16 Ocak 2019 Çarşamba

Leyleğin Getirdiği

   Leylekler Eganba'dan.


Ağustosböceği - Shaun Tan: Shaun Tan'ın en son çıkan kitabı. Kargonun gelişi tam derse gitmek için yola koyulduğum vakte denk geldiğinden, kargoyu açışım ders öncesi oldu. Arkadaşlarımla hüzünlü bir şekilde bolca "yaaaaa" çekerek okuduk. Bir gün detaylı yorum da yazarım elbet (yazamadı).



Unut Gitsin - Edwards St. Aubyn: Yazın Patrick Melrose dizisini izledim. Pek bir içim parçalandı izlerken, epeyce sevdim de diziyi. Kitabın varlığından dizisinden önce haberdardım aslında, Kitaplık Kedisi'nde görmüştüm ilk. Kitabın yarı-otobiyografik oluşu insanı daha da kötü yapıyor. Serinin ilk iki kitabını okumayı düşünüyorum şimdilik, devamını okuyup okumamaya sonra karar vereceğim.

Tabiata Giden Bütün Yollar - Andrea Barrett: Yüz Kitap'ın yayınladığı son öykü kitaplarından. Hem bilim insanlarını konu alışı hem de güzelim kapağı beni cezbetti. Kitap elime geçip de künyesine bakınca ne göreyim: Kapak illüstrasyonu Yelena Bryksenkova'ya aitmiş! Kendisi çok sevdiğim illüstratörlerden biridir. Onun bir eserini barındıran bir kitaba sahip olmak da epey hoş oldu benim için.

Soğuk Deri - Albert Sanchez Pinol: Jaguar'ın Prospero serisinin ilk kitabı. Umuyorum ki yorumu da yakında. Edit: Yorum.



Şikeste, Evlilikler, Sirius Deneyleri, Gezegen 8 - Doris Lessing: Kanopus Arşivleri serisini okumayı oldukça uzun bir süredir istiyordum. Tam artık gözümü karartmış Şikeste'yi alacakken setin %45 indirime girdiğini gördüm. Esasında zam öncesi fiyatıyla %40 indirime denk geliyor, ki sık sık yapılırdı bu indirim. Şimdiyse %35'e bile pek rastgelmedim sanırım.

   Seriden Evlilikler hasarlı gelmişti, değişim talebinde bulundum. Ne telefonda bekletildim ne de değişim sürecinde herhangi bir aksaklık yaşadım. Benim kitabı geri gönderip kargo takip numarasını bildirmemin üzerinden yarım saat geçmeden karşı taraftan kargonun yola çıktığı mesajı geldi, hemen ertesi günü de kitap elime ulaştı. Çok memnun kaldım, iş ahlâklarını takdir ediyorum. Arada başka sitelerin kampanyaları sebebiyle gözüm kaymasa, Eganba'dan şaşmazdım açıkçası.

   Ufukta birkaç leylek daha var, ancak onlardan sonra bahsedeceğim. Yeni yazılarda görüşmek üzere...

12 Ocak 2019 Cumartesi

Kısa Kesmek İcap Ederse: Kırık Kanat, Beyaz Kum

   Bu yazıda tatlı mı tatlı bir arkadaşımın hediye etmiş olduğu iki çizgi romandan bahsedeceğim. Buradan da teşekkür edeyim tekrardan :P

Kırık Kanat - Antonio Altarriba & Kim: Altarriba bu kitapta annesi Petra'nın doğumundan ölümüne hayatını anlatıyor. Trajediyle dolu bu hayatta, arka planda da İspanya'nın geçirdiği değişimi görüyor, iç savaşın etkilerine tanık oluyoruz.
   Kitap dört bölüme ayrılmış, her bölüm Petra'nın hayatında önemli bir role sahip olan bir erkeğin yanında geçirdiği döneme denk geliyor. İlk bölüm bu kişi babası, bir sonrakiyse işvereni general, diğeri kocası, sonuncusu da sevgilisi.
   Altarriba, babasını anlatan Uçma Sanatı'nı yazdığında, okurlardan birisi "Peki ya anneniz?" diye bir soru yöneltmiş. Kitabın son sözünde itiraf ediyor, Uçma Sanatı'nda annesinin, sadece babasının öyküsünün altını çizmek için orada olduğunu. Annesine soğuk ve sofu bir rol vererek haksızlık yaptığını da. Uçma Sanatı'nı merak etsem de böylesi fedakâr, cefakâr, muhteşem bir kadının o şekilde anlatıldığını görmek beni mahveder.
   Kitabın çevirisi fena değil, bazı ifadelerin Türkçeleştirmesini epey başarılı buldum hatta, ama sık sık yapılan yazım hataları göz kanatacak durumda. Çizimler de fena değil. Kitap şömizli, şömizin altındaki kapağa bayıldım.
Puan: 3,5


