... Genelde sınanmamış, dimdik ayakta duran erdem düşenlere tepeden bakar.
Ihlamurlar Altında Gezinti, Friedrich Schiller
... Genelde sınanmamış, dimdik ayakta duran erdem düşenlere tepeden bakar.
Ihlamurlar Altında Gezinti, Friedrich Schiller
Gerçekler Kırıldı, çıktığını duyduğumdan beri ilgimi çeken bir kitaptı. Barış Müstecaplıoğlu'ndan okuduğum ilk ve tek kitap olan Osmanlı Cadısı'nın tadı damağımda kalmıştı. Bu kitapta da Osmanlı Cadısı'nın dünyasında geçen bir öykü olduğunu bilmek okuma isteğimi körüklemişti.
Kitap, Hayali Zamanlar, Hayali Diyarlar ve Hayali Yaşamlar olmak üzere üç bölümden oluşuyor.
Hayali Zamanlar'ın ilk öyküsü Empatan, Osmanlı Cadısı evreninde, İstanbul Şehir Cumhuriyeti'nde geçen bir hikaye. Cinayetleri çözmek için polisle çalışan empatan Münir'in, bir gün cinayet mahallinde katile dair hiçbir duygunun varlığını sezememesiyle olaylar başlıyor, cinayetler birbirini izliyor. Bu evrene dönmek güzeldi. Diğer şehir cumhuriyetlerini merak etmeden duramadım, özellikle de Konya Şehir Cumhuriyeti'ni (HAFİF SPOILER UYARISI! Zamanında bir nükleer enerji santrali kazası sonucu boşaltılmış bu cumhuriyet ve artık çöplerin toplandığı bir yere dönüşmüş. Dayanamayıp Wall-E benzeri bir robot hayal ettim orada, ne yapayım. SPOILER BİTİMİ).
İkinci öykü Yabancı, uzaylıların dünyayı ele geçirmek için insanları katlettiği bir gelecekte, bulduğu yetim çocukları sahiplenen Recep'i konu ediniyor. Üçüncü öykü Avcı, Yabancı'dan yıllar sonrasına odaklanarak bir kabilenin avcısı Pelin'in, av sırasında kabile bilgesinin anlattığı öykülerden bildiği bir şeyle karşılaşmasını anlatıyor. Apokaliptik öyküleri sevdiğimden bu ikisini de sevmesem olmazdı. Ayrıca Recep'in durumunu birazcık Nisan Hakan'ın şu karikatürüne benzetmedim değil:
Dördüncü öykü Gerçek Beni Öldürmek, kişilerin farklı seçimler yapsa hayatlarının nasıl şekilleneceğini gösteren oldukça gerçekçi bir simülasyon oyununa kendini kaptıran Ahmet'e odaklanıyor. Kar yağdıran Kutup Ayısı çok ilgimi çekti bu öyküdeki.
Son öykü Gezegenin Oyunu ise, oyuncu ekiplerinin zenginler tarafından galaksinin çeşitli yerlerindeki gezegenlere gönderilip gizlenmiş bir eşyayı bulmak için yarışmalarını konu ediniyor. Bu öyküden biraz Stanislaw Lem'den Aden tadı aldım. Hayali Zamanlar'dan konusu en çok ilgimi çeken de bu öykü oldu.
Hayali Diyarlar kısmındaki öykülerin hepsi yanılmıyorsam yazarın Perg evreninde geçiyor. Öykülerden ilki İksir Ustaları, idealist bir iksir ustasının her derda deva olacak bir ilaç geliştirmek için göze aldığı bir riski konu ediniyor. İkinci öykü Büyücü ve Çocuklar'da, Nerton'un küçükken kendisine sahip çıkan ve hala da öksüz ile yetimlerin bakımını üstlenen büyücüye ziyareti anlatılıyor. Üçüncü öykü Ölümden Beter'de, arkadaşı ve oğlunun yaşadığı yere vaktinde ulaşmaya çabalayan şaman Merikon'un yolculuğu (ve ötesi) işleniyor. Dördüncü öykü Hayal Makinesi'nde, mucitbaşının federasyon başkanına sunduğu son icadı konu ediniliyor. Bölümdeki son öykü Kayıp Rıhtım, Aslanağzı gemisi mürettebatının ağır zarar görerek çıktıkları bir çatışma sonrası yaralarını sarmak için lanetli kabul edilen bir rıhtıma çekilmelerini anlatıyor. Ölümden Beter'den kronolojik olarak biraz daha ileride gibi duruyor.
