6 Şubat 2016 Cumartesi
Sıradakinden Alıntı
''Kemikli Lizzie banyo mu yapıyor? Üstüme iyilik sağlık!'' dedi Hayalet ondan alışkın olmadığım bir şeyi yapıp gülümseyerek.
2 Şubat 2016 Salı
Tazecik Kitap Yorumu: Prens Caspian - C. S. Lewis
Serinin ilk kitabı Büyücünün Yeğeni'nin yorumu burada.
Serinin ikinci kitabı Aslan, Cadı ve Dolap'ın yorumu burada.
Serinin üçüncü kitabı At ve Çocuk'un yorumu burada.
Lucy, Susan, Edmund ve Peter, bir istasyonda kendilerini okula götürecek treni beklemektedirler. Derken, hepsi bir çekiştirme hissi duyar. Onları çeken ne derseniz, büyüdür bu; Narnia'ya çağrılmaktadır çocuklar.
Çocuklar kendilerini buldukları yerde çevreyi keşfetmek üzere yürümeye başlarlar, bir harabeye denk gelirler. İlk başta anlayamazlar buranın neresi olduğunu, sonradan fark ederler; hüküm sürerken kaldıkları saray Cair Paravel'dir burası. Ancak sarayın yıpranmışlığına bakılacak olursa yüzyıllar geçmiş gibidir aradan. Halbuki onlar Narnia'dan döneli sadece bir yıl olmuştur! Böylece zamanın Narnia'da bizimkine eş bir şekilde akmadığını anlarlar.
Sarayın hazine odasından Aslan'ın kendilerine vermiş olduğu hediyeleri alır çocuklar, ne var ki Susan'ın yardım çağırmaya yarayan büyülü borusu kayıptır. Bu çocukların canını sıksa da, yapacak bir şey yoktur.
Cair Paravel oldukça ıssız ve terk edilmiş durmaktadır. Sarayın yakınlarındaki derede bir kayık belirince bu sebeple şaşırırlar. Kayıkta iki muhafız ve bir esir vardır. Muhafızlar esiri suya atarlar. Çocuklar bu durumu görünce kayıtsız kalamazlar, muhafızların hakkından gelip esiri kurtarırlar.
Esir, Yaygaracı adında bir cücedir. Kendisi Prens Caspian'ın yardımcılarından biridir. Çocuklara Prens Caspian'ın gerçek Narnia Kralı olduğunu, ancak zorba amcası Miraz sebebiyle hakkı olan tahtı elde edemediğini anlatır çocuklara. Caspian Narnialıları yanına alarak Miraz'a karşı bir savaş başlatacaktır, ancak oldukça yetersizdir imkanları. Bu sebeple de büyülü boruyu çalmış ve yardım geleceğini ummuştur. Bu yardımın ya Aslan'ın ya da yüzyıllar önce hüküm sürmüş olan dört kardeşin gelmesiyle olacağına inanıyordur Caspian. Yaygaracı da, yardıma gelecek olan kişileri bulmakla görevlendirilmiştir (gelecek olan kişilerin efsaneler dolayısıyla Lamba Çoraklıkları'nda veya Cair Paravel'de belirecekleri tahmin edilmiştir). Ne var ki Yaygaracı, Cair Paravel'e yaptığı yolculukta Miraz'ın adamları tarafından yakalanır. Ama şansa bakın ki, aradığı insanlar tarafından kurtarılır.
Çocuklar Yaygaracı'ya yıllar önce hüküm süren kral ve kraliçelerin kendileri olduğunu söylerler, ancak Yaygaracı karşısındakilerin sadece birer çocuk olduğuna inanmaktadır. Ancak çocuklar kendilerini çeşitli alanlarda kanıtlayarak Yaygaracı'yı ikna ederler. Artık yapmaları gereken Caspian'ı bulup ona savaşta yardım etmek ve Narnia'yı zorba Miraz'ın elinden kurtarmaktır.