Beyaz Kum - Brandon Sanderson: Onun adı Kenton... O son kum bükücü...
   Şakayı bir kenara bırakacak olursak, Kenton insanların kuma hükmedebilme yeteneğine sahip oldukları bir toplulukta yaşıyor, babası da bu hükmetme sanatında en yetkin olan isim ve topluluğun da başı. Kenton esasen pek bir kabiliyet gösteremiyor bu sanatta, ancak görüyoruz ki içinde bir cevher de mevcut.
   Kurgunun fazla derinlerine girmemek adına konusundan daha fazla bahsetmeyi düşünmüyorum, ancak yine de bir iki noktaya değineyim. Kitaptaki kimi olaylar okuru sanki biraz yanlış yönlendiriyor, Mastrell yolunu tamamlamak misal. Sanıyorsunuz ki bir ömür alacak, şansın da yardımıyla beş dakika sürüyor :D Bilemedim. Klişeye kaçan kimi olaylar da mevcut, bir önceki paragrafta bahsettiğim cevherin açığa çıkışı gibi.
   Kitabın çizimleri ilginç, sanki taslağın üstü direkt boyanmışçasına birçok kalem izi mevcut her yerde. Kitabın sonunda taslaklar yer alıyormuş, kıyaslayınca tabii gördüm ki son halindeki izler hiçbir şey... Renklendirmeyi ise başarılı buldum. Panellerin değişken şekilleri dinamik bir hava vermiş, o da hoşuma gitti.
   Kitabın çevirisi, editörlüğü son sayfalara kadar güzel, ancak sanki son sayfalarda nazar değmiş. Bir anda yazım yanlışları beliriyor, hatta konuşma balonları bile piksellerine ayrılıyor. Neden böyle oldu acaba.
   Sanderson seviyorsanız bakabilirsiniz, ancak konunun iyi işlenemediği kanaatindeyim. Puan: 3

30 Aralık 2018 Pazar

Cağaloğlu...

   Yine Cağaloğlu'ndan yüzlerce kilometre uzakta yazılan bir yazıyla merhaba (bu üç oluyor). Okullar başlamadan önce arkadaşlarımla beraber bir kitap turu yapalım demiştik. Aldıklarım:


Dr. Kan Bedeli, Uzay Piyangosu, Sokaktan Gelen Sesler, Elektrikli Düşler - Philip K. Dick: Bir önceki Cağaloğlu ziyaretimden bu yana çıkan PKD kitaplarını aldım. Toplu Öyküler serisi de Alfa'nın alt grubu Büyülü Fener'den Alfa'ya geçmiş, yeni tasarımla. İlk iki kitap zaten elimde var, sırf Alfa'ya geçti diye almaya şimdilik gerek görmedim.



Ten ve İz - David Le Breton: İtiraf ediyorum ki Yürümenin Felsefesi'ni hala okumadım. Yürümenin Felsefesi'ni almak üzere bakınırken benzer kitaplarda Yürümeye Övgü'ye rastlamıştım. Oradan yazarın diğer kitaplarında da Ten ve İz'i gördüm.

Demirdenizi - China Miéville: Miéville'in en son çevrilmiş kitabıydı. Yanımda getirecektim, unuttuğumu şuan fark ediyorum. Yazık oldu...

   Cağaloğlu'ndan Kadıköy'e geçiş yaptık sonrasında. Orada da İş Bankası, Tudem ve İthaki'nin yerleri vardı. Buradaki Tudem'in, Cağaloğlu'ndakinin kapanmasının ardından yeni gözdem olabileceği ihtimali karşısında çok heyecanlıydım fakat indirim %20'den en fazla %25'e çıkıyordu. Artık internetten alacağımı neredeyse tam anlamıyla kabullenerek ayrıldım oradan... Ancak tasarımı çok güzeldi içerisinin. Kitapların üzerindeki/yanındaki, kitaptan alıntı içeren veyahut konusundan bahseden not kağıtları da oldukça hoş bir dokunuştu.