Hayali Yaşamlar'ın ilk öyküsü Rıfat Efendi ve Mucizeler Konağı, yüzyıllar yaşında olan ve her gece konağında ölülerin ruhlarını diğer tarafa uğurlayan Rıfat Efendi'yi konu ediniyor. Rıfat Efendi kendisine dışarı çıkmaya bir sebep bulabilmek için, her ruha hayatları boyunca işittikleri en büyük gizemi soruyor. Şansı uzunca bir süredir yaver gitmese de beklenmeyen bir konuğun gelip ondan yardım istemesi sonucu Rıfat Efendi büyük bir maceraya atılıyor. Bu öyküden bir roman çıkabileceğini düşünüyorum. Hem macera detaylıca işlenebilir, hem de konağındaki ilginç ve fantastik eşyaların öyküleri anlatılabilirdi.
İkinci öykü Enkazdaki Dost'ta, deprem sonrası yıkıntı altında kalan Ahmet'in, duyduğu bir ses ile hayata tekrar tutunması, çabalamayı bırakma fikrinden vazgeçmesi anlatılıyor. Son öykü Albert Long Hall'ın Hayaletleri'nde ise, binada geceleyin ortaya çıkan, biri oradaki piyanoya bağlı iki hayaletin öyküsü aktarılıyor.
Kitapta isimlere çok takıldım. Empatan öyküsünde Hüseyin ve Recep diye iki karakter var. Yabancı'da yine Recep var, ancak Empatan'daki kişi değil. Avcı'da yine Hüseyin var, ancak o da aynı kişi değil. Gerçek Beni Öldürmek'te de Enkazdaki Dost'ta da ana karakterin adı Ahmet. Empatan öyküsünde adı bir cümlede geçen Rıfat var, Rıfat Efendi ve Mucizeler Konağı'nda ana karakterin adı yine Rıfat. Hatta bir adım ileri gidecek olursam, Osmanlı Cadısı'nda ana karakterin adı Kemal'di, Empatan öyküsünde adı geçen karakterlerden biri yine Kemal, ancak aynı kişi değiller. Osmanlı Cadısı'nda karakterlerden biri Neşe'ydi, burada da Gezegenin Oyunu'nda bir cümlede Neşe adı geçiyor. Tüm bunlar bana yazarın çok kısıtlı bir isim dağarcığı olduğunu düşündürdü. Hadi Neşe neyse de, niye diğer karakterlerin adı aynı yahu. Daha da ileri gidecek olur ve kitaptaki tüm isimleri incelersem de sanki hepsinde bir benzerlik görüyorum: Ali-Halil, Rıza-Rıfat, Meltem-Meryem, Ahmet-Mehmet... Empatan'da Osmanlı Cadısı'ndan Okyanus'a da çok kısaca bir atıf görüyoruz, ama belki o da tanıdığımız Okyanus değil de adaşıdır, kim bilir.
Genel olarak öyküleri beğendim, ancak Hayali Zamanlar kısmındakilerin bana daha çok hitap ettiğini not düşeyim. Kitabın kapak tasarımını da çok beğendiğimi söylemeden geçmeyeyim, Geray Gençer'in ellerine sağlık (zaten kendisinin tasarımlarına bayılırım). Zaman ve mekan kavramına güzel odaklanan bir tasarım olduğunu düşünüyorum, font seçimi de harika ve oldukça uygun. İçeriğe geri dönecek olursam, Müstecaplıoğlu öykü kitapları yazmaya devam ederse ben de elimden geldiğince takip etmeye çalışacağım.
