18 Ocak 2020 Cumartesi

Kısa Kesmek İcap Ederse: The Book of Onions, Emotions Explained with Buff Dudes, War and Peas, Pilu of the Woods

   Netgalley'den aldığım kitaplara asırlardır yorum yazmamışım (2018'de aldığım bile varmış, yuh). Siteyi açmışken bir kitap daha aldım utanmadan. Şimdi hepsini birlikte yazayım, bir daha da almasam iyi olacak.


The Book of Onions - Jake Thompson: Kara mizah içeren karikatür derlemesi. Genelde biraz depresif ve alaycı. Kimi zaman absürt kimi zaman da gerçekçi.
   Bazı karikatürlerde kahkaha attım, onlardan birkaçını yorum sonunda paylaşacağım sizlerle. Okumaktan keyif aldığım bir derleme oldu.
   Çizerin internet sayfasına buradan, Instagram hesabına buradan ulaşabilirsiniz. Puan: 4






Emotions Explained with Buff Dudes - Andrew Tsyaston: Kitap, bir Owlturd karikatür derlemesi. Anlatıcımız Shen, hayatın içinden kimi olaylara eğlenceli bir dille değiniyor. Kaslı üzüntü, öfke ve hayat, Shen'i yerden yere çarpıp duruyor...
   Bir ara çılgınlar gibi Owlturd'ü takip ederdim, hey gidi. Yıllar sonra dönüp bu derlemeyi okumak beni geri götürdü.
   Çizerin Instagram hesabına buradan ulaşabilirsiniz. Yine sona sevdiklerimden iliştireyim. Puan: 4,5





War and Peas - Jonathan Kunz & Elizabeth Pich: War and Peas'ın karikatürlerine önceden internette denk geliyordum, fena değildi. Şimdi Netgalley'e girince görüp alayım dediğim kitap da buydu.
   Bir karikatür derlemesi yine, ancak kimi karakterler tekrar tekrar boy gösteriyor bu sefer, misal Azrail (ki kendisini fena halde Pratchett'ın ÖLÜM karakterine benzettim), cadı, robot...
   Çizerlerin sayfasına buradan, Instagram hesaplarına da buradan ulaşabilirsiniz.
   Okurken pek etkilendiğimi söyleyemem maalesef. Aşağıya en sevdiğimi iliştiriyorum, kalbinizin kırılmasına hazır olun. (Spoiler / Sürprizbozan: Laika...) Puan: 3




Pilu of the Woods - Mai K. Nguyen: Willow okulda kötü geçen bir günün ardından ablasıyla kavga eder ve çok sevdiği ormana koşar. Ormanda Pilu adında bir ağaç perisiyle karşılaşır. O da evden kaçmış ancak yolunu kaybetmiştir. Willow onu evine geri götürebileceğini söyler. Yolda onların hikâyelerini öğrenir ve birbirlerinin öyküleri üzerinden kendi yaşadıklarıyla yüzleşmelerine tanık oluruz.
   Çizimleri oldukça sevimli, renklendirmesi de epey güzel bir çizgi roman bu. Kitabın kurgusu hoş, ancak küçük canavarlar fikri güzel olmasına rağmen neden asıl olaydan önce de bu denli etkili olduklarına değinilse iyi olurdu. Yüzleşme kısmı da sanki daha iyi işlenebilirdi. Yine de kitabı sevdim, çizerin yeni eserlerini merakla bekliyorum. Puan: 4,5


26 Kasım 2019 Salı

Entelkitap'ın Günlüğü, Yedi Yılını Sağ Salim Atlatmış Durumda!

    Uzun bir aradan sonra merhaba! Bir süredir yoğunluktan yeni yazı yayınlayamıyorum. Taslaklarda ona yakın yazı duruyor, ancak son okumasını, düzenlemesini bir türlü yapmaya fırsat bulamadığımdan onları yayınlayamadım. Blog böyle boş dururken de açılışının yedinci yılı gelmiş de çatmış. Bir de utanmadan hala "sağ salim atlattı" diyorum yeni yaşını, cık cık cık...