   İş Bankası'nda haftanın kitabı %40 indirimde oluyor, diğer kitaplarda da üç al iki öde vardı sanırım. Tek kitap alırsanız da %20. Ben niye vaktinde not almamışım bu indirim oranlarını yahu. Şuan acaba sallıyor muyum diye kendimden şüpheye düştüm resmen. Zaman içinde indirim oranlarının değişmesi veya kampanyaların bitmesi ihtimali de hep mevcut tabii.

   İthaki'yi ararken öncelikle İthaki Akademi'ye gittik, ama yolu şaşırdığımız için denebilir. Orada kitap satışı olmuyor, not düşelim :P Oradan Penguen Kitabevi'ne yönlendirildik. Şimdi gene indirim oranlarını işkembeden mi sallıyorum diye düşüneceğim, ancak hatırladığım kadarıyla tek kitap %20 indirimdeydi eğer Penguen'in yayınevlerinden alırsanız (İthaki, Yabancı, Müptela vs.). Üç kitap ve üzeri alımlarda %35'e çıkıyordu. Resmen yanlış bir pazarlık taktiğinde bulunarak (:P) indirimi %40'a çıkarabildik. Ancak internette İthaki için sık sık %50 indirim kampanyası olurken buradan almak ne derece mantıklı, onu da düşünmek lazım. Ayrıca, kitapların çoğu bana tuhaf gelen bir şekilde tozlu/hafif hasarlı durumdaydı. Genelde kendi kitabevlerinden aldığınızda tertemiz olur halbuki. Olumlu olaraksa baskısı tükenen kimi kitapları şanslıysanız kendi kitabevlerinde bulabilmenizi söyleyebilirim. Gitmeden aramak herhalde en mantıklısı olur.

   Bizim kitap turumuzdan sonra İthaki'ye iki kez zam geldi, şakayla karışık muaz"zam" da diyebiliriz. Biz gene vakitlice alışveriş yaptık denebilir. Oradan aldıklarıma yer vermeyeceğim, çünkü büyük ihtimalle bir daha uğramam. Tekrar tekrar alışveriş yapmayı düşündüğüm yerlere yer veriyorum blogta genelde. Öbür türlü fazla savruk olurdu sanırım, her neyse...

   Alfa'dan Jack London'ın Pasifik Öyküleri serisini alacaktım, onu unutmuşum. Sonradan daha uygun fiyata buldum, ancak o başka bir yazının konusu.

   Son olarak, bu yazıyı tur arkadaşlarımdan en büyük okuyucum ve destekçim olan arkadaşıma ithaf ediyorum. Genelde ithaf başta olur, ancak afedersin güzel arkadaşım...

27 Aralık 2018 Perşembe

Tazecik Kitap Yorumu: Köpek Kalbi - Mihail Bulgakov


   Köpek Kalbi kısacık, içi dolu turşucuk bir kitap. Minik hacmine rağmen hem hicvi hem bilim kurguyu bir potada şahane bir şekilde eritmiş.

   Esasında kitabın konusunu yazmak istemiyorum tadını kaçırmamak için, ancak arka kapakta içerikten epeyce bahsedilmiş. Eğer arka kapağı okumayı tercih ettiyseniz yorumu okumaya devam edebilirsiniz. Okumayacaksanız spoiler sayıp bu yorumu da okumamanız yerinde olur.

   Profesör Filipoviç oldukça başarılı bir bilim adamıdır ve hayvanlardan aldığı çeşitli organları insanlara nakledip onları bir nevi gençleştirerek üne kavuşmuştur. En önemli deneyini gerçekleştirmek üzere de bir sokak köpeğini alır evine. Köpek Şarik'in hipofiz ve erbezlerini bir insanınkilerle değiştirir, ancak sonuç beklediği gibi olmaz... (profesör, köpeğiniz olayım şöyle çılgın deneyler yapmayın -iğrençlikte bugün.)