Puan: 4
Hayallerine ulaşmasına ancak bir adım kalan, lakin o son adımı atamama ihtimali olduğunu fark eden insanların telaşı içindeydi.
Yüz Kitap'tan çıkan tüm kitapları okuma düşüncem vardı, Belki Bu Defa, Belki Şimdi de bunun ilk adımı oldu.
Kitapta toplamda dokuz öykü bulunuyor, her birinin adı da birbirinden güzel. Öykülerin hepsinde tekinsiz bir hava mevcut, çoğundaysa bir saplantı söz konusu.
Öykülerin konularından bahsedeyim kısaca. Aynı Sessizlik, Aynı
Bağrışma'da komşularını takıntılı bir şekilde gözetleyen bir adam;
Yürümenin İki Çeşidi'nde biri takip edilen, diğeri takip eden iki kişi;
Bir Kapı Açılıyor ve Sonra Kapanıyor'da yoldan tesadüfen geçmekte olan
bir adamın, yaşlı bir kadın tarafından oyuncak bebeklerle dolu evine
davet edilmesi; Belki Bu Defa, Belki Şimdi'de yıllardır aile
kutlamalarına gelmesi beklenen, yolu gözlenen bir amca; Bir Şeyin
Başlangıcı'nda yabancı bir yerde ve bedende kendini bulan bir adam;
Karşılaşma'da bir hayvanın ölümü; Odamda Işık Yanıyor'da
kayığıyla gölde, sazlıkların arasında bir şeyler arayan bir adam;
Sabahları, Öğlenleri, Akşamları'nda bir cadde; Tanımıyorsun Onları, Yabancı Onlar'da her gün kimliği değişen ve başka başka kimselerin hayatını yaşayan bir adam anlatılıyor.
Öyküler muğlak bir anlatıma sahip. Buraya nereden geldik veya neden bunlar yaşanıyor sorularının cevaplarını almak mümkün değil. Ancak tüm yaşananların kendi içinde tutarlı ve mantıklı olması bakımından bir rüyayı andırıyor.
Okuduğum bir yorumda kimi öykülerin psikiyatrik yahut nörolojik rahatsızlığa sahip kişilerce anlatıldığı havası verdiği yazıyordu, katılıyorum.
Anlatımın açık olmaması nedeniyle öykülerin farklı kişilerce farklı yorumlanacağına ve epey çeşitli çağrışımlara kapı açacağına inanıyorum, bu sebeple de kitabın beraber okuyup tartışmak için güzel bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Ne var ki bunaltı hissiyatı ve saplantı teması bana pek hitap etmediğinden kitabı sevdiğimi pek söyleyemeyeceğim.
Puan: 3
Ne de büsbütün dışında. Ve ne var ki dingin olmayan bir hâl ile. Okuma ve yazmada formuma kavuşursam faydası dokunur belki diye düşündüm. Deneyelim bakalım.
Sanki bir önceki yıl dönümü yazısını daha dün yazmışım gibi... Yine cidden "sağ salim" mi diye sorabileceğim bir yıl olmuş yazı sayısı açısından, ama bu sefer en az dert ettiğim yıl diyebilirim. Çünkü şükür ki 2020 için mümkün olduğunca sağ salimim.
Bir önceki yıldönümü yazısında yazacağımı belirttiğim bir iki yazı maalesef iptal oldu, çünkü zamanla detaylara hakimiyetimi yitirdim, dilediğim gibi bir şey yazamamaktansa hiç yazmamaya karar verdim. Sonradan eğer bu eserleri tekrar okur ve izlersem rafa kaldırdığım taslaklara ekleme yapıp yayınlayacağım, bakalım.
Gelenek olduğu üzere, yazı sayılarına gelirsek:
İlk yıl: 162
İkinci yıl: 164
Üçüncü yıl: 108
Dördüncü yıl: 45
Beşinci yıl: 23
Altıncı yıl: 32
Yedinci yıl: 24
Sekizinci (bu) yıl: 11
Yine seneye daha çok yazacağım umuduyla, hoşçakalın, sevgiler...
