Hayallerine ulaşmasına ancak bir adım kalan, lakin o son adımı atamama ihtimali olduğunu fark eden insanların telaşı içindeydi.
30 Eylül 2021 Perşembe
16 Eylül 2021 Perşembe
Tazecik Kitap Yorumu: Belki Bu Defa, Belki Şimdi - Alois Hotschnig
Yüz Kitap'tan çıkan tüm kitapları okuma düşüncem vardı, Belki Bu Defa, Belki Şimdi de bunun ilk adımı oldu.
Kitapta toplamda dokuz öykü bulunuyor, her birinin adı da birbirinden güzel. Öykülerin hepsinde tekinsiz bir hava mevcut, çoğundaysa bir saplantı söz konusu.
Öykülerin konularından bahsedeyim kısaca. Aynı Sessizlik, Aynı
Bağrışma'da komşularını takıntılı bir şekilde gözetleyen bir adam;
Yürümenin İki Çeşidi'nde biri takip edilen, diğeri takip eden iki kişi;
Bir Kapı Açılıyor ve Sonra Kapanıyor'da yoldan tesadüfen geçmekte olan
bir adamın, yaşlı bir kadın tarafından oyuncak bebeklerle dolu evine
davet edilmesi; Belki Bu Defa, Belki Şimdi'de yıllardır aile
kutlamalarına gelmesi beklenen, yolu gözlenen bir amca; Bir Şeyin
Başlangıcı'nda yabancı bir yerde ve bedende kendini bulan bir adam;
Karşılaşma'da bir hayvanın ölümü; Odamda Işık Yanıyor'da
kayığıyla gölde, sazlıkların arasında bir şeyler arayan bir adam;
Sabahları, Öğlenleri, Akşamları'nda bir cadde; Tanımıyorsun Onları, Yabancı Onlar'da her gün kimliği değişen ve başka başka kimselerin hayatını yaşayan bir adam anlatılıyor.
Öyküler muğlak bir anlatıma sahip. Buraya nereden geldik veya neden bunlar yaşanıyor sorularının cevaplarını almak mümkün değil. Ancak tüm yaşananların kendi içinde tutarlı ve mantıklı olması bakımından bir rüyayı andırıyor.
Okuduğum bir yorumda kimi öykülerin psikiyatrik yahut nörolojik rahatsızlığa sahip kişilerce anlatıldığı havası verdiği yazıyordu, katılıyorum.
Anlatımın açık olmaması nedeniyle öykülerin farklı kişilerce farklı yorumlanacağına ve epey çeşitli çağrışımlara kapı açacağına inanıyorum, bu sebeple de kitabın beraber okuyup tartışmak için güzel bir seçenek olduğunu düşünüyorum. Ne var ki bunaltı hissiyatı ve saplantı teması bana pek hitap etmediğinden kitabı sevdiğimi pek söyleyemeyeceğim.
Puan: 3
8 Eylül 2021 Çarşamba
Entel Dantel: Ne İçindeyim Zamanın
Ne de büsbütün dışında. Ve ne var ki dingin olmayan bir hâl ile. Okuma ve yazmada formuma kavuşursam faydası dokunur belki diye düşündüm. Deneyelim bakalım.
26 Kasım 2020 Perşembe
Entelkitap'ın Günlüğü, Sekiz Yılını Sağ Salim Atlatmış Durumda!
Sanki bir önceki yıl dönümü yazısını daha dün yazmışım gibi... Yine cidden "sağ salim" mi diye sorabileceğim bir yıl olmuş yazı sayısı açısından, ama bu sefer en az dert ettiğim yıl diyebilirim. Çünkü şükür ki 2020 için mümkün olduğunca sağ salimim.
Bir önceki yıldönümü yazısında yazacağımı belirttiğim bir iki yazı maalesef iptal oldu, çünkü zamanla detaylara hakimiyetimi yitirdim, dilediğim gibi bir şey yazamamaktansa hiç yazmamaya karar verdim. Sonradan eğer bu eserleri tekrar okur ve izlersem rafa kaldırdığım taslaklara ekleme yapıp yayınlayacağım, bakalım.
Gelenek olduğu üzere, yazı sayılarına gelirsek:
İlk yıl: 162
İkinci yıl: 164
Üçüncü yıl: 108
Dördüncü yıl: 45
Beşinci yıl: 23
Altıncı yıl: 32
Yedinci yıl: 24
Sekizinci (bu) yıl: 11
Yine seneye daha çok yazacağım umuduyla, hoşçakalın, sevgiler...
23 Ekim 2020 Cuma
Leyleğin Getirdiği
Blogta 2018'in sonunda aldığım kitaplara yer vermişim en son. Aradan geçen iki yılda aldıklarımdan toplamda üç yazıda bahsetmeyi düşünüyorum. Bu yazıda leyleğin en son getirdiklerini göreceksiniz. Hoşgeldiniz, parke muşambalı fotoğraflarımı özlediyseniz sizi VIP köşesine alalım.
Leylek idefix'ten. Hemen her birini %55-60 arasında bir indirimle aldım kodlar sayesinde.
Kızıl Kahkaha - Leonid Andreyev: Andreyev oldukça merak ettiğim bir yazardı, üslubu hakkında da övgüler görmüştüm. Özellikle Kızıl Kahkaha kitabı tavsiye edildiğinden bununla başlamak istedim, sonra da ver elini Yahuda İskariot.