Bu kitabı pek bir seviyorum (diğer Narnia kitaplarını da seviyorum elbette, ama sanki buna sevgim ağır basıyormuş gibi hissediyorum). Bunda karakterler ve olay örgüsü de etkili. Pevensie kardeşleri (Lucy, Edmund, Susan ve Peter) pek bir seviyorum zaten. Ayrıca bu kitapta Caspian, Yaygaracı ve Bastıbacak gibi şahane tipler de katılıyor karakterler arasına. Yaygaracı'nın konuşma tarzı çok hoşuma gidiyor (şaşkınlığını, laflarının sonuna alakalı alakasız birkaç kelime koyarak belirtiyor, ''sakal ve karyola!'' örneğin :D), bu tarzıyla kendisinden sonra oluşturulan birçok karaktere de ilham verdiğini düşünüyorum. Bastıbacak ise, cüssesi minik, yüreği kocaman bir fare. Farelerin kitabın sonundaki bir sahnesi de çok etkileyiciydi, belirtmeden geçmeyeyim. Caspian'a bir şey yazmama lüzüm yok, ne de olsa bu kitap onun için yazıldı :P
Bu kitapta da, serinin önceki kitaplarında olduğu gibi, dinle/inançla ilgili birkaç ufak metafor vardı. Aslan varsa olmaması kaçınılmaz zaten aslında.
Kitabın sonu oldukça hoştu. Eh, muhteşem bir kitaba, oldukça güzel bir son :) Sıra serinin devam kitaplarında, ne zaman yorum yazarsam artık...
Puan: 5
24 Ocak 2016 Pazar
Kısa Kesmek İcap Ederse: The New World, The Wide,Wide Sea, Snowscape
Serinin ilk kitabı Umut Bıçağı'nın yorumu burada.
Serinin ikinci kitabı Sorgu ve Yanıt'ın yorumu burada.
Serinin üçüncü kitabı İnsan Denen Canavar'ın yorumu burada.
Kaos Yürüyüşü serisine son noktayı koydum (sanki ben yazmışım gibi :P).
Kaos Yürüyüşü serisinin üç tane yan kitabı var. Kitap dediğime bakmayın, kısa romanlar. Bunları okumayı pek istiyordum ve gördüm ki, Patrick Ness'in sitesinden bunları ücretsiz indirebiliyoruz. Siteye buradan ulaşabilirsiniz. (Hikâyeler mail adresinize bir linkle gönderilecek, o gönderilen linkten hikâyeleri okuyabilirsiniz, ne var ki o link büyük ihtimalle açılmayacak, çünkü Türkiye'de yasaklı bir site. Yasaklı sitelere ise nasıl girileceğini anlatmama da lüzum yok :D Şu an bunu yazmakla bile yanlış yapıyor olabilirim, ama cidden o sitenin niye yasaklandığını anlamadım.)
The New World (Yeni Dünya) - Patrick Ness: Serinin
0.5 numaralı kitabı (çok tuhaf bir cümle oldu, ama ne yapalım). Ama
serinin istediğiniz kitabından önce veya sonra okuyabileceğinizi
düşünüyorum.
Kitapta Viola ve anne babasının, Yeni Dünya'ya inmek için seçildikleri andan itibaren yaşadıklarını Viola'nın ağzından dinliyoruz. (Küçük bir hatırlatma: Todd, Umut Bıçağı'nda Viola'yı bataklıkta, bir enkazın yakınlarında buluyordu.)
Bu kitapta, yerleşimci gemisindeki işleyişe bir göz atma fırsatı buluyoruz. Vee, elbette Bradley'yi görüyoruz. Bradley ile ilgili birkaç nokta, serinin devam kitaplarında karşımıza çıkıyor. Kitapları okuyanlar bu küçük ayrıntıları seveceklerdir bence.
Çok duygusal bir hikâyeydi. Başlarda Viola'nın tavırlarına sinir olsam
da, kendisinin sonradan edindiği kararlı tavır hoşuma gitti. Puan: 4
The Wide, Wide Sea (Engin, Engin Deniz) - Patrick Ness: Serinin 2.5 numaralı kitabı. Bu kitabı en azından ilk kitaptan sonra okumanızı öneririm. Tabii ikinci kitaptan sonra okursanız daha iyi olur.
Bu kitapta, Sorgu ve Yanıt'ta bahsi geçen, deniz kıyısındaki yerleşim yerinin son günlerini okuyoruz. Haliyle, Şifacı Coyle da yer alıyor bu öyküde. İnsan Denen Canavar'da beklediğim, ancak göremediğim ''iyi niyetli'' Şifacı Coyle'u bu kitapta gördüm, huzura da erdim.
