7 Ekim 2016 Cuma

Seçmeceler

   Yorumlarını yakında yayınlayacağım iki kitap (yarın bile olabilir):



   Edit: İkna Ulusu'nun yorumu burada.
           Pastoralya'nın yorumu burada.
  

2 Ekim 2016 Pazar

Cağaloğlu...

   Belki siz kitap alışverişi yazılarımdan sıkıldınız, ama ben bunları yazmaktan (ve tabii kitap almaktan) sıkılmadım, nihahaha... Tamam, yok bir şey :( (neden artık yazılara tuhaf başlangıçlar yapıyorum?)

   Aslında Terry Pratchett'ın Tiffany Sızı serisi yeniden basılana kadar Cağaloğlu'na gitmeyecektim, ama Eminönü'nü bir dolaşınca ve Tudem'in yerine de o kadar yakın olunca, kendimi tutamadım yine.

   Neler aldım?


Pastoralya, Aralığın Onu, Phil'in Dehşet Verici Kısa Saltanatı - George Saunders: Evet, aslına bakarsanız Tudem'e girmemin amacı George Saunders kitaplarını toplamaktı. Geçenlerde İkna Ulusu'nu okudum ve beğendim (öhöm, ''Bu yazarın tüm kitaplarını okumalıyım!'' krizi de geçirmiş olabilirim, bu aralar neden bu kadar uçlarda yaşıyorum duygularımı :P) Edit: Pastoralya yorumu burada, Phil'in Dehşet Verici Kısa Saltanatı'nın yorumu burada, Aralığın Onu yorumu da burada.

   Soldaki ayraç Hünkar Kasrı Sergi Salonu'nda düzenlenen Tahayyül - Geleneksel Türk Sanatları sergisinden bir hatıra. Sergide muhteşem çalışmalar vardı, ellerine sağlık tüm emeği geçenlerin. Sergiye gitmenizi önerirdim, ama maalesef sergi bitmiş durumda. Sergiyi düzenleyen Gülce Sanat Grubu'nun Instagram sayfasına buradan ulaşabilirsiniz ama. Bence bir bakın.

   Hünkar Kasrı ise zaten başlı başına bir sanat abidesi. Düzenlenen sergiler değişse de, Hünkar Kasrı hep açık diye biliyorum. Muhakkak görmeniz gereken yerlerden biri, insan gezerken mest oluyor. Eğer uğrama imkanınız yoksa da şu ve şu sitelere bakabilirsiniz, güzel inceleme yazıları ve fotoğraflar var :)

   İş Bankası'nın müzesine girdik babamla sergiden çıkışta. O kasa odasını görmeniz lazım, gerçekten ilginç. Kasaya giden koridorda da yere projektörlerle kayan ve değişen sayılar yansıtılıyor, Matrix'teymişçesine bir hava veriyor insana (Matrix'de olmadığımızı kim söyledi ki?).

   Son olarak da hayvan satışlarının yapıldığı çarşıya girdik. Hayvanları görebileceğimiz bir yer olması güzel aslında, ama bakımsızlıkları insanı aşırı derece üzüyor ve dehşete düşürüyor. Tabii her satıcı öyle değil, ama kötü bakanlar da var hayvanlara. Beyaz renkli güvercinlerin kafeslerinin önünde yem yiyen özgür gri güvercinlerin görüntüsü ise acayip bir ironik durum oluşturuyor :P

   Bu sefer farklı bir yazı oldu, hım? Normalde sadece alışveriş odaklı yazıyordum ama beğendiyseniz bundan sonrakileri de bu şekilde yazabilirim. Beğenmediyseniz eğer, bu yazdıklarımı yine de silmeyeceğim :D

   Sağlıcakla kalın! (Son bir not: Beyoğlu'nda elli gün sürecek sergi furyası başladı. O sergilere de gitmeyi düşünüyorum, siz de bir bakın isterseniz, belki ilginizi çeken çıkar. Şu haberin sonunda tarihleriyle birlikte sergi listesi var.)