   Yine yıllık yazı sayılarını verelim:

İlk yıl: 162
İkinci yıl: 164
Üçüncü yıl: 108
Dördüncü yıl: 45
Beşinci yıl: 23
Altıncı yıl: 32
Yedinci (bu) yıl: 24

   Geçen yıldan daha çok yazma amacım vardı, olmadı. Umuyorum ki şu taslakları kısa sürede elden geçiririm. Aklımda onlara ek olarak birkaç yazı daha mevcut.

   Azıcık çıtlatayım neler var: Taslakta bekleyenlerden biri George Saunders'tan İçSavaş Diyarı Feci Düşüşte, bir tanesi The Walking Dead (Yürüyen Ölüler) çizgi roman serisi genel yorumu. Yeni yazmayı düşündüklerimden biri El Camino (pas geçer miyim sandınız, hehe) (çıktığı gün yazacaktım aslında, ancak izlemeye anca vaktim yetti, pıf), başka bir tanesi Stories from Norway. Birkaç kitap alışverişi yazısı yazılacak daha.

   Bu arada, buradan en sadık okuyucuma selamlarımı göndermek istiyorum, o kitabı yaz, bekliyorum bak :P Ayrıca, hala buraları okuyan varsa hepinize kucak dolusu sevgiler...

2 Eylül 2019 Pazartesi

Tazecik Kitap Yorumu: Yalancılar ve Sahtekârlar Ansiklopedisi - Roelf Bolt


   Bir süredir roman okumak için dikkatimi yeterince toplayamıyordum, bu sebeple kurgu dışı ve öyküye yöneleyim dedim. Ralph Keyes'ten Hakikat Sonrası Çağ'a başlamıştım, ancak şehir değştirirken kitabı yanımda getiremedim. Kütüphaneden de bu kitabı alayım dedim, konuları da hazır benzer duruyordu. Ancak iyi bir seçim olmadı maalesef...

   Kitapta 146 adet yalancılık ve sahtekârlık vakasına yer verilmiş, ön sözde de bu seçimin neye göre yapıldığı detaylıca açıklanmış.

   Tema olarak oldukça ilgi çekici olsa da kitabın ne düzenini ne de üslubunu beğendim. İçerik A'dan Z'ye sıralanmış, ama mesela başlığın biri "Uydurmanın Dayanılmaz Cazibesi". Ben bu içeriği U harfinde görünce bana ne anlam ifade edecek ki. Yalancı ve sahtekârların adlarına göre sıralansa mantıklı olabilirdi bu alfabetik sıralama. En mantıklısıysa herhalde konularına göre alt başlıklara ayırıp o şekilde sıralamak olurdu: Dini, bilimsel, ticari...

   Üslup konusuna gelirsek de yazar aktardığı bilgiye sıkça müdahale ediyor, alaycı ve gereksiz yorumlarda bulunuyor. Bir örnek vereyim, siz kendiniz değerlendirin. "Kanser Tedavisi: Kafa Çekmek" başlığında hastalarına ilaç diye cin veren sahte bir doktordan bahsediliyor. Yazarın bu başlıktaki yorumlarından biri şu şekilde: "2500 yıllık tıp tarihinin kazanımına bakın: Van Eeghem stayla!" Ben almayayım, pas...

   Normalde pek takılmazdım ama bir kez gözüme batmaya başlayınca bunu da yazayım dedim. "Lourdes Haccı ve Meryem'in Şifası" başlığında yazar yaklaşık bir sayfa boyunca mucizelerin neden var olamayacağını açıklıyor ve şu cümleyle noktalıyor anlattıklarını: "Zaten mucizeler sadece var olmamakla kalmaz, olamazlar da." Oldukça kesin bir yargı. Şimdi de "Profesör Behe ve Akıllı Tasarım" başlığına bakalım. "Bilim dediğimiz şey ortaya hipotezler sunmak, bu hipotezleri sınamak, sınama sonuçlarına göre kabul etmek ya da hipotezi reddetmek veya eksik olduğuna hükmetmek şeklinde çalışır. Ancak din denilen şey doğaüstü fenomenlerle ilgilidir ve tanımı gereği sınanamaz." E, mucize de doğaüstü fenomenlerle ilgili, onu da sınayamaz ve hakkında kesin yargıya varamazsın ki o zaman...

   Kitabın sonundaki notlar kısmında şöyle bir anekdot var, oldukça ilgimi çekti, sizlerle de paylaşayım. Birisi de hayvanların aldatmacaları üzerine bir kitap yazsa ne güzel olur.

