petra'nın doğumundan ölümüne hayatını anlatıyor. Trajediyle dolu bu hayatta, arka planda da İspanya'nın geçirdiği değişimi görüyor, iç savaşın etkilerine tanık oluyoruz.
   Kitap dört bölüme ayrılmış, her bölüm Petra'nın hayatında önemli bir role sahip olan bir erkeğin yanında geçirdiği döneme denk geliyor. İlk bölüm bu kişi babası, bir sonrakiyse işvereni general, diğeri kocası, sonuncusu da sevgilisi.
   Altarriba, babasını anlatan Uçma Sanatı'nı yazdığında, okurlardan birisi "Peki ya anneniz?" diye bir soru yöneltmiş. Kitabın son sözünde itiraf ediyor, Uçma Sanatı'nda annesinin, sadece babasının öyküsünün altını çizmek için orada olduğunu. Annesine soğuk ve sofu bir rol vererek haksızlık yaptığını da. Uçma Sanatı'nı merak etsem de böylesi fedakâr, cefakâr, muhteşem bir kadının o şekilde anlatıldığını görmek beni mahveder.
   Kitabın çevirisi fena değil, bazı ifadelerin Türkçeleştirmesini epey başarılı buldum hatta, ama sık sık yapılan yazım hataları göz kanatacak durumda. Çizimler de fena değil. Kitap şömizli, şömizin altındaki kapağa bayıldım.
Puan: 3,5


Beyaz Kum - Brandon Sanderson: Onun adı Kenton... O son kum bükücü...
   Şakayı bir kenara bırakacak olursak, Kenton insanların kuma hükmedebilme yeteneğine sahip oldukları bir toplulukta yaşıyor, babası da bu hükmetme sanatında en yetkin olan isim ve topluluğun da başı. Kenton esasen pek bir kabiliyet gösteremiyor bu sanatta, ancak görüyoruz ki içinde bir cevher de mevcut.
   Kurgunun fazla derinlerine girmemek adına konusundan daha fazla bahsetmeyi düşünmüyorum, ancak yine de bir iki noktaya değineyim. Kitaptaki kimi olaylar okuru sanki biraz yanlış yönlendiriyor, Mastrell yolunu tamamlamak misal. Sanıyorsunuz ki bir ömür alacak, şansın da yardımıyla beş dakika sürüyor :D Bilemedim. Klişeye kaçan kimi olaylar da mevcut, bir önceki paragrafta bahsettiğim cevherin açığa çıkışı gibi.
   Kitabın çizimleri ilginç, sanki taslağın üstü direkt boyanmışçasına birçok kalem izi mevcut her yerde. Kitabın sonunda taslaklar yer alıyormuş, kıyaslayınca tabii gördüm ki son halindeki izler hiçbir şey... Renklendirmeyi ise başarılı buldum. Panellerin değişken şekilleri dinamik bir hava vermiş, o da hoşuma gitti.
   Kitabın çevirisi, editörlüğü son sayfalara kadar güzel, ancak sanki son sayfalarda nazar değmiş. Bir anda yazım yanlışları beliriyor, hatta konuşma balonları bile piksellerine ayrılıyor. Neden böyle oldu acaba.
   Sanderson seviyorsanız bakabilirsiniz, ancak konunun iyi işlenemediği kanaatindeyim. Puan: 3