23 Haziran 2015 Salı

Sıradakinden Alıntı

   Sefalet ve açlık, hastalık ve tehlike içinde yaşamaya mecbur kalsalar ya da tüm bunları sona erdirme şansı verilse, birçok kişi yaşamayı seçerdi.


22 Haziran 2015 Pazartesi

Tazecik Kitap Yorumu: Ekstralar - Scott Westerfeld


   Serinin ilk kitabı Çirkinler'in yorumu burada.

   Serinin ikinci kitabı Güzeller'in yorumu burada.

   Serinin üçüncü kitabı Özeller'in yorumu burada.

   Tally Youngblood zihin-yağmurunu başlatarak, insanları köpük-kafalılıktan kurtarmış, onlara düşünme yetilerini geri vermiştir. Bunun sonucunda insanlar, ellerindeki imkanları maksimum kapasitede kullanmaya başlamışlardır; binaların duvarlarında bulunan üretim deliklerine oldukça masraflı eşyalar ürettirmek gibi. Bunun üzerine de hükümetler, bu durumun önüne geçmek için çeşitli önlemler almışlardır. Kitapta da, Japonya'ya uğruyor, zihin yağmuru sonrası kurulan düzeni görüyor ve Aya Fuse'un hikâyesine ortak oluyoruz.

   Japonya'da zihin-yağmuru sonrasında açgözlülükten doğan tüketimi kontrol altına almak için ''ün sistemi'' kurulmuş. Eğer ünlü olmayı başarırsanız, refah içinde bir hayat sürersiniz. Eğer ünlü değil de, bir Ekstra iseniz, birkaç meziyet puanı toplayabilmek için hükümetin faydalı kabul ettiği işleri yapıp, iyi ve sorumlu vatandaş rolünü oynarsınız. Bu sayede kazandığınız meziyet puanlarınızla kendiniz için bir şeyler ürettirebilirsiniz duvar deliğine.

   Ünlü olmak kolay değil. Ünlü olmak zenginliğe giden asıl yol olduğu için, herkes ünlü olmanın peşinde. Bunun sonucunda insanlar ünlü olabilmek için çeşitli yollara başvurmuş; bir yanda haberciler, bir yanda ilginç icatlar ortaya koyan tekno-kafalar, bir yanda dikkat çekmek için çırpınan ameliyat-maymunları...

   Aya Fuse on beş yaşında. Aya'nın abisi çok ünlü bir haberci, Aya da onun kadar ünlü bir haberci olmak istiyor, ama maalesef şimdiye kadar şansı pek yaver gitmemiş. Günün birinde büyük bir dedikodu haberi hazırlamaya uğraşırken, tüm şehri etkileyecek bir sırra tesadüfen ortak oluyor. Ve gelsin olaylar...

   İnternette bu kitapla ilgili yorumları okurken, nedense bu kitabın pek beğenilmediğini gördüm. Aklım almıyor, bu muhteşem kitabı nasıl beğenmezsiniz?! Westerfeld bu kitabında kendisini aşmış bence; hem muhteşem bir öngörüde bulunmuş-şimdi bile insanlar birazcık ün kırıntısı için ne taklalar atıyor-, hem de zihin-yağmuru sonrası teknolojisini oldukça güzel tasarlamış. Olay örgüsünü de çok beğendiğimi ayrıca belirteyim. Küçük bir spoiler: Tally her zamanki gibi düşünmeden harekete geçmeseydi, daha bir memnun olurdum. Huy değişmiyor, ne yaparsınız. İnsan ırkı olarak biraz sabit görüşlüyüz, hımh.
  
   Kitabı son sınav döneminde okumuştum. Nasıl oluyorsa artık, her sınav haftasında elimden düşüremediğim bir kitap oluyor, son sınav haftasının güzelliği de bu kitap oldu benim için. Bu arada, bu kitabı okuduğum pazar gününün ertesi günü fizik sınavım vardı ve ses konusunda Doppler olayını çalışmıştım. Ders çalışmaya ara vermek için kitabı okuyayım dediğimde de, kaldığım yerin birkaç sayfa sonrasında Doppler olayının adı geçti, tıs kıs kıs. Hoşuma gitse de, korkutuyor hafiften beni bu tür şeyler :D

   Çirkinler serisine güzel bir nokta koymuş sayın Westerfeld. Ekstralar sadece serinin değil, Westerfeld'in kitapları arasında favorim oldu -Güzeller de oldukça iyiydi aslında, ama Ekstralar kadar özgün değil deyip işin içinden sıyrılsam mı ne yapsam-.

   Sonuç olarak, Çirkinler serisinin ilk üç kitabını okumuş, ama Ekstralar'ı okuma konusunda kararsız kalmış kıymetli okurlar; internette okuduğunuz olumsuz yorumlara takılmadan bu kitaba bir şans vermenizi öneririm. Neler kaçırdığınızı bilmiyorsunuz :P Pişman olmamanızı can-ı gönülden diliyorum, esenle kalın.

Puan: 5

14 Haziran 2015 Pazar

Sıradakinden Alıntı

   Bazen kalabalığın bilgeliği yalnızca gürültüden ibaretti.


Tazecik Kitap Yorumu: Karahindiba - Sinan Sülün


   Kitap üç hikâyeden oluşuyor: Aralık, Mavi Pelikan ve Karahindiba. Bunlar arasında en beğendiğim Karahindiba oldu -en beğendiğim yerine tek beğendiğim de diyebiliriz-.