Kitap esas olarak imkansız bir aşkı ele alıyor. Çok şaşırdım açıkçası okurken. Bu ilişki çok gerçekçi işlenmişti; ikisinin birbirine olan hisleri ve çevredekilerin onlara bakış açıları... Çok etkilendim.
Bu kitap da epey duygusaldı, özellikle sonları. Öykünün sonu, ucu açık olsa da, umut dolu oluşu bakımından hoştu. Puan: 4
Snowscape (Kar Umacısı) - Patrick Ness: Serinin 3.5 numaralı kitabı. Bu kitabı muhakkak üçüncü kitaptan sonra okuyun, kesinlikle önceden okumayın. Bu yorumu da, eğer üçüncü kitabı okumadıysanız, okumayın.
Bu kitapta görüyoruz ki, yerleşimci gemisi iniş yapmış, insanlar uyandırılmış ve Manklarla tam bir barış sağlanmış.
Önceki yerleşimcilerle yeni gelenlerden bir grup insan, dünyayı keşfe çıkmaya karar vermiş, bu yolculuk süresince dünyanın dört bir yanındaki Manklar da kendilerine yardımcı olacak. Bu keşif grubunda Lee ve Wilf de yer almakta. Anlatıcımız da Lee. Kendisinin anlattıkları da, haliyle Wilf'in gördükleri. İkisini de pek seviyorum, bu açıdan iyi oldu bu hikâyeyi okumak.
Yolculuğun bir noktasında grubumuz saldırıya uğruyor, ancak bu saldırının kim veya ne tarafından düzenlendiğini anlayamıyorlar. Saldırıdan bir grup Mank'ın sayesinde kurtuluyorlar. İşin ilginç tarafı, bu Manklar Feza'ya bağlı değil, dünyanın kalanından ayrı bir toplulukları var. Ancak yine de dostça yaklaşıyorlar keşif grubuna. Onları ağırlıyorlar yerleşim yerlerinde, onlara saldıranın ''Snowscape (kar umacısı)'' olduğunu anlatıyorlar. Ancak bu Mankların bir şeyler gizliyor gibi bir halleri var, sonradan açığa çıkıyor bu sırlar... Spoiler! Omelas'ı Bırakıp Gidenler diyeyim...
Kitabın olay örgüsünü çok beğendim. Bence bu öyküden uzun bir roman bile çıkabilirdi. Dünyayı keşfetmeye devam etsinler, ne de güzel olur, ha Patrick Ness? Neyse. Kitabın sonu da, seriyle ilgili aklımızdaki bir soru işaretini gideriyor. Buna bir ''yaşasın'' deyip, gidiyorum. Puan: 5
Serinin ikinci kitabı Sorgu ve Yanıt'ın yorumu burada.
Serinin üçüncü kitabı İnsan Denen Canavar'ın yorumu burada.
Kaos Yürüyüşü serisine son noktayı koydum (sanki ben yazmışım gibi :P).
Kaos Yürüyüşü serisinin üç tane yan kitabı var. Kitap dediğime bakmayın, kısa romanlar. Bunları okumayı pek istiyordum ve gördüm ki, Patrick Ness'in sitesinden bunları ücretsiz indirebiliyoruz. Siteye buradan ulaşabilirsiniz. (Hikâyeler mail adresinize bir linkle gönderilecek, o gönderilen linkten hikâyeleri okuyabilirsiniz, ne var ki o link büyük ihtimalle açılmayacak, çünkü Türkiye'de yasaklı bir site. Yasaklı sitelere ise nasıl girileceğini anlatmama da lüzum yok :D Şu an bunu yazmakla bile yanlış yapıyor olabilirim, ama cidden o sitenin niye yasaklandığını anlamadım.)
Hikâyelere gelecek olursak...
The New World (Yeni Dünya) - Patrick Ness: Serinin
0.5 numaralı kitabı (çok tuhaf bir cümle oldu, ama ne yapalım). Ama
serinin istediğiniz kitabından önce veya sonra okuyabileceğinizi
düşünüyorum.Kitapta Viola ve anne babasının, Yeni Dünya'ya inmek için seçildikleri andan itibaren yaşadıklarını Viola'nın ağzından dinliyoruz. (Küçük bir hatırlatma: Todd, Umut Bıçağı'nda Viola'yı bataklıkta, bir enkazın yakınlarında buluyordu.)