Blogta 2018'in sonunda aldığım kitaplara yer vermişim en son. Aradan geçen iki yılda aldıklarımdan toplamda üç yazıda bahsetmeyi düşünüyorum. Bu yazıda leyleğin en son getirdiklerini göreceksiniz. Hoşgeldiniz, parke muşambalı fotoğraflarımı özlediyseniz sizi VIP köşesine alalım.
Leylek idefix'ten. Hemen her birini %55-60 arasında bir indirimle aldım kodlar sayesinde.
Kızıl Kahkaha - Leonid Andreyev: Andreyev oldukça merak ettiğim bir yazardı, üslubu hakkında da övgüler görmüştüm. Özellikle Kızıl Kahkaha kitabı tavsiye edildiğinden bununla başlamak istedim, sonra da ver elini Yahuda İskariot.
Aile Bağları - Iréne Némirovsky: Can Yayınları'nın Kısa Modern serisine başlamayı Kısa Klasikler kadar olmasa da istiyordum. Aile Bağları konusuyla ilgimi cezbetti, aile içi gerilim ve uzaklık temalarını hep sevmişimdir. Özellikle filmlerde bu konunun aile sofrası üzerinden işlenmesi çok hoşuma gidiyor. (Genel olarak sofra gerilimini de seviyorum gerçi, kendisine bir alt dalı hak ediyor!)
Benjamin Button'ın Tuhaf Hikâyesi - F. Scott Fitzgerald: Küçükken filmini izlemiştim ve sevdiğimi hatırlıyorum. Masumiyetin yitişi ve tecrübenin kazanılışını nasıl ele aldığını merak ediyorum, nihayetinde bunlar yaşla ilişkilendirdiğimiz kavramlar biraz.
Nasıl Ölünür - Émile Zola: Yazarın Germinal adlı eserini okumayı istiyordum epeydir, ancak imkanım olmamıştı. Şimdi Kısa Klasikler kapsamında başka bir eserinin basıldığını görünce neden bununla başlamayayım dedim. Konusu da oldukça güzel, toplumun farklı sınıflarının ölümle nasıl yüzleştiğini gösteriyor. Ayrıca, bu serinin kapaklarına bayılıyorum, her biri ayrı bir sanat eseri!
Lapa Lapa Kelebek Yağıyordu - Charles Darwin: İsmine ayrı, kapağına ayrı, konusuna ayrı vurulduğum bir kitap oldu. Keşif anlatılarını da oldum olası sevmişimdir. Darwin'in Beagle Yolculuğu'ndan bir kesit sunuyor kitap.
Tipi - Vladimir Sorokin: Salgın, tipi, bilim kurgu ve Rus edebiyatı? Bir insan daha ne isteyebilir.
Karanlık Dükkanlar Sokağı - Patrick Modiano: Hafızasını yitirmiş bir dedektifin kendi kimliğinin peşine düşmesini anlatıyor. Kimlik arama temasını seviyorum epey. Bir de itiraf edeyim ki tanıtım yazısını okuyup "hafızasını yitirmiş dedektif" kalıbını görünce aklıma direkt Disco Elysium geldi, almamda katkısı olmuş olabilir bu bağlantının, evet.
Elden Düşme Dünya - Wilhelm Genazino: Yazarın önceden Aşk Aptallığı kitabını okumuştum. Üslubunu sevsem de konusu beni pek bağlayamamıştı. Bu kitabınınki çok daha cazip geldi, hayatımızdaki her şey "elden düşme" midir?
Siyah Lale - Alexandre Dumas: Küçükken bu kitapla sağlıksız bir ilişkim vardı. Bende çocuklar için kısaltılmış versiyonu mevcuttu. Bitirdiğim gibi yeniden başlardım, rahat on-on beş kez okumuşumdur. Nasıl bırakmayı başarabildim acaba. Bakalım şimdi okuyunca neler olacak :P