29 Eylül 2016 Perşembe

Kısa Kesmek İcap Ederse: A Feast of Sorrows, The Twilight Zone:The Shadow

   Sorumluluk bilinciyle yazılan yorumlar vol.2.

   Bu yazıda NetGalley'den almış olduğum kitapların ikinci (ve şimdilik son) postasını paylaşacağım. Açıkçası kitapları beğenmedim ve eğer NetGalley'e karşı bir yükümlülüğüm olmasa bloga yazma zahmetine bile girmezdim ya, neyse.


A Feast of Sorrows - Angela Slatter: Karanlık masallardan oluşan bir kitap. Açıkçası masalları pek özgün bulmadım. Öykülerin gidişatlarını tahmin etmek kolaydı ve bu da okurken sıkılmama yol açtı -bir şeyin göz göre göre uzatılmasından hiç hazzetmem-.
   Kitabın bence iyi yanı ise diliydi, hoş, insanı havaya sokan incelikli bir dil. Daha öykülerin başında bile o karanlık ve masalsı havayı da alıyorsunuz hemen.
   Esasında bu kitaptakiler bol ödüllü öykülermiş. Biraz da bunun cazibesine kapılıp almıştım bu kitabı ama maalesef, beklediğim zevki alamadım. Puan: 2
 

The Twilight Zone: The Shadow - David Avallone: Belki de seksenli yıllarda çocuktunuz ve sırf Alacakaranlık Kuşağı'nı izleyebilmek için geç saatlere kadar uyanık kaldınız? Ben o dönemde henüz var bile değildim :P Alacakaranlık Kuşağı'nı keşfetmem biraz tesadüfi oldu, aslına bakarsanız Futurama'nın Scary Door adındaki parodileriyle keşfettim diziyi. Henüz dizinin daha başlarında olmama rağmen(çünkü 1959'daki ilk yayınlanmış bölümden başladım, yani katedecek epey yol var 2000'lere kadar) pek bir severim bu diziyi. Haliyle bu çizgi romanı gördüğümde de fazlasıyla heyecanlandım. Ne var ki, pek beklediğimi bulamadım.
   Kitapta Shadow adında, kötüleri öldüren bir katil konu alınıyor. Ana karakterimiz ilk sahnede Shadow. Ancak karakterimiz her ölümcül kaza geçirişinde, kendisini başka bir bedende buluyor ve bu bedenler Shadow ile bir şekilde alakalı çıkıyor (radyoda Shadow'u seslendiren sanatçı, Shadow karakterini oluşturan yazar vs.)
   Kurgunun potansiyeli yüksek aslında. Ancak bu kurgu -bence- iyi işlenemiyor. Ayrıca, kitabın kapak çizimini pek beğenmeme rağmen, kalanındaki çizimleri de renklendirmeleri de pek beğenmedim. Puan: 2

   Kapanışı, Alacakaranlık Kuşağı'nın o ilgi çekici, eski introlarıyla yapalım (ikinci versiyonu daha bir seviyorum sanki).


22 Eylül 2016 Perşembe

Kısa Kesmek İcap Ederse: Light, Man,I Hate Cursive

   Eskisi kadar sık kitap yorumu yazamıyorum. Bu durumu düzeltmek istiyorum, ancak bazen her şey bitti de bu mu kaldı gibisinden düşünmeme de engel olamıyorum...

   Yine de, kendimi gaza getirmek için NetGalley'den kitap aldım. Sorumluluk bilinci(?)(hah) yazmamı teşvik eder diye düşünüyorum. Yazalım bakalım.