   Kitabı okuduğumda aklıma ilk gelen, Futurama'nın Anthology of Interest II bölümünde robot Bender'ın Profesör Farnsworth sayesinde bir insana dönüştürülüşü oldu. Filipoviç'in bakış açısıyla "haddini bilmeme", geleneksel bir bakış açısıyla ise "nefsine yenik düşme" veya "iradesine sahip çıkamama" durumları yaşar Bender. Genel anlamda, biyolojik olarak bir insan gibi görünmek yeterli değildir, toplum tarafından konulmuş sözlü/sözsüz yasalara da uymak gerekir, ahlaki değerler artık onun için bir manâ taşımalıdır. Hatta, beklentilere uyduğu sürece bir insan, insan muamelesi görür de diyebiliriz (ki bunu özellikle Şarik'in durumunda şiddetle görürüz).

   Kitaptaki hipofiz değişimi olayının nasıl kullanılabileceğine kafa yordum. Haliyle aklıma savunma geldi... Bunun üzerine de Fringe'i ve Walter Bishop'ı anımsamadan edemedim (gerçi savunma sanayi teknolojilerine kalmadan, çılgın deneyler yapan bilim adamı denince akla Walter'ın gelmemesi biraz zor).

   Bir arkadaşım Kayıp Rıhtım Öykü Seçkisi'nin 100'ler Kulübü Kahramanları teması için Köpek Kalbi'ni esas alan bir öykü yazmıştı. Kitaptan evvel okumuştum öyküyü, haliyle unutmuşum... Şimdi tekrardan okuyunca daha bir beğendim. Sizin de okumanızı şiddetle tavsiye ederim, buradan ulaşabilirsiniz.

   Mustafa Yılmaz'ın çevirisi takdire şayan, ayrıca aydınlatıcı dipnotlar için de teşekkür etmek istiyorum.

   Yorumu burada bitirirken, bir yandan da kenarda duran bir diğer Bulgakov eseri Ölümcül Yumurtalar'a göz kırpıyorum...

Puan: 4

26 Kasım 2018 Pazartesi

Entelkitap'ın Günlüğü, Altı Yılını Sağ Salim Atlatmış Durumda!

   Geldik bir blog yılının daha sonuna. Gelenek olduğu üzere, her yılın yazı sayısını paylaşayım.

İlk yıl: 162
İkinci yıl: 164
Üçüncü yıl: 108
Dördüncü yıl: 45
Beşinci yıl: 23
Altıncı (bu) yıl: 32

   Nasrettin Hoca'ya sormuşlar, hoca hoca, ölen blog dirilir mi, hoca da demiş ya olursa... (şuan hocanın kemiklerini sızlattım sanırım). Blogu diriltmek istiyorum, gerçekten. Aslında bugüne kalmadan yayınlamayı düşündüğüm ve yazıp taslaklara attığım veya kenara kaydettiğim başka yazılar da vardı, düzenleyip yayınlamak nasip olmadı.

   Herkese sabır ve sıhhat diliyorum, güzel günlerde yeni yazılarla görüşmek umuduyla, hoşçakalın.

22 Kasım 2018 Perşembe

Tazecik Kitap Yorumu: Triffidlerin Günü - John Wyndham


   "Çarşamba olduğunu düşündüğünüz bir gün pazar gibi başlamışsa ciddi bir sorunla karşı karşıyasınız demektir."

    Bir iş gününde duyacağınız bütün o gürültüden uzak bir sabaha uyandığınızı hayal edin, ne motor kükremesi, ne korna, ne de bir yerlere yetişmek için oradan oraya koşuşan insanların adım sesleri. Sessizlik; ara sıra tereddütlü ayak sürüme sesleri ve çığlıklarla kesilen.

   Bill Masen, triffidler üzerine çalışan bir bilim adamıdır. Bir çeşit bitkidir bu triffid, hareket kabiliyeti olan, etçil bir bitki. İnsanları bile öldürebilecek kuvvette bir zehir üretir. Peki neden yine de insanoğlu bu triffid denen bitkiyi yaşatır? Ondan elde edeceği yağın ekonomik getirisi için elbette.