   Yıllar boyunca Japon şehri Kagoshima kargalar tarafından rahatsız edilir. Kuşlar yuvalarını elektrik direklerine yapmayı tercih etmektedir ve bu da elektrik kesintilerine neden olur. Sonunda belediye yuvaları yıkmak üzere bir Karga Devriyesi oluşturur. Kargaların cevabı eğlenceli olur: Şehrin her yerine sahte yuvalar yaparlar. Bunun iki sonucu vardır. Gerçek yuvanın yıkılması durumunda evinden atılan karganın kolayca yerleşebildiği çok sayıda yuvası olur. Diğer yanda, Karga Devriyesi artık kargaların yuvası olmayan yuvaları yıkmak için çok fazla zaman harcamak zorunda kalır. Üç yılı aşkın bir zamanda 600 kadar yuva yıkılır "ama sayı artmaya devam eder, elektrik kesintileri de" (Fackler, 2008).

   Bizim kendi tarihimizdeki sahtekârlık vakalarından bir derleme de şahane olurdu. Brooklyn Köprüsü'nü satan George C. Parker'ı okuduk, Galata Köprüsü'nü satan Sülün Osman'ı okuyalım mesela bir de...

   Kitap sanırım bu aralar üçüncü baskısını yapmış. Kitapta birçok düzelti hatası vardı, "birçok, hiçbir, herhangi" geçtiği her yerde ayrı yazılmıştı, umarım bu yeni baskılarda düzeltilmiştir. Kitabın kapağı da sonraki baskılarda değiştirilmiş, halbuki ben yazının başına iliştirdiğim kapağa bayılmıştım.

   Sonuç olarak pek hoşlanmadığım bir kitap oldu bu, ancak okumak isteyen varsa da keyifli okumalar dilerim, umarım siz daha çok seversiniz.

Puan: 2,5

1 Eylül 2019 Pazar

Sıradakinden Alıntı

GAZZE HAYVANAT BAHÇESİNDEKİ SIRA DIŞI ZEBRALAR

   İsrail'in 2008 yılı sonunda ve 2009 yılı başında Hamas'a düzenlediği saldırılar sonucunda Gazze Hayvanat Bahçesi'ndeki 400 hayvandan sadece on tanesi hayatta kaldı.

   Hayvanların bir kısmı hava saldırısında ölürken bir kısmı da saldırı sonrasında açlıktan kırıldı. 2009 sonbaharında yeni bir cazibe kaynağı arayan hayvanat bahçesi yetkilileri iki eşeği saç boyasıyla zebraya dönüştürmesi için profesyonel bir ressam işe aldı. Hüzün verici gelebilir, ama bu masum sahte zebralar çocukların favorisi - daha evvel hiç gerçek zebra görmemiş çocuklar farkı nereden bilebilirler ki.

7 Temmuz 2019 Pazar

Seçmeceler


   Bu saçma fotoğraf da neyin nesi derseniz... Kitaba ismini veren Yedi Ulak öyküsünü minimalistik bir şekilde anlattım, hehe. Babasının krallığının sınırlarını keşfetmek üzere yedi ulağıyla yola koyulan bir adamdan bahsediliyor öyküde.

   Aslında kitabı okurken aklıma gelen bir anıyı buraya not alacaktım, sonra baktım kitaba nasıl bir fotoğraf çekeceğim konusunda aklımda zerre fikir yok... Eğer ayraçlarım yanımda olsaydı, en azından yanına bir ayraç iliştirirdim, herhâlde Van Gogh'un Tutuklular Çemberi'nden bir kesit alınmış olanı.

   Yedi Kat öyküsünden kısaca bahsedeyim anıdan önce (spoiler içerir). Yedi katlı bir hastane var; yedinci katta en hafif hastalar, giriş katında ölüm döşeğindekiler olmak üzere. Giussepe Corte, yedinci kattan giriyor, ancak çeşitli talihsizlikler sonucu katları inmeye başlıyor teker teker.