Light - Rob Cham: Kitap bir çizgi roman. Kitapta siyah beyaz bir dünyada yaşayan karakterimizin, dünyasını renklendirebilmek için, beş değerli taşı bulmak üzere yeraltına yaptığı yolculuk anlatılıyor.
   Kitabın genel havası bana Deth P. Sun'ın resimlerini hatırlattı. Ayrıca, kitabı okurken Botanicula'yı da anımsamadan edemedim, nihayetinde ufak farklılıklarla hem olay örgüleri hem de bazı karakter çizimleri benziyor.
   Kitapta tek bir kelime bile geçmiyor. Sessiz bir animasyon izliyor gibi oluyorsunuz kitabı okurken. Çizimler çok sevimli, karakterimiz ve yeraltında edindiği arkadaşı da öyle. Renk seçimleri de oldukça güzel. Kitabın tek kötü tarafı ise, bazen bir sahne atlanmış gibi hissediyorsunuz, bir eksiklik varmış gibi. Ancak bunun dışında oldukça hoş, keyifli zaman geçirmek için ideal. Puan: 4


Man, I Hate Cursive - Jim Benton: Sevgili Salak Günlük serisini okuduğumdan beri Jim Benton'ı pek bir severim. Kendisinin mizah anlayışı epey iyidir bence :P
   Ben kendisinin karikatür çizdiğini de yakın zamana kadar bilmiyordum. Bored Panda sayesinde öğrendim, şurada çeşitli karikatürlerini derlemişler, bakabilirsiniz.
   Jim Benton'ın bu kitabı da çeşitli karikatürlerinden oluşan bir derleme. Karikatürlerinin bir kısmını önceden internette görmüş olsam da, bazılarını ilk defa gördüm ve epeyce de sırıttım.
   Aşağıya kitaptan birkaç karikatürü de iliştirip, huzurunuzdan çekiliyorum. Puan: 5








30 Ağustos 2016 Salı

Cağaloğlu...

   Bir öncekinin üzerinden pek vakit geçmeden, yine bir kitap alışverişi yazısıyla karşınızdayım. Okuduklarıma yorum yazma işini bu yıl epey aksattığımın farkındayım, ama ne yapalım.

   Dün Tudem'e gittim. Aslında Tudem'e çok fazla uğradığımdan alacak pek bir şey bırakmadım da, neyse :D Eylül'de Diskdünya serisinin Tudem'den çıkmış kitapları tekrar basılacak, o zaman yine gitmeyi düşünüyorum.

   Neler aldığıma gelirsek...


Viran Şatodaki Ejderhalar - Terry Pratchett: Aşırı sevimli çizimlere sahip bir çocuk kitabı. Yazarı ise üstat Pratchett :P Bana da okumak düşüyor.

Ucube Kocakarılar - Terry Pratchett: Diskdünya serisinin altıncı kitabı. İlk beş kitabı okudum, ancak sadece ilkinin yorumunu yazdım bloga. Diğerlerini de yakın zamanda yazarım umarım.



Wondla-Arayış - Tony DiTerlizzi: Bu kitabı önceden nasıl gözden kaçırdım bilemiyorum. Konusu da, illüstrasyonları da oldukça ilgi çekici.

Karanlık Yaşam - Kat Falls: Bu kitap önceden de birkaç kez gözüme takılmıştı ama almamıştım. Geçenlerde Neal Shusterman'ın bu kitap için yaptığı yorumu görünce okumaya karar verdim. 



İkna Ulusu - George Saunders: Hem öykü kitaplarını sevmem hem de Saunders'ı merak etmem sebebiyle bu kitabı aldım. Dilimize çevrilmiş birkaç kitabı daha var. Edit: Yorum!

   Şimdilik bu kadar, esenle kalın!

3 Ağustos 2016 Çarşamba

Leyleğin Getirdiği

   Geçenlerde Philip Reeve'in yazmış olduğu Yürüyen Kentler adlı kitabı bitirdim, epey de beğendim. Kitap, bir serinin ilk kitabıydı. Seriyi nereden tamamlasam diye internette gezinirken, D&R'ın sitesinde temmuz sonuna kadar ON8 Kitap'ın tüm kitaplarının 9.90'a satıldığını gördüm, yani seriyi etiketlerinin yarı fiyatından da azına tamamlayabilecektim. Bir de bunun üstüne, D&R'ın hafta sonuna özel, 150 tl'yi aşan alışverişlere 15 tl'lik ekstra indirimi vardı. Eh, bu sebeple de sepeti biraz hunharca doldurdum. Ve sonuç, aldıklarım:


İhanet Altını, Cehennem Makineleri, Karanlık Düzgün - Philip Reeve: Alışverişimin esas amacı olan, Yürüyen Kentler serisinin devam kitapları.