Aile Bağları - Iréne Némirovsky: Can Yayınları'nın Kısa Modern serisine başlamayı Kısa Klasikler kadar olmasa da istiyordum. Aile Bağları konusuyla ilgimi cezbetti, aile içi gerilim ve uzaklık temalarını hep sevmişimdir. Özellikle filmlerde bu konunun aile sofrası üzerinden işlenmesi çok hoşuma gidiyor. (Genel olarak sofra gerilimini de seviyorum gerçi, kendisine bir alt dalı hak ediyor!)
Benjamin Button'ın Tuhaf Hikâyesi - F. Scott Fitzgerald: Küçükken filmini izlemiştim ve sevdiğimi hatırlıyorum. Masumiyetin yitişi ve tecrübenin kazanılışını nasıl ele aldığını merak ediyorum, nihayetinde bunlar yaşla ilişkilendirdiğimiz kavramlar biraz.
Nasıl Ölünür - Émile Zola: Yazarın Germinal adlı eserini okumayı istiyordum epeydir, ancak imkanım olmamıştı. Şimdi Kısa Klasikler kapsamında başka bir eserinin basıldığını görünce neden bununla başlamayayım dedim. Konusu da oldukça güzel, toplumun farklı sınıflarının ölümle nasıl yüzleştiğini gösteriyor. Ayrıca, bu serinin kapaklarına bayılıyorum, her biri ayrı bir sanat eseri!
Lapa Lapa Kelebek Yağıyordu - Charles Darwin: İsmine ayrı, kapağına ayrı, konusuna ayrı vurulduğum bir kitap oldu. Keşif anlatılarını da oldum olası sevmişimdir. Darwin'in Beagle Yolculuğu'ndan bir kesit sunuyor kitap.
Tipi - Vladimir Sorokin: Salgın, tipi, bilim kurgu ve Rus edebiyatı? Bir insan daha ne isteyebilir.
Karanlık Dükkanlar Sokağı - Patrick Modiano: Hafızasını yitirmiş bir dedektifin kendi kimliğinin peşine düşmesini anlatıyor. Kimlik arama temasını seviyorum epey. Bir de itiraf edeyim ki tanıtım yazısını okuyup "hafızasını yitirmiş dedektif" kalıbını görünce aklıma direkt Disco Elysium geldi, almamda katkısı olmuş olabilir bu bağlantının, evet.
Elden Düşme Dünya - Wilhelm Genazino: Yazarın önceden Aşk Aptallığı kitabını okumuştum. Üslubunu sevsem de konusu beni pek bağlayamamıştı. Bu kitabınınki çok daha cazip geldi, hayatımızdaki her şey "elden düşme" midir?
Siyah Lale - Alexandre Dumas: Küçükken bu kitapla sağlıksız bir ilişkim vardı. Bende çocuklar için kısaltılmış versiyonu mevcuttu. Bitirdiğim gibi yeniden başlardım, rahat on-on beş kez okumuşumdur. Nasıl bırakmayı başarabildim acaba. Bakalım şimdi okuyunca neler olacak :P
5 Ekim 2020 Pazartesi
Sıradakinden Alıntı
Kendim böyle hissetmesem bile, ben de onun bebeklerinden biri olmuştum, belki de zaten hep öyleydim, beni kucağına oturtuyordu ve buna izin veriyordum, çünkü karşılığında bana istediğim ve her defasında daha fazlasına sahip olmak istediğim bir şeyi, kendimi hediye ediyordu.
27 Eylül 2020 Pazar
Tazecik Kitap Yorumu: Dikenlikler Prensi - Mark Lawrence
Bir süredir okuduğum şeylere aklımı veremediğimden şöyle akıcı bir şey okuyayım da açılayım demiştim. Kısa cümleleri ve yüksek temposuyla o açıdan doğru bir seçim oldu Dikenlikler Prensi. Ancak işleniş ve üslup bir noktadan sonra beni baydı.
Prens Jorg küçükken yaşadığı korkunç bir olay sebebiyle
intikam almaya yemin etmiş ve gözünü kan bürümüş bir gençtir. (genç
yerine kazara önce ergen yazdım...) Yaşadıkları kalbini katılaştırmıştır
ve kendi adamlarını bile gözlerinin yaşına bakmadan, ve genelde önemli bir gerekçesi olmadan kılıçtan geçirmektedir.
Ek
olarak hemen her zaman çok derin bir şeyler söylüyormuş edasıyla laflar
etmektedir (ve sürekli insanlara haddini bildirdiğini düşünmektedir). Jorg'un beylik laflar ettiği kısımları okurken aklıma sürekli şu gelip durdu:
Bunu demek istemezdim ama Jorg deyince aklıma gelen ilk ifade "atarlı
ergen" oluyor. Yazar çok iyi bir anti-karakter planlamış da ortaya
karikatürü çıkmış gibi hissediyorum, çok üzgünüm bu konuda.
Kitabın bölüm aralarında kimi zaman kısa parçalar bulunuyor, rastgele dağılmış gibi durduklarından bunları pek sevemedim.
Kitap hakkındaki yorumları incelediğimde çevirisinin pek beğenilmediğini gördüm. Kerem Sanatel'in çeviride
çokça Türkçeleştirme yoluna gitmesi eleştirilmiş, ancak kullandığı
dili ben pek yadırgamadım.
Jorg'un hem bizim dünyamızdaki kimi filozoflardan bahsetmesi hem büyüden dem vurması bende bir tutarsızlık hissi oluşturmuştu, ancak sonradan taşların yerine oturmasıyla yazarı takdir ettim. Ne var ki dünyasını merak etsem de Jorg'un derinliğine (ehe) ve nefretine daha katlanmam devam kitaplarını okuyarak.
Puan: 1,5