   Aralık'ta ne anlatıldığını düşünüyorum da, bulamıyorum açıkçası. Rıfat diye biri var, eşi onu terk etmiş, sonradan Rıfat annesini görmek için, annesinin kaldığı abisinin evine gidiyor. Abisi ona iş ayarlamaya çalışıyor vs. Bu hikâyeyle ilgili sevmediğim pek çok şey var maalesef. İlki, Rıfat'ın incelikten yoksun, odun gibi bir karakter olması. Tamam, böyle bir karakter olabilir, ama böyle olmasının sebepleri bir açıklansa, değil mi? Eşi terk etti diye mi, niye? İkincisi, Rıfat'ın kitap okurken sürekli birilerinin ona ''Kitap mı okuyorsun? Ben okuyamıyorum çünkü...'' diye konuşma yapmaları. Bundan çok daha fazla malzeme çıkardı bence, ama herkesin hemen hemen aynı şeyleri söylemesi pek de özgün olmamış. Üçüncüsü, evin hanımının, yılbaşı geldiği için kocasına hindi almasını söylemesi. Bizim kültürümüzde böyle bir şey yok ki? Bizim kültürümüzde olmayan şeylerin, bizim edebiyatımızda yer almasına karşıyım açıkçası. Dördüncüsü, hikâyenin sonu. Hem tahmin edilebilir bir sondu, hem de sırf hikâye bitsin diye öylesine yazılmış gibiydi, tuhaf geldi gözüme. Son olarak beşincisi de-aslında bu tam anlamıyla sorun değil de neyse- karla örtülen İstanbul'un ''çok çirkin'' gözüktüğünün belirtilmesi. Kar bir şehri çirkinleştirir mi yahu, ilk defa böyle bir ifade görüyorum. Ama yine de dediğim gibi, bu sonuncu madde önemli değil, çünkü öznel görüş, ben öyle düşünürüm, başkası farklı düşünür. Neyse.

   Mavi Pelikan'da bir pelikan ile bir insanın aşkı anlatılıyor. Öte yandan, farklılıklar üzerine kurulmuş birçok aşk hikâyesini önceden görmüş olduğumdan olsa gerek, hikâyeyi pek de özgün bulmadım.

   Karahindiba'da çok nadir görülen bir hastalığa yakalanmış ve işsiz bir adamın hikâyesi anlatılıyor. Hikâyede hayata dair birçok tespit yer almakta, bunları beğendim. Hikâyenin olay örgüsü de iyiydi. Bu arada, hikâyenin sonundaki esas olayı, 2011 günlüğüme bir fikir olarak yazdığımı da belirteyim-belki de paralel evrendeki ben bu fikri öyküye dönüştürmüştür :D-. Bu hikâyeyi genel olarak beğensem de, sonunu biraz zayıf buldum, bir de, adamın babasını biraz aşırı bir karakter olarak gördüm. Bu hikâyeyle ilgili olarak şunu da belirteyim, kitabın başındaki Sinan Sülün'ün kısa biyografisine bir göz atarsanız, Karahindiba'nın ana karakteri ile benzer özellikler taşıdığını görebilirsiniz yazarın. Anlayacağınız, Karahindiba biraz otobiyografik bir hikâye-ve ben bunu fark ettiğimde nedense biraz tedirgin oldum-.

   Sonuç olarak, Sinan Sülün'ün yazım tarzını çok beğensem de, öyküleri için daha sağlam olay örgüsü oluştumasını istiyorum. Yazarın eğer başka kitapları çıkarsa, okumayı düşünüyorum. Bitirmeden önce, kitabın kapağını çok beğendiğimi de belirteyim, eline sağlık Gülay Tunç!

Puan: 3

Sıradakinden Alıntı

   Bize her şeyi yanlış öğretmişler Kudret. Bu dünyanın dörtte biri kara, dörtte üçü gözyaşıymış. İnsanlıktan ikmale kalmışız haberimiz yok.


9 Haziran 2015 Salı

Tazecik Kitap Yorumu: Menekşeli Mektup - Mustafa Kutlu


   Kitapta üç tane hikâye yer almakta: Menekşeli Mektup, Hacca Gidebilmek, Kar Üstüne Kan Damlar. Bu üçü arasında en beğendiğim, kitaba ismini veren ''Menekşeli Mektup'' oldu.

   Hikâyelerin konularına kısaca değinecek olursak...

   Menekşeli Mektup'ta bir postacının başından geçenleri okuyoruz. Bu postacı, zamanında eşi tarafından terk edilmiş. Postacı yine de hala çok seviyor eşini, ama ne yapsın, aşkını içine gömmüş, yaşayıp gidiyor. Hikâyenin ilerleyen kısımlarında, hayatları postacınınkine benzeyen başka karakterlerle karşılaşıyoruz, bir noktada karakterlerimizin hayatları kesişiyor. Çok üzücü bir hikâyeydi be...

   — Muhabbet iki başlı olacak arkadaş. Tek taraflı oldu mu sakat. Kara sevdaya girer.

   — Çaresi?

   Hikmetli bir söz söylüyor Kahveci:

   — Ya tahammül, ya sefer!

   Hacca Gidebilmek'te, şoför bir amcamızın Hac yolculuğunda yaşadıklarını öğreniyoruz. Ne çektin be amca!

   Kar Üstüne Kan Damlar'ın başında kısa bir hikaye anlatılıyor, sonradan asıl hikayeye geçiliyor. Hikâyenin anlatıcısı bir asker. I.Dünya Savaşı'nda, Erzurum'da başlıyor askerin hikâyesi. Devamı ise... Sarıkamış'ı biliyorsunuz.

   Mustafa Kutlu'nun kaleminden, oldukça güzel bir hikâye kitabı. Sırf anlatım tarzı için bile okunabilir.

Puan: 4