   Ben lisedeyken dokuzuncu sınıflar en üst, yani üçüncü katta olurdu, on ikinci sınıfa geldiğinizde birinci kata inmiş olurdunuz yüzde doksan ihtimalle. Kat meselesi önemliydi, zira okulun tavan boyu çok yüksekti, üçüncü kattaysanız kantine inene kadar teneffüs biterdi :P Sınıftan ayrılmanız, derse geç kalacağınız anlamına gelirdi... Sınıf dışında geçen bir saniye, sınıfta geçen bir dakikaya eşitti, tüm teneffüsü dışarıda geçirdiğinizde, sınıfa dönünce on saat geçmiş, gün bitmiş oluyordu- tamam, tamam, dönüyorum anıya...

   Onuncu sınıfın başlangıcı dört gözle bekleniyordu, bir alt kata inecektik! Ancak ikinci katta yer kalmadığı söylendi bize, ve üçüncü katta kaldık... Ama sonraki yıllarda aşağı katlara inerken önceliğimiz olacaktı, öyle denmişti, haksızlık olmayacaktı.

   Yanılmıyorsam on birinci sınıfta birinci kata indik. Herkes mutlu, teneffüsler hiç olmadığı kadar uzun... Sonra müdür yardımcısı gelip bizden ricada bulundu, ikinci kattaki on ikinci sınıflardan birinde muzdarip olduğu rahatsızlığı ağırlaşmış bir öğrenci vardı ve merdivenler ona zorluk oluşturmaktaydı, mümkünse bir üst kata geri dönebilir miydik, o sınıfı da buraya alsalardı?

   Özetle, üçüncü katın üstüne zamanla kaçak kat çıkıldı, yedinci kattan mezun olduk :P

13 Haziran 2019 Perşembe

Tazecik Kitap Yorumu: 5 - Ursula Poznanski


   Geocaching üzerine kurulu bir polisiye kitabı bu. Geocaching nedir derseniz, bir nevi modern hazine avı. Koordinatlara bakarak saklı kutuları bulur ve içine bazen bir not, bazen bir eşya bırakırsınız. Kitabı okumadan önce çok daha hevesliydim bu geocaching işine, ama sonra dedim, amaaaan otur oturduğun yerde, sürpriz yumurtadan sen çıkma sonra... (Bu yorumu geçen sene yazıp yayınlamayı unutmuşum. Aradan geçen zamanda geocaching'e başladım, üç beş de kutu bulmuşluğum var. Heyecan verici bir uğraş, ilginiz varsa bir denemenizi tavsiye ederim).

   Olay şu ki, "hazine avı" formatını kullanarak, işlediği cinayetten bir kanıt ile işleyeceği sonraki cinayete ilişkin bir ipucu bırakan bir katil var.

   Katili bulmak pek zor değil, geocaching'i temel alan kurguysa ilgi çekici. Ancak kitabın kalan hiçbir kısmı için başarılı diyemeyeceğim maalesef.

   Karakterler, diyaloglar, hatta ve hatta betimlemeler çok klişe. Kitabın sonundaki büyük olay da bangır bangır bağırarak geliyor. Sonraki kitaplarda gerçekleşecek birkaç olayı tahmin etmek bile mümkün.

   Ana karakter klişe oluşunun yanı sıra bir abartı balonu aynı zamanda. Ooo, o polis hanım çok zekidir, onunla gurur duyuyoruz vs. deniyor hakkında, ancak gördüğü şeyin koordinat olduğunu anlaması bir asır sürüyor... Bunu anlamak o kadar zor olmamalıydı.

   Birkaç da ufak çeviri yahut editörlük hatası mevcut kitapta. "Straße" Almancada "sokak, cadde", "See" ise "deniz, göl" anlamlarına geliyor. Kimi yerlerde Almanca ve Türkçe kelimeler beraber kullanılmıştı, Wolfgangsee Gölü mesela. Sokak veya cadde isimlerinin geçtiği her ifade de çevrilmeden bırakılmıştı. Başka hatalar varsa da bilemiyorum, Almancam bu kadarına yetiyor...

   Okuduğum her Poznanski kitabıyla birlikte puanım bir bir düşüyor. Sonraki okuyacağım kitap beni şimdiden korkutuyor...

Puan: 2

12 Haziran 2019 Çarşamba

Sıradakinden Alıntı

   Birisinin sırf dışarıdan nasıl göründüğüne bakarak neler yapabileceğini bilmek imkansızdı. Ne yazık ki. Neyse ki.