Bu kitapta, yerleşimci gemisindeki işleyişe bir göz atma fırsatı buluyoruz. Vee, elbette Bradley'yi görüyoruz. Bradley ile ilgili birkaç nokta, serinin devam kitaplarında karşımıza çıkıyor. Kitapları okuyanlar bu küçük ayrıntıları seveceklerdir bence.
The Wide, Wide Sea (Engin, Engin Deniz) - Patrick Ness: Serinin 2.5 numaralı kitabı. Bu kitabı en azından ilk kitaptan sonra okumanızı öneririm. Tabii ikinci kitaptan sonra okursanız daha iyi olur.
Bu kitapta, Sorgu ve Yanıt'ta bahsi geçen, deniz kıyısındaki yerleşim yerinin son günlerini okuyoruz. Haliyle, Şifacı Coyle da yer alıyor bu öyküde. İnsan Denen Canavar'da beklediğim, ancak göremediğim ''iyi niyetli'' Şifacı Coyle'u bu kitapta gördüm, huzura da erdim.
Kitap esas olarak imkansız bir aşkı ele alıyor. Çok şaşırdım açıkçası okurken. Bu ilişki çok gerçekçi işlenmişti; ikisinin birbirine olan hisleri ve çevredekilerin onlara bakış açıları... Çok etkilendim.
Bu kitap da epey duygusaldı, özellikle sonları. Öykünün sonu, ucu açık olsa da, umut dolu oluşu bakımından hoştu. Puan: 4
Snowscape (Kar Umacısı) - Patrick Ness: Serinin 3.5 numaralı kitabı. Bu kitabı muhakkak üçüncü kitaptan sonra okuyun, kesinlikle önceden okumayın. Bu yorumu da, eğer üçüncü kitabı okumadıysanız, okumayın.Bu kitapta görüyoruz ki, yerleşimci gemisi iniş yapmış, insanlar uyandırılmış ve Manklarla tam bir barış sağlanmış.
Önceki yerleşimcilerle yeni gelenlerden bir grup insan, dünyayı keşfe çıkmaya karar vermiş, bu yolculuk süresince dünyanın dört bir yanındaki Manklar da kendilerine yardımcı olacak. Bu keşif grubunda Lee ve Wilf de yer almakta. Anlatıcımız da Lee. Kendisinin anlattıkları da, haliyle Wilf'in gördükleri. İkisini de pek seviyorum, bu açıdan iyi oldu bu hikâyeyi okumak.
Yolculuğun bir noktasında grubumuz saldırıya uğruyor, ancak bu saldırının kim veya ne tarafından düzenlendiğini anlayamıyorlar. Saldırıdan bir grup Mank'ın sayesinde kurtuluyorlar. İşin ilginç tarafı, bu Manklar Feza'ya bağlı değil, dünyanın kalanından ayrı bir toplulukları var. Ancak yine de dostça yaklaşıyorlar keşif grubuna. Onları ağırlıyorlar yerleşim yerlerinde, onlara saldıranın ''Snowscape (kar umacısı)'' olduğunu anlatıyorlar. Ancak bu Mankların bir şeyler gizliyor gibi bir halleri var, sonradan açığa çıkıyor bu sırlar... Spoiler! Omelas'ı Bırakıp Gidenler diyeyim...
Kitabın olay örgüsünü çok beğendim. Bence bu öyküden uzun bir roman bile çıkabilirdi. Dünyayı keşfetmeye devam etsinler, ne de güzel olur, ha Patrick Ness? Neyse. Kitabın sonu da, seriyle ilgili aklımızdaki bir soru işaretini gideriyor. Buna bir ''yaşasın'' deyip, gidiyorum. Puan: 5
17 Ocak 2016 Pazar
Entel Dantel: İyi Geceler
Günün en güzel vakti başlıyor, sessizlik çöküyor yavaş yavaş, karanlık kuşatıyor her yanı... Yağan kar da cabası!
Simon & Garfunkel'dan bir parça bırakıp gidiyorum. İyi geceler...
Niktofili: (n.) Karanlığı veya geceyi sevme durumu. Karanlıkta rahatlık veya huzur bulmak.
Simon & Garfunkel'dan bir parça bırakıp gidiyorum. İyi geceler...
9 Ocak 2016 Cumartesi
Sıradakinden Alıntı
''Ya bir gün dünyamızdaki, yurdumuzdaki insanlar, insan görünümü altında, aynı buradaki hayvanlar gibi için için vahşileşirse, kimin ne olduğu anlaşılmazsa ne olacak? Korkunç değil mi?''
2 Ocak 2016 Cumartesi
Tazecik Kitap Yorumu: Hesap Günü - Mustafa Kutlu
Musallada bir tabut, yeşil örtü üstünde, yapayalnız.
Arif'in Bedir Bey ölmüş, duymuş muydunuz?
Kimdir bu Bedir Bey? Tüm ömrünü maddiyat ile maneviyat arasında savruluşlarla geçiren, neye niyet edip kısmetinde ne çıkan, kimi zaman hayatın yüzüne güldüğü, kimi zamansa arkasını döndüğü, sonunda ise ölümle tanışan, senin benim gibi bir insan.
Kitabı okurken iki şey arasında mekik dokuyoruz, Bedir Bey'in ölümü ve yaşamı. Bedir Bey'i tabutta görüyoruz önce; cenazesindeki insanlar -insanlık hali-, bir an ölüme üzülseler, bir an ölümden korksalar da, sonra yine gündelik ıvır zıvırdan konuşmaya başlıyor. Ara sıra Bedir Bey'in tabuttan seslenişlerini duyuyoruz. Bazen bir tanıdığı geliyor, tabuttaki Bedir Bey'le konuşuyor, yaptıklarından pişman, ağlayarak uzaklaşıyor oradan. Bedir Bey'in yaşamı kısımlarında ise, doğduğu andan başlayıp, ömrünün son demlerine kadar neler görüp geçirdiğini okuyoruz.
Kitabı genel olarak sevdim, özellikle cenaze kısımları hoşuma gitti. Hayatın tüm özeti gibi. Ölüm burnunun dibinde, ama sen yine de onu görmezden gelip, maddiyata dalabiliyorsun.
Her kitabında olduğu gibi, yine bu kitabında da güzel tespitleri var Mustafa Kutlu'nun. En vurucu tespitlerden biri olmamakla birlikte, en beğendiklerimden birini iliştireyim aşağı:
''Zaten biz Türklerin iki özelliği vardır. Pratik ve pragmatik olmak. O sebeple bizden filozof çıkmaz, aksiyon adamı çıkar.''
Kitap kapağındaki ebru çalışmasını çok beğendim. Hikmet Barutçugil'e aitmiş, ellerine sağlık.
Kitabı genel olarak sevdiysem de, birkaç küçük noktaya da değineyim. Mustafa Kutlu çok üretken bir yazar, hemen her yıl yeni kitabı çıkıyor. Her seferinde farklı konular bulması da biraz zor oluyor olabilir (diye düşünüyorum). Bu kitabı okurken aklıma sık sık Beyhude Ömrüm geldi. Beyhude Ömrüm'de de dünya işleriyle uğraşırken (bir bahçe kurma sevdasına) bir ömür geçiyordu. Hesap Günü'nde de benzer bir durum var denebilir. Öbür nokta da şu, kitabın genelinde bir anlatıcı var. Ancak bir noktadan sonra anlatıcı kayboluyor, Bedir Bey birinci ağızdan anlatmaya başlıyor. Bu anlatıcı değişiminin kasıtlı mı yoksa kasıtsız mı yapıldığını anlayamadım. Pek önemli sayılmaz gerçi bu.
Sonuç olarak Mustafa Kutlu'dan yine güzel, dolu bir kitap. Ama en sevdiğim Mustafa Kutlu kitapları arasında yerini alamadı.
Puan: 4
1 Ocak 2016 Cuma
Sıradakinden Alıntı
Bedir'in kalbinde bir tel koptu.
Nedir yahu bu kalp dediğin çalgı âleti mi? Olamaz mı? Kalbimizde yerine göre bir oynak hava, yerine göre bir uzun hava duyulamaz mı?
Duyulur.
Eh işte dememiz odur.
Nedir yahu bu kalp dediğin çalgı âleti mi? Olamaz mı? Kalbimizde yerine göre bir oynak hava, yerine göre bir uzun hava duyulamaz mı?
Duyulur.
Eh işte dememiz odur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