Leviathan, Behemoth - Scott Westerfeld: Westerfeld kitabı okumayalı bir yıl olmuş. Leviathan serisini de almayı çoktandır istiyordum, bu sefere nasip oldu.



Eski Mars - George R. R. Martin, Gardner Dozois: Bir bilimkurgu öyküleri derlemesi kitabı. Bir de Eski Venüs adlı bir derlemeleri var, ancak bu kitapta, yani Eski Mars'ta önceden okumuş olduğum birkaç yazarın öyküleri yer aldığı için bunu almayı tercih ettim. Edit: Bloga yorum yazılmayacak. Bir öyküyü bile beğenemedim içinden, verdiğim paraya acıdım resmen.

Vardiya - Hugh Howey: Wool serisinin ikinci kitabı. İlk kitabı Silo'yu okuyalı iki yılı aşkın vakit geçmiş, hey gidi.



Bay Y'nin Sonu - Scarlett Thomas: Kareler ve Sayfalar blogundaki incelemeyi okuduğumdan beri, okumak istediğim ancak almayı hep unuttuğum bir kitaptı bu -nasıl oluyor diye sormayın, şu unutkanlık tuhaf bir şey, söz konusu olan bir kitabı almayı unutmaksa hem de-.

Jacob de Zoet'in Bin Sonbaharı - David Mitchell: Bulut Atlası'nı okuduğumdan beri, David Mitchell'in diğer kitaplarını da okumayı düşünüyordum. Şimdi de bu düşünceyi gerçekleştirme yolunda ufacık bir adım attım, devamı da gelsin bakalım.



Kâbuslar Pazarı - Stephen King: Bu kitabı çıktığından beri alıp okumayı çok istiyordum, ancak bir türlü alamamıştım. İlk başta okulumun oradaki kitapçıdan sipariş verdim, ancak getirmesi o kadar uzun sürdü ki, okuldan mezun oldum >.<  :D Neyse, sonuç olarak siparişi iptal ettim. Ukitap'tan takasla alacaktım, ancak bu kitaba sahip birkaç üye bulmama ve elimde onların istedikleri kitaplar olmasına rağmen takasa yanaşmadılar. Nihayetinde bu alışverişimde bu kitaba kavuştum, mutluyum. Bunca çabaya değer umarım. Edit: Değmedi :( Bloga yorumu yazılmayacak. Ur dışında pek sevemedim öyküleri.

5 - Ursula Poznanski: Poznanski'nin yeni kitabı çıkmış da benim haberim olmamış. Bir raslantı eseri gördüm bu kitabın çevrilmiş olduğunu. Yaşadığım en güzel raslantılardan :P Edit: Yorum.



Korkunun Bütün Sesleri - Kolektif: Bir bilimkurgu öyküleri derlemesi daha. Yazarlar arasında çok ilgi çekici isimler var.

   Evet, benden bu kadar. Siz neler okuyorsunuz, yakın dönemde neler aldınız? Edit: Cevap gelmez... :D *ağustos böceği cırlamaları*

2 Ağustos 2016 Salı

Tazecik Kitap Yorumu: Osmanlı Cadısı - Barış Müstecaplıoğlu


   Sanırım şu ana kadar beni ismiyle en çok heyecanlandıran kitap bu oldu: ''Osmanlı Cadısı-Bir İstanbul bilimkurgusu''. Hayallerimin kitabıydı; ismiyle bile birçok şey vaat ediyordu. Arka kapak yazısı da öyle: ''Barış Müstecaplıoğlu Osmanlı Cadısı'nda uçan arabalarla leventleri, robotlarla semazenleri sıradışı bir kurguda buluşturup uzak geçmişi distopik bir geleceğe ustalıkla bağlıyor.''