   Masen bir gün bu zehrin gözüne sıçraması üzerine hastaneye kaldırılır, başı da sargıya alınmıştır. Sargılarının açılmasından önceki gece radyolardan duyuru yapılır, gökyüzünde muazzam bir şölen vardır, daha önce böylesi parlak renkli ve ışık saçan bir meteor yağmuru görülmemiştir. Aslına bakarsanız, belki bir daha görülmeyecektir de... Çünkü ertesi gün, bu olaya tanık olan herkes kör olmuştur.

   Sargılarını korkarak açar Masen, ancak bu gözlerini yeniden açtığı dünya, kaçınılmaz bir yıkımın eşiğindeki bir dünyadır: Nüfusun %99'unu etkileyen bir körlük, dünya üzerindeki en zeki ve manipülatif varlık olan insanın bir bakıma elenmiş olması sebebiyle besin zincirinde bir üst basamağa geçen triffidler ve bir de etrafı kasıp kavuran bir salgın hastalık...

   Ana karakterimizle beraber şehri dolanırken, intihara kalkışan birçok insana da rastlarız; bu da kurgunun geçtiği dönemde, ülkelerin uzaydaki uydularına verecekleri tek bir komutla birbirlerini haritadan silebilecekleri tehditlerinin gırla döndüğü paranoya döneminin etkisi olsa gerektir. Öte yandan, yazarın kendi içinde yaşadığı dönem de esasında pek farklı değildir.

   Kitapta bu muazzam afete çeşitli yaklaşımları görme fırsatımız olur; görenlerin kaçıp medeniyeti sıfırdan inşa etme ideali veya görenlerin görmeyenlere liderlik ederek sistemi kurtarmaya çalışması gibi... Açıkçası, Triffidlerin Günü okuduğum en korkutucu ve ahlaki açıdan en çok ikilemde bırakan kıyamet senaryosuydu. Yazarın tüm durumları artıları ve eksilerini ele alarak yazışı ve herhangi bir seçeneği idealize etmeyişini takdir ettim.

   Kitapta aklımı başımdan alan noktalardan biri de karakterlerden birinin kadınlara güçsüzlük fikrinin kabullendirilmesi üzerine söyleviydi. Sırf o kısım için bile kitabı tavsiye edebilirim.

   Kitapla ilgili yorumları incelerken okurların Yürüyen Ölüler havası hissettiklerini yazdıklarını gördüm, özellikle de ilk sahneyle. İki kurgunun da hastanede gözlerini dehşet dolu bir dünyaya açan karakterlerle başlaması bunda etkili tabii, sokakta insanları yemek için dolanan varlıklar da haliyle. Ben ise bunu asıl Masen, küçük bir kız çocuğu olan Susan'la karşılaştığında hissetmiştim, Telltale'in oyununu hatırlayarak. Susan'a nasıl triffidlerle baş edeceğini öğretmesi, bir bakıma ona baba oluşu...

   Triffidlerin Günü'nü okurken hatırlanabilecek bir diğer eserse Saramago'nun Körlük'ü. Ancak Wyndham'ın senaryosunda, Körlük'teki gibi bir yozlaşma yaşanmıyor. Aslına bakarsanız, kitapta bir noktada gören-görmeyen oranları farklı olsa işlerin nasıl değişebileceğinden bahsediliyor. Bir de bence yozlaşmama sebeplerine sokaklarda kol gezen tehlikeleri ve dönemin paranoya havasını da katmak gerekli.

   Kitapta Percy Shelley'nin Ozymandias şiirinden bir alıntıya yer veriyor Wyndham. Sunuş kısmında "İnsanlığın kibrinin bir trajedisi," diyor Langford bu kitap için, şiirin bir yansıması ve kitabın da muhteşem bir özeti olarak.

   Kitabın kapak tasarımını maalesef beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Yıllar önce kitabın çıkacağı ilk duyrulduğunda şu linkteki ikinci tasarım kullanılmıştı. İçim kaldı diyebilirim. Kitabın cildi kaliteli, iç kapağını çok beğendim. Kitabın çevirisi Niran Elçi'ye ait ve her zamanki gibi muhteşem. Ayrıca tertemiz bir okuma da sunuluyor bizlere.

   Sanırım en sevdiğim yazarlar arasına bir yazar daha kattım. Wyndham'ın diğer eserlerini de okumayı muhakkak istiyorum.

Puan: 4,5