7 Ocak 2015 Çarşamba
Sıradakinden Alıntı
Beğenmek, sahip olmanın en iyi şekli, sahip olmaksa beğenmenin en kötü şekli olsa gerek.
6 Ocak 2015 Salı
Tazecik Kitap Yorumu: Körlük - José Saramago
Araba kullanmakta olan bir adam, yeşil ışığın yanmasını beklerken kör olur. Siyah bir körlük değildir bu, artık dünyayı bembeyaz görmektedir adam. Önce, kör olan adama evine kadar eşlik eden bir adama bulaşır bu beyaz körlük, sonra ilk körün eşine, ilk körün gitmiş olduğu göz doktoruna ve sonrasında tüm şehre... Bu körlüğe yakalanmayan tek kişi ise göz doktorunun karısıdır.
İlk başlarda körlüğün geçici bir durum olduğu düşünülmektedir, ancak yine de bulaşıcı bir durum olduğuna inanıldığından, kör olanlar veya körlerle yakın temasta bulunmuş insanlar karantinaya alınmaya başlanır. Göz doktoru da karantinaya alınacaktır, doktorun karısı onu tek başına bırakmak istemez; kendisinin de kör olduğunu söyler onları götürecek olan görevlilere. Karantina binasına; eski bir deliler hastanesine götürülürler.
Bu hastane, günden güne yeni gelenlerle dolmaktadır. Günde iki kere yemekler, hastanenin dışında nöbet tutan askerler tarafından bırakılmaktadır. Ne var ki, insanlar bu karantina ortamında düzgünce yaşamayı beceremez, zira körlüğün, görülmemenin, suç işlemek için ortam oluşturduğunu düşünürler, ayrıca yemek dağıtımları aksamaya başlar. Bir süre sonra hastane, cehenneme dönüşür.
Körler her ne kadar dehşeti yaşasalar da, yaşanan olayları görebilen tek kişi doktorun karısı. Kitabı okurken onun gözleri, sizin gözleriniz oluyor ve o dehşetli dünyada, acaba kör olmak, bütün bu dehşeti görmekten daha mı iyi demekten kendinizi alamıyorsunuz.
Kitabı beğenmesine beğendim, ancak Saramago'nun yaşananları oldukça sert bir şekilde yazması, içimi kararttı. Yumuşatarak yazmasını beklemezdim zaten, kitaba da uygun olmazdı ama benim gibi biraz hassas olan okuyuculara kitabı okumadan önce kendilerini hazırlamalarını öneririm.
Diğer kitaplarında olduğu gibi, Saramago'nun bu kitabında da birbirinden güzel tespitler ve alıntı yapılası yerler vardı. Yahu Saramago, hem konun orijinal, hem kalemin çok iyi, hem verdiğin mesajlar harika... Çok şükür ki, dünyaya gelmiş ve bu güzel kitapları yazmışsın (övüp de dört vermek... :D kitap neredeyse beni depresyona sokacağı için gitti o bir puan.)
Edit:
Serinin ikinci kitabı Görmek'in yorumu burada.
Puan: 4
Sıradakinden Alıntı
Felaket herkesin başına aynı anda çöktüğünde bile bazı insanlar ötekilerden her zaman daha kötü koşullarda yaşar.
2 Ocak 2015 Cuma
Tazecik Kitap Yorumu: Knulp - Hermann Hesse
Kitapta, Knulp adındaki özgür bir ruhun hikayesi anlatılıyor. Toplam üç tane hikaye barındırıyor kitap, bir de Hesse'nin ölümünden sonra bulunan fragmanları.
Knulp, bir mesleğe sahip olmayan, bir yere bağlanıp kalamayan, sürekli seyahat halinde, arkadaş canlısı bir insan. İstediği an, başını alıp istediği yere gidiyor. Biraz felsefik bir düşünce yapısı; biraz neşeli, biraz hüzünlü bir kişiliği var.
Kitap hakkında fazla bir şey yazamıyorum, çünkü hem kitap kısa, hem de kitabın hoşluğunu anlatılmaz okunur cinsten.
Kitabı okurken ister istemez Knulp'a özendim, onun gibi özgür olmak istedim... Eh, ben de kaçışımı kitaplarla yapıyorum, elimden bu kadarı geliyor...
Puan: 4
Sıradakinden Alıntı
''Benim düşünceme göre, en güzel şey öyledir ki, bizde hazdan ayrı hüzün de, hatta korku da uyandırır.''
''Nasıl yani?''
''Bunu şöyle açıklayayım: Belli bir zaman sonra yaşlanıp kocayacağını ve sonunda ölüp gideceğini bilmesek, dünya güzeli bir kızı hiç de o kadar güzel bulmazdık belki. Güzel bir şey güzelliğini hiç yitirmese, hep güzel kalsa, bu kuşkusuz sevindirirdi beni; ama öte yandan ona soğuk bir şey gözüyle bakar, içimden şöyle geçirirdim: Bugün onu görmem şart mı, nasılsa bir yere kaçtığı yok. Oysa yıkılıp gidecek, her zaman aynı kalmayacak bir şeye baktım mı, haz duyduğum gibi acıma da hissederim.''
''Orası öyle.''
''Bu yüzden de benim için bir donanma gecesinden güzel şey yoktur. Böyle bir gecede mavi ve yeşil maytaplar görürsün, gece karanlığına dalıp yükselir havada; en güzel olduğu an ufak bir eğri çizer, yok olup gider; seyrederken sevinç de duyarız, korku da. Derken ikisinden de eser kalmaz geride. Donanma fişeklerinin havada yükselip kaybolması daha uzun sürse, o kadar güzel olmazdı.''
''Nasıl yani?''
''Bunu şöyle açıklayayım: Belli bir zaman sonra yaşlanıp kocayacağını ve sonunda ölüp gideceğini bilmesek, dünya güzeli bir kızı hiç de o kadar güzel bulmazdık belki. Güzel bir şey güzelliğini hiç yitirmese, hep güzel kalsa, bu kuşkusuz sevindirirdi beni; ama öte yandan ona soğuk bir şey gözüyle bakar, içimden şöyle geçirirdim: Bugün onu görmem şart mı, nasılsa bir yere kaçtığı yok. Oysa yıkılıp gidecek, her zaman aynı kalmayacak bir şeye baktım mı, haz duyduğum gibi acıma da hissederim.''
''Orası öyle.''
''Bu yüzden de benim için bir donanma gecesinden güzel şey yoktur. Böyle bir gecede mavi ve yeşil maytaplar görürsün, gece karanlığına dalıp yükselir havada; en güzel olduğu an ufak bir eğri çizer, yok olup gider; seyrederken sevinç de duyarız, korku da. Derken ikisinden de eser kalmaz geride. Donanma fişeklerinin havada yükselip kaybolması daha uzun sürse, o kadar güzel olmazdı.''
1 Ocak 2015 Perşembe
Tazecik Kitap Yorumu: Geri Gelenler - Gemma Malley
Bu kitap tanımadığım bir yazarın kitabı olsaydı alır mıydım? Açıkçası, hayır. Ama Gemma Malley'nin Bildirge serisini beğendiğimden, bu kitabı da okumak istedim.
Kitaba başlarken beklentim çok yüksek değildi. Kitabı okurken şaşırdım açıkçası; çünkü kitap çok hoşuma gitti, en azından ilk elli sayfa boyunca. Ancak sonra kitap bir bozdu ki, öyle böyle değil.
Kitabın kahramanı Will. Will'in annesi yıllar önce intihar etmiş, en azından Will öyle biliyor. Annesi intihar ettiğinden beri de Will, ''kaçıklar'' adını verdiği birtakım insanlar görüyor. Bu insanlar donuk, acı yüklü ve Will'i tanıyormuş gibi bakan insanlar. Son zamanlarda da, kaçıkların sayısı artmış durumda, artık Will'i aşırı derecede rahatsız etmekteler.
Will'in kaçık dediği insanların, ''Geri Gelenler''den olduklarını öğreniyoruz. Will'in de Geri Gelenlerle bir alakası var, ancak kendisi bunu hatırlamıyor. Geri Gelenler ise ısrarla Will'i kendi saflarına çekmeye çalışıyorlar.
Dediğim gibi, kitabın ilk elli sayfasını beğendim. Kitabın dili güzeldi, Will'in anlatımı samimiydi ve kitapta alıntı yapılabilecek birçok cümle vardı. Ama ne zaman ki bu Geri Gelenler, Will'le konuşmaya başladılar, o zaman kitapta bir şeyler koptu gitti; kitap anlamsız, mantıksız bir hal aldı. Bu arada, bu Geri Gelenler ne aptal insanlar yahu, birisi bile olanları değiştirmeyi akıl edemedi mi? Sonuç olarak, tuhaf bir kitaptı, beğenemedim.
Puan: 2
Sıradakinden Alıntı
Hatırladığım kadarıyla kendimi son kez mutlu hissettiğim gün, o gündü. Her şey değişmeden önce hatırladığım son anı bu.
İşin tuhaf yanı, o an pek de mutlu hissetmiyordum kendimi. Ama zaten hep böyledir, değil mi? Yani sabah kalkınca genellikle, ''Var ya, bugün çok mutluyum!'' demezsiniz. Sonradan, geçmişi düşününce mutlu olduğunuzun farkına varırsınız ancak. Mutluluk böyle tuhaf bir şey işte. Reklamlarda gördüğünüz, sırf beş para etmez bir deterjan filan satın aldılar diye deliler gibi sırıtarak, hoppala diye çocuklarını havalara atıp tutan insanların resimlerine benzemez. Böyle bir mutluluk yoktur dünyada. En azından ben böyle bir şey hiç hissetmedim. Mutluluk, birisinin fotoğrafı gibidir daha çok; güvenli bir yere sakladığınız ve arada bir çıkarıp baktığınız bir fotoğraf gibi. O fotoğrafa bakarsınız, içiniz ısınır ve üzülürsünüz çünkü o kişi artık yoktur, o yanınızdayken güneşin sanki daha fazla parladığının sonradan farkına varırsınız. Biraz karışık bir kavram; yani ''mutluyum'' değil de ''mutluydum'' denir sanki hep. Ya da bana öyle geliyor.
İşin tuhaf yanı, o an pek de mutlu hissetmiyordum kendimi. Ama zaten hep böyledir, değil mi? Yani sabah kalkınca genellikle, ''Var ya, bugün çok mutluyum!'' demezsiniz. Sonradan, geçmişi düşününce mutlu olduğunuzun farkına varırsınız ancak. Mutluluk böyle tuhaf bir şey işte. Reklamlarda gördüğünüz, sırf beş para etmez bir deterjan filan satın aldılar diye deliler gibi sırıtarak, hoppala diye çocuklarını havalara atıp tutan insanların resimlerine benzemez. Böyle bir mutluluk yoktur dünyada. En azından ben böyle bir şey hiç hissetmedim. Mutluluk, birisinin fotoğrafı gibidir daha çok; güvenli bir yere sakladığınız ve arada bir çıkarıp baktığınız bir fotoğraf gibi. O fotoğrafa bakarsınız, içiniz ısınır ve üzülürsünüz çünkü o kişi artık yoktur, o yanınızdayken güneşin sanki daha fazla parladığının sonradan farkına varırsınız. Biraz karışık bir kavram; yani ''mutluyum'' değil de ''mutluydum'' denir sanki hep. Ya da bana öyle geliyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