   Kitaptaki olaylar esasen iki farklı zaman diliminde geçiyor: Osmanlı döneminde ve iPhoneların bile antika sayıldığı uzak bir gelecekte.

   Haymanalı Süleyman Paşa idaresindeki Şahmeran kalyonu seferdeyken denizde muhteşem güzellikte bir kız bulur, kurtarırlar onu. Birkaç gün geçmeden ise korkunç bir fırtına kopar ve kalyon batar. Kalyondan sadece paşa ve Ayşe adını verdiği, denizden kurtardığı kız hayatta kalır. Paşa, kızı kem gözlerden korumak için onu bir Mevlevi dergâhına emanet eder. Ne var ki bu, Ayşe'yi korumaya yetmeyecektir.

   İstanbul Şehir Cumhuriyeti'nde, megakulelerden birinde yaşayan özel dedektif Kemal, oldukça nadir görülen, yaşamını çekilmez hale getiren, tedavisi olmayan bir hastalığa sahiptir. Günlerden bir gün, zenginlere özel sağlık hizmetleri veren bir kurumun başındaki Gül Hanım, Kemal'i bir cinayeti çözmekle görevlendirir, ammavelakin Kemal'in bunun için İstanbul Eşitlik Hareketi'ne sızması gereklidir (ki oldukça tehlikeli bir şeydir bu, yakalanırsa tüm hayatını mahveder). Kemal bunu yapamayacağını söylese de, Gül Hanım ona karşılığında hastalığının tedavisini vaat eder. Bu durumda, ''hayır'' demesi imkânsızdır Kemal'in.

   Osmanlı döneminin yazım dilimini beğendim, insanı havaya sokuyor. Ancak olay örgüsünü pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim maalesef. Karakterlerin bazı tutarsız davranışları beni çıldırttı. Aralarda Kur'an-ı Kerim'den ayetler bulunmasını da biraz yersiz buldum açıkçası.

   İstanbul Şehir Cumhuriyeti'nin kurgusunu oldukça iyi buldum. Gelecek öngörüsü de oldukça etkileyiciydi: oldukça kalabalık bir şehir, bir adım atabilmek için bile dakikalarca bekleyen insanlar, sıkış sıkış yeryüzünün sefaletini çekmek zorunda kalmayan zengin megakule sakinleri... Zenginlerin megakulelerde yaşaması ayrıca manidar, insanlara hem maddi hem de mecazi anlamda üstten bakmayı ifade ediyor diyebiliriz. Şehrin hemen her tarafındaki beyin yıkayan reklamlar ve haberler sunan ekranlar, birçok hastası olan psikolojik destek merkezleri, insanları sefaletten kurtarmayı ve herkese eşit haklar vermeyi amaçlayan, ancak devlet tarafından karalanan İstanbul Eşitlik Hareketi de gelecek kurgusunun inandırıcılığını pekiştiren diğer ögeler. Bu kısmın kurgusunu Osmanlı dönemine göre daha çok beğensem de, bu sefer de yazım dilinden pek hoşlanmadım. Özellikle Kemal ve arkadaşı Okyanus'un konuşmaları çok Amerikanvariydi, en azından bana öyle geldi.

   Kitabın sonuna doğru bu iki kurgu birbiriyle birleşiyor. Birleşme şekli başarılıydı. Ama o mihenk taşı hikâyeyi pek inandırıcı bulmadım. ESASLI SPOILER! Bebekken geçirilen bir ameliyatın insanı, ölümsüz, telekinetik ya da sonsuza kadar muhteşem güzellikte kılacağına inanmıyorum. Mantıklı gelmiyor, ikna olamadım. SPOILER BİTTİ.

   Gönül isterdi ki, hayallerimin karşılığını tam verseydi bu kitap, ancak olmadı, nasip değilmiş, ne yapalım. Yine de okuduğum için memnunum. Sırf İstanbul Şehir Cumhuriyeti için bile okunmaya değerdi.

Puan